28 Şubat sürecinde başörtüsü yasağından dolayı eğitim hakkı elinden alınan Hatice Sohbet, o dönemde sırf başörtülü oldukları için mağdur edildiklerini hatırlatarak, "Sırf başörtüsü taktığımız için jandarmadan coplanarak dayak yiyorduk." dedi.

Türkiye tarihine "post modern darbe" olarak geçen ve Müslüman halk üzerinde derin izler bırakan 28 Şubat’ın üzerinden 22 yıl geçti. Birilerinin dediği gibi belki "bin yıl" sürmedi ancak bıraktığı travmalar, acılar ve mağduriyet ne acıdır ki halen devam etmekte.

Tam 22 yıl önce sadece başörtülü oldukları için üniversiteye alınmayarak eğitim hakları ellerinden alınan dönemin öğrencileri, o karanlık sürecin üzerinden yıllar geçse de yaşadıkları zulmü unutamıyor.

O karanlık sürecin mağdurlarından sadece biri olan ve Malatya İnönü Üniversitesinde Okul Öncesi Öğretmenliği bölümünü okurken, 28 Şubat sürecinde okula alınmadığı için mezun olamayan Hatice Sohbet, yarım kalan eğitimini ancak yıllar sonra tamamlayabildi.

1997 yılında eğitime başladığı üniversiteyi bir yıl sonra başörtüsü yasağı nedeniyle bırakmak zorunda kalan Sohbet, 28 Şubat döneminde İnönü Üniversitesinin içerisine bir karakol kurulduğunu ve başörtüsüyle kampüse girmek isteyen öğrencilerin coplanarak gözaltına alındığını söyledi.

O dönem sırf keyfi bir karar yüzünden binlerce üniversite öğrencesinin bir dönem sonra üniversiteyi bırakmak zorunda kaldığını belirten Sohbet, 28 Şubat sürecinde yaşadıklarını İLKHA’ya anlattı.

Türkiye tarihine "post modern darbe" olarak geçen ve toplum ile siyaset üzerinde derin postal izleri bırakan 28 Şubat darbesinin hedefinde sadece inancını yaşayanların olduğuna dikkat çeken Sohbet, "28 Şubat 1997 yılında olmuştu. Bu kararın amacı inancını yaşayan yani inanan kişilerdi. İnançlı olan kişilerin herhangi bir kamu alanında söz sahibi olmasını istemiyorlardı. Yani bu insanlardan memur olmasın, evlerinde otursunlar, küçük esnaflık yapsınlar. Toplumda zengin olmasınlar, toplumda söz sahibi olmasın istiyorlardı. 28 Şubat bu amaçla yapılmış ve toplumun da her kesimini ve her alanını kapsayan bir çalışmaydı. Böyle bir planlamaydı." dedi.

"Başörtülü olduğumuz için eğitim hakkımızı engellediler"

1997 yılında Malatya İnönü Üniversitesi Okul Öncesi Öğretmenliği bölümünü kazandığını belirten Sohbet, "1997 yılında alınan karar 1998 yılına geçildiğinde artık bütün Türkiye’de uygulanmaya başladı. Öğretmenler, doktorlar ve hemşireler sadece başörtülü olduklarından dolayı görevlerinden atılıyorlardı. Herhangi bir kamusal alanda çalışanlar sadece başörtüsü taktıklarından dolayı o dönem görevlerinden ihraç ediliyorlardı. Aynı uygulama o dönem üniversitelerde de geçerliydi. Hiçbir sebep göstermeksizin insanlar yıllarca aynı üniversitede eğitim almışlar, mezun olmaya yaklaşmışlar ve artık son yılları, birkaç ay sonra mezun olacaklar. Fakat birileri ‘Başörtülü okuyamazsın.’ diyordu. Biz bunu hocalarımıza ‘Neden?’ diye ilk sorduğumuzda bu soru bile kimsenin cevap veremediği bir soruydu. Bu ‘neden?’ sorusunun cevabını verebilecek hiçbir yetkili yoktu. Çünkü nedeni sadece birilerinin keyfiyetiydi. Başka hiçbir sebep yoktu. O dönem biz hocalarımızla konuştuğumuzda onlara ‘Biz kaç senedir bu okuldayız, herhangi bir tartışmanın, kavganın içine girdik mi, ya da çok mu başarısız bir öğrenciyiz, bizden bir şey olmaz mı?’ şeklinde sorunca hocalarımız, ‘Böyle değil, sizde bir sorun yok. Fakat sizi başörtülü okula istemiyorlar.’ şeklinde cevap veriyorlardı. Aslında tek sebep birilerinin göz zevkini bozmamızdı. Yani ‘paşalar, ağalar, beyler’ diyelim bir grup zevat ‘Başörtüsü bizim göz zevkimizi bozuyor’ deyip binlerce insanın hayatıyla oynadılar." ifadelerini kullandı.

"Birilerinin keyfi için 10 bin insanın hayatıyla oynandı"

Sohbet, o dönem üniversitelerde başörtülü öğrenciler için ikna odalarının kurulduğunu ve başörtülü öğrencilerin bu odalarda ikna edilmeye çalıştığını anlatarak, şunları söyledi:

Türkiye’de o dönem üniversitelerde okuyan 10 binin üzerinde başörtülü kız öğrenci vardı. Gerçekten sadece okuyan başka da hiçbir amaca hizmet etmeyen, herkes gibi çalışmış, sınavına girmiş hakkıyla üniversitesini kazanmış, okuyup diploma sahibi olacak. Ailesine hayırlı bir evlat olacak. Bunu isteyen 10 binin üzerinde öğrenci vardı. Fakat bir anda birilerinin keyfi için 10 bin insanın hayatıyla oynandı. Bizlerle birlikte bizim geleceğimizle de oynanmış oldu. O dönem birçok mağduriyet yaşadık. Bizden hep başörtümüzü açmamız isteniyordu. Bizler, üniversitede hiçbir olay çıkarmamıza rağmen ‘Siyasi bir simgesiniz, bölücüsünüz.’ şeklinde birçok ithamlarla karşılaştık ve üniversitelerde ikna odaları kuruldu. O kadar çok şey yaşadık ki kelimeler yetersiz kalıyor.

"Bize ‘Üniversiteyi bitirmek istiyorsanız, başınızı açın’ diyorlardı"

"Başörtüsü bizim için bir inanç meselesiydi ve her şeyden daha üstündü" diyen Sohbet, "Fakat birileri ‘Başörtüsünü çıkarın, biz bunu istemiyoruz.’ diyorlardı. Sürekli bizim başörtümüzü çıkarmaya çalıştılar. Bize ‘Üniversiteyi bitirmek istiyorsanız, başınızı açın, başınızı açmanız lazım.’ diyorlardı. Hatta o dönem yani 28 Şubat’ı medya da çok güzel işliyordu! Üniversitede insanlar, tıp fakültesi, mühendislik, eğitim fakültesinde eğitim görüyordu. Bizlerde herkes gibi belli bir zeka ve kültür seviyesinde olan kişileriz. Fakat o dönem öyle bir lanse ediliyordu ki; sanki biz başörtüsü taktığımızda zeka seviyemiz birdenbire negatifleşiyordu. Konuşulanı anlayamayız ya da bir yere gittiğimizde nasıl davranacağımızı bilemeyiz, bir iş verildiğinde beceremeyiz. Bize karşı böyle bir önyargı oluşturulmuştu. ‘Zaten bunlar okusalar ne olacak ki?’ şeklinde ‘çamur at izi kalsın’ misali birçok haberler, yorumlar ve köşe yazıları yazıyorlardı. Bize karşı böyle bir imaj karalaması yapıyorlardı. Bizi en çok da bu yaralamıştı. Şu an üzerinden o kadar zaman geçmesine rağmen biz bunlarla halen uğraşıyoruz." şeklinde konuştu.

"Jandarmalar üniversiteye girmemize izin vermezlerdi"

28 Şubat döneminde Malatya İnönü Üniversitesinin içerisine bir karakol kurulduğunu ve başörtüsüyle kampüse girmek isteyen öğrencilerin coplanarak gözaltına alındığını anlatan Sohbet," Üniversitenin kapısının önünde bir dizi asker ve kampüsün içerisinde bir jandarma karakolu vardı. Kampüsün içinde karakolun ne işi varsa? Üniversite kapısında bekler ve bizim üniversiteye girmemize izin vermezlerdi. Bize ‘Başörtülü üniversiteye giremezsiniz.’ diyorlardı. Biz de ‘Neden giremeyiz?’ diye sorduğumuzda da başörtümüzü gerekçe gösteriyorlardı. Biz bir terörist değiliz, herhangi bir olaya karışmamışız, olumsuz hiçbir şeyimiz yok, sicilimiz temiz, fakat bunların hiçbir anlamı yoktur. Sadece başörtüsü takmamız bizi suçlu yapıyordu, bunun için yargılanıyorduk. Apar topar gözaltına alınıp karakollara götürülüyorduk. Nezarethanede kalıyorduk. Yani böyle bir şey olamaz. Biz bunu o dönemin heyecanıyla o kadar çok iyi anlayamıyorduk. Çünkü bir mücadelenin içerisindeydik. Fakat üzerinden uzun yıllar geçti ve şu anda yaşımda biraz ilerledi. Şu an düşünüyorum 19-20 yaşındaki bir genç kıza bunu bir insan neden yapar? Bir insan ne kadar kötü olmalı, bir genç kız, evinden, barkından uzak bir memlekette eğitim görüyor. Neden bizi karakollara götürüyordunuz? Biz neden nezarethanelerde yatıyorduk? İki gün boyunca nezarethanede yattığımı biliyorum. Sırf başörtüsü taktığımız için jandarmadan coplanarak dayak yiyorduk. Böyle bir şey olabilir mi? Bu yaşadıklarımız şu an beni çok daha acıtıyor. Bize neden bunu reva gördüler, biz ne yaptık?" diye sordu

"Başörtüsü bizim için her şeydi"

Sohbet, "Öyle bir süreçti ki şimdi herkes ‘28 Şubat çok kötüydü’ ya da birileri çıkıyor, ‘28 Şubat diye bir şey yoktur’ diyor. Ama binlerce hayat telef oldu. Biz o dönemin sıkıntılarının daha sonra izlerini yaşadık. O dönem üniversiteyi bıraktık, üniversite bizim için her şey değildi. Başörtüsü bizim için her şeydi. Şu an olsa yine aynısını yaparım. Hiçbir şekilde pişman da değilim. Bunu arkadaşlarım adına da söylüyorum. 28 Şubat bin yıl sürmedi, bin yıl sürmesi de mümkün değildi. Onların planı vardıysa, ben bunu her zaman gururla söylüyorum; bizim de çok güçlü bir inancımız vardı." diye konuştu.

"Hayallerimiz yarım kaldı"

Üniversiteden atıldığında ikinci sınıf öğrencisi olduğunu belirten Sohbet, "Benim bazı hayallerim vardı.  Ailemde üniversiteye giden ilk kız çocuğuydum. Aileden ilk öğretmen çıkacak kişiydim ama bu olmadı. Benimle birlikte kardeşlerim, annem, babam üzüldü. Çünkü bu insanlar bizim için emek veriyorlardı. Ben de bir emek vermiştim. Herkes gibi çalışıp, üniversiteyi kazanmıştım. Ama sadece başörtülüyüm diye birileri beğenmediği için her şeyimizi bırakıp arkadaşlarımız sınıfa girerken bizler ise valizlerimizi toplayıp evimize dönmüştük. Bunun üzüntüsü elbette ki büyük. Öyle bir süreç ki biz o dönem bir iş de bulamadık. Başörtülü gittiğimiz her yerde kimse bize iş vermiyordu." dedi.

"Neden insanların hayatı ile oynandı?"

Sohbet, o dönem sınıf arkadaşı olan arkadaşıyla yıllar sonra karşılaştığında 6 yıllık öğretmen olduğunu ve müdür yardımcısı olarak atandığını öğrendiğinde, kendisinin ise bu hakkı elinden alındığı için çok üzüldüğünü belirterek, "Ben de okulumu bitirip mezun olup, öğretmen olabilirdim. Kamu yararına bir iş yapabilirdim. ‘Benden ve hayatımdan ne istediniz?’ şeklinde insanın sorası geliyor. Gerçekten de bu kadar zaman geçti, halen kendime ‘Bütün bunlar neden yapıldı, neden insanların hayatı ile oynandı?’ şeklinde soruyorum." ifadelerinde bulundu.

2011 yılından itibaren üniversitelerde başörtüsü yasağının kalktığını, 28 Şubat mağdurlarının çoğunun tekrar okullarına döndüğünü ve kendisinin de 17 yıl sonra yarım kalan hayalini gerçekleştirmek için kayıt yaptırarak çocukları yaşında olan öğrencilerle ve kendisinden yaşça çok küçük öğretim görevlilerinden eğitim aldığını belirten Sohbet, o dönem bir üniversite öğrencisiyle arasında geçen diyaloğu ise şöyle anlattı:

"Ben hiçbir zaman üniversite öğrencisi olamadım"

"2011 yılında üniversiteye başladığımda gencin birisi yanıma geldi ‘Abla siz ne yaptınız, siz o dönem ne gibi bir suç işlemiştiniz de affedildiniz?’ diye sordu. Aslında ‘af’ kavramı da incitici bir kavramdı. Belki onun adı ‘af’ olmamalıydı. İade-i itibar ya da başka bir şey denmeliydi. O genç bana bu soruyu sorunca bana çok incitici geldi. Çünkü biz bir şey yapmamıştık ki aftan dönelim ama yıllar sonra üniversiteye döndük ve mezun olduk. Üniversitede bizimle birlikte okuyan arkadaşlarımızın bazılarının öğretim görevlisi olduğunu öğrendim. Yani bu kadar zaman neden benim hayatımdan çalındı? Benim hayatım öğrencilikle ve okuma isteğiyle geçti. Çünkü yarım kalmış ve elinden alınmış bir hak var, zaten af çıkar çıkmaz arkadaşlarımın çoğu tekrar okula başladı. Ben hatta onun üzerine bir üniversite daha okudum. Şimdi yüksek lisans yapıyorum. Fakat ben hiçbir zaman üniversite öğrencisi olamadım. Bu hak bizim elimizden alındı. Birçok sıkıntı yaşadık." şeklinde konuştu.

 "28 Şubat sürecinin uygulayıcılarından özür bekliyorum"

 "Bu arada kaybolan o yılların maddi-manevi zararını kim ödeyecek?" diye soran Sohbet, "Bunun bir özrü dahi yok. O dönemki o paşalar, o dönemdeki rektör, YÖK başkanı, Milli Eğitim Bakanı ve Sağlık Bakanı bunların isimleri belli birçoğu da halen hayatta ve bu insanlar çıkıp da ‘Evet biz yanlış yaptık’ deyip özür dilemeliler. Ben bu manevi hakkımı istiyorum, ben hakkımı zaten ahirette alacağım buna inanıyorum ve buna inandığım için de başörtümü açmadım. Her şeyden de vazgeçtim. Ama dünyada da bunun karşılığının olması gerekiyor. Hep ‘Ak Parti iade-i itibar verdi’ deniliyor. Doğrudur, Ak Parti başörtüsünün şerefini tekrar vermek için çok güçlü adımlar attı. Fakat biz bunu tırnağımızla söke söke aldık. O dönem başörtüsünden dolayı bütün hayatını mahvolma pahasına yok sayan kadınlar ve genç kızlar olarak biz bu yasağı kendimiz yıktık. Bu yasak bin yıl süremezdi. Çünkü bizim ciddi bir çabamız ve gayretimiz vardı. Bu yasak zaten kendiliğinden bitecekti. Ben her zaman söylüyorum; bu A ya da B partisinin asla sonucu değil. Bu tamamen biz inananların başarısı, Rabbimin lütfu ve takdiridir. Eğer hükümet 28 Şubat mağdurları adına bir şey yapmak istiyorsa kaybolan o yıllarımızın maddi ve manevi tazminatının verilmesi gerekiyor." diye konuştu. (İbrahim Koçyiğit-İLKHA)

İlgili Haberler

Editörün Seçtikleri

Mobil Uygulamamızı İndirin

Öne Çıkan Haberler