28 Şubat sürecinden bu yana cezaevlerinde tutuklu bulunan Müslüman mahkûmların mağduriyetine dikkat çeken dönemin mağdurlarından Rukiye Dal, 28 Şubat'ın asıl mağdurlarının halen cezaevinde olduğunu söyledi.

28 Şubat 1997'de yapılan askeri darbede İslami şiarlara karşı savaş ayyuka çıktı. Sırf başörtülü olduğu için birçok memur görevinden uzaklaştırılırken, binlerce başörtülü öğrencinin de üniversite öğrenimine son verildi. 28 Şubat döneminde başörtüsü yasağından dolayı önce sürgün edilen, daha sonra görevinden alınan ve 5 yıl boyunca da görevinden uzak kalan Rukiye Dal, o süreçte yaşadığı ve yaşanılan mağduriyetleri İLKHA'ya anlattı.

28 Şubat sürecinde başörtüsü nedeniyle mesleğinden ihraç edilen ve 5 yıl sonra yeniden öğrencilerine kavuşan öğretmen Rukiye Dal, o dönem sırf başörtülü olduğundan dolayı çeşitli bahanelerle kendisine açılan soruşturmalar sonucu çok severek yaptığı mesleğinden ihraç edilmenin hüznünü, aradan geçen yıllara rağmen halen unutamadığını söyledi.

28 Şubat süreci yaşandığında üniversite son sınıf öğrencisi olduğunu ve mezun olduktan sonra 1998 yılında öğretmen olarak göreve başladığını belirten Dal, öğretmenliğe atandığı ilk günden itibaren de başörtülü olduğu için sürekli kendisine soruşturma açıldığını ve göreve henüz yeni başladığı okuldan sürgün edildiğini aktardı.

28 Şubat sürecinde birçok arkadaşı gibi kendisinin de bir mağduriyet yaşadığını ve başörtüsü yasağı nedeniyle 2000 yılında görevden alındığını söyleyen Dal, mesleğine ve öğrencilerine, mesleğinden ihraç edildikten 5 yıl sonra ancak kavuşabildiğini ifade etti.

Başörtülü olduğu için 28 Şubat döneminde öğretmenlik mesleğinden koparıldığını, sonraki yıllarda yapılan düzenlemelerle yeniden mesleğine ve öğrencilerine kavuştuğunu belirten Dal, şimdi Mehmet Emin Er İmam Hatip Kız Lisesinde Müdür Yardımcılığı görevini yürütüyor.

"O dönem çok büyük dramlar yaşadık"

Dal, "Elbette o dönem çok büyük dramlar yaşadık. Öğretmenlik stajyerlik kursunda da bizi ilk gün içeri almadılar, dışarda beklettiler. İkinci gün derslere girdik ama kişilerin bireysel muamelesiyle karşılaştık. O dönem kurs verenler bizi kursa almama kararı aldılar. Daha sonra da 'Bu bir kurstur, kursa gelenler alınsın ama derse girmesin.' kararı aldılar. Hatta ilköğretim yüksek kurulu başkanı da benim üzerime yürüdü. Beni sınıftan atmaya çalıştı. Ben görmedim ama sınıfta ayakta bekletilen arkadaşlarım oldu. Derste oturmasına izin verilmeyen arkadaşlarım oldu. Sürekli buna benzer muameleler ile karşılaştık. Savunmalarımızı yazdık, okul idarecilerimiz, savunmalarımızı Milli Eğitim Bakanlığına göndermediler. Bunları sonrasında alınan bir kararla okullarımızdan sürgün edildik. Ben Anadolu imam hatip lisesinde öğretmen iken, beni ilköğretime sürgün ettiler. Sürgün edildiğimi de zaten açıkça söylediler." dedi.

"Sürgün edildiğim okulda 15 gün boyunca beni okula almadılar"

Başörtülü olduğu için sürgün edildiği okulda 15 gün boyunca okula alınmadığını anlatan Dal, "Okulun idaresi, okula girmemem için öğrencileri örgütlemişler. 15 gün boyunca da beni derse almadılar. Daha sonrasında ben yazılı bir talimat istedim. Bu talimatı istedikten sonra beni okula ve derse almaya başladılar. Derse girdikten sonra sürekli gözetim altındaydım, sürekli dersim bölünür ve ne yaptığım kontrol edilirdi. Sürgün edildikten sonra görevden alınmam ise hızlandırıldı. O zaman ki yönetmeliğe göre beni görevden alabilmeleri için üç yılımı doldurmam gerekiyordu. Üç yılı doldurdum ve görevden alındım. Bu süreçte çok travmalar geçirdim. Sokakta yürürken başımızı kaldırmazdık ve kendi iç âlemim de problemlerimi çözemiyordum. Seccadenin başında çok fazlasıyla sürekli ben mide rahatsızlıkları yaşadığımı çok iyi hatırlıyorum. Arkadaşlarımızla hepimiz aynı durumu yaşıyorduk." ifadelerini kullandı.

"Bir öğrenci gördüğümde, okul zili sesi duyduğumda dünyam başıma yıkılıyordu”

Görevden alındığını ise milli eğitimden sorumlu vali yardımcısının odasında öğrendiğini dile getiren Dal, "Üzerimden değişik bir yükün kalktığını hissettim. Bu karar bana göre Rabbimin kararıydı ve böyle de olması gerekiyordu. Evet, buna vesile olanlar cezalandırılacak, onlar benim görevden alınmama vesile oldular. Bu süreçten sonra zaten benim üzerimden büyük bir yükün kalktığını hissettim. Çünkü ben mesleğimi seviyordum. Severek yaptığım mesleğimi bırakmak çok zor oldu. Öğretmenlik çok güzel bir meslek. Çünkü hem dünya ve ahretiniz hem de öğrencilerinizin geleceği var. Gerçekten öğretmenlik mesleği insanın ahretini kazanacağı bir meslek. Severek yaptığınız mesleğinizi nasıl bırakabilirsiniz? Böyle bir şeyin kararını nasıl verebilirsiniz? Ben böyle bir şeyin kararını veremem. Rabbime günlerce 'Beni bana bırakma.' diye yalvardığımı hatırlıyorum. Gerçekten çok değişik bir duyguya girdim. Sadece öğrencilerimden ayrılacağım duygusu beni çok yıprattı. O anın travmasını o an yaşamadım ama daha sonradan gerçek hayat ile yüz yüze kaldığım zaman o zaman görevden alınmanın nasıl bir duygu olduğunu hissettim. Bir öğrenci gördüğüm zaman dünya benim başıma yıkılıyordu. Okul zili sesi duyduğumda hüzünleniyordum. Yani ben çok kötü yıllar yaşadım." şeklinde konuştu.

"28 Şubat zihniyetinin değiştiğini düşünmüyorum"

28 Şubat zihniyetini taşıyan çevrelerin ve kişilerin her fırsatta İslam'ı ve Müslümanları hedef aldığına dikkat çeken Dal, şunları söyledi:

Bana göre 28 Şubat zihniyeti değişmedi ve halen çok cüretkârca konuşan ve eleştirilerini yapanlar var. O zaman zaten niyet Müslüman kimliğini sindiremeyen o dönemin başbakanının ağzından çıkan cümle, 'Müslümanları ve zihniyetlerini değiştireceğiz.' şeklindeydi, niyet zaten buydu. Bunda kısmen başarılı oldular. Tesettürümüze, Müslümanlık anlayışımıza baktığımızda bunu görüyoruz. Gerçekten bir nesli yok ettiler. Halen katsayı ile ilgili 2019 yılına gelmişiz, velilerimiz, 'Katsayı devam ediyor mu, bu okuldan mezun olan Tıp Fakültesine gidecek mi?' Biz halen bunları duyuyoruz. Bazı ortaokullarda rehber öğretmenler tarafından öğrencilere, 'İmam hatiplerden mezun olan öğrenciler bir fakülteye giremez, imam hatiplere gitmeyin, imam hatipten mezun olanlar üniversiteye gidemiyor.' telkinleri halen devam ediyor. Bunlar bitmiş değil, bunlar gerçek. Bu anlamda 28 Şubat zihniyetinin değiştiğini düşünmüyorum. Evet, başörtülerimizi takıyoruz, hayatımız güzelleşti ve maddi olarak çok rahatladık. Ama ben zannetmiyorum ki Allah korusun asla bunun olmasını da istemem, bir günde bizi tekrar 28 Şubat'a tekrar döndürebilirler. Bizi 28 Şubat’a döndürebilecek zihniyetteki insanların var olduğuna inanıyorum. 28 Şubat, cezaevinde olanlar için devam ediyor. 28 Şubat'ı uygulayanların artık ceza alması gerekir. O dönem görevden ihraç edilenlerin de özlük hakları noktasında bir adım atılması ve bu mağduriyetlerin artık bir an önce son bulması gerekir.

"Bir nesli yok ettiler"

Dal, sözlerine şöyle devam etti: "Bence 'bin yıl' dedikleri gençliğimizin heba olmasıdır. O dönemin inançlı insanları evlerinde kalmak zorunda kaldılar. Şimdi biz, çocuklarımıza Peygamberimizin ismini söylediğimizde şaşırıyorlar ve ismini bile bilmiyorlar. Bunu biz imam hatiplerde yaşıyoruz, acaba düz liselerde bu nasıldır? Çok büyük bir bilinç kaybı var. Çünkü o nesilde heba olanlar kız oldular, şu anda anneler ve geleceğimizden emin olmak için şuurlu neslimizi, o dinamik imam hatiplerimizi tekrar canlandırmamız gerekiyor."

"28 Şubat'ın asıl mağdurları halen cezaevinde"

28 Şubat'ın asıl mağdurlarının halen cezaevinde olduğuna dikkat çeken Dal, son olarak şunları kaydetti:

"Elbette ki bugünlerde 28 Şubat tekrar gündeme geldi. Geçmişe dair belgeseller, gerçek tanıklar seyrediliyor. 28 Şubat'a tekrar dönme korkusunu halen yaşıyoruz. Halen cezaevlerinde 28 Şubat mağduru olan insanlar var. Zaten 28 Şubat'ın asıl mağdurları da o insanlardır. Biz, belki bir noktadan sonra bir şekilde hayata tutunduk ama gerçek hayatlarından uzak kalıp dört duvar arasında hayatlarını devam ettiren insanlar var. Eğer ki 28 Şubat bitecekse tamamıyla bitmesi lazım. Başörtüsü şu anda sadece yönetmelikle serbest. Başörtüsü, bir an önce anayasal güvence altına alınması gerekir." (İbrahim Koçyiğit-İLKHA)

İlgili Haberler

Editörün Seçtikleri

Öne Çıkan Haberler