​

​Teknolojinin insan hayatına getirdiği sayısız faydalarla birlikte, kontrolsüz ve bilinçsiz kullanıldığında çok ciddi zararların oluşturduğuna dikkat çeken Psikoloji ve Rehberlik Uzmanı, ailelere önemli tavsiyelerde bulundu.

Uzmanlar, teknolojinin ilerlemesi ve sosyal medya ağlarına her geçen gün rağbetin artmasına karşı uyarıyor. Özellikle gençleri etkisi altına alan sosyal medya ağlarının tehlikesine karşı uyarıda bulunan uzmanlar, kontrolsüz ve bilinçsiz kullanılması halinde, çağın en büyük sorunun teknoloji ve sanal bağımlılık olduğunu ifade ediyor. Türkiye’de sosyal medya kullanıcılarının yüzde 67’lere dayandığını hatırlatan uzmanlar, bu tehlikeye karşı aileleri uyarıyor.

İLKHA’nın sorularını yanıtlayan Said-i Nursi Anadolu İmam Hatip Lisesi Psikoloji ve Rehberlik Hocası Yunus Ferhat Oto, teknolojik bağımlılık ve sosyal medya tehlikesine kaşı ailelere önemli tavsiyelerde bulundu.

Son 10 yılda ortaya çıkan teknoloji ve sanal bağımlılığına, her 10 insan’dan 4’nün tehlikesini yaşadığını belirterek, “Teknoloji ve sanal bağımlılığı oldukça önemli bir mesele. Ne demektir? İnsanın teknoloji karşısında yoksulluk yaşaması, ona karşı direnememesi, önüne geçmemesi ve sürekli 4 saatten fazla bir şekilde internete bağımlı kalması şeklinde tanımlanıyor. Kontrolsüz ve bilinçsiz kullanılması halinde, toplum ve gençlerimiz üzerinde büyük bir risk teşkil etmektedir.” dedi.

“Sosyal medyayı kullananlarda uyku bozukluğu, kullanmayanlara oranla 3 kat daha fazla”

Sosyal medyayı fazla kullananlarda uyku bozukluğunun, kullanmayanlara oranla 3 kat daha arttığına dikkat çeken Oto, bunun önüne geçmek için bilgilendirme bilinçlendirmenin yapılmasının önemine değinerek, şunları söyledi:

“ABD’nin Pittsburgh Üniversitesinde bu konuda bir araştırılma yapılmış. Araştıramaya katılan 19-32 yaş arasındaki gençlerin, günde yaklaşık 61 dakika boyunca internete girdiği ve sosyal medya hesaplarını 30 kez ziyaret ettiği tespit edilmiş. Daha sonra uyku bozukluklarına yapılan araştırmada ise 3 kat normal bir insandan fazla uyku riski, uyku problemi yaşadığı tespit edilmiş. Türkiye'de 450 ortaokul öğrencisi üzerine yapılan bir araştırmada ise yüzde 38 oranında öğrenciler 4 saat ve 4 saatin üstünde internete giriyorlar. 'Gündüzleri uyuya kalıyorum' diyen öğrencilerin oranı yüzde 60, uyku sırasında başım ağrır, yatığım yerin karanlık olmaması uykumu etkilemez diyenler ise yarıdan fazla. 'Sabahları yataktan zor kalkıyorum' diyenlerin oranı ise yüzde 75’tir. En dikkat edilen sorunlardan bir tanesi de uykuya geçerken yaşanan problemdir. Özellikle internet bağımlısı olan öğrencilerin, ilk 20 dakika boyunca uykuya dalamadıkları tespit edilmiştir. Yüzde 45 oranında internet bağımlılarının yatmadan önce telefonlarına bakarak, her gece 10 defa acaba bildirim geldi mi? Sosyal medya hesabımda bir iletişim metni var mı şeklinde? Uykuları bozulmaktadır. Bu konuda nasıl onun önüne geçebilir? Bilinçli ve verimli bir internet kullanılması için seminerler, bilgilendirmeler, aile seminerleri, aile konferansları yapılmalı. Sınırlandırmaktan ziyade kontrolü ele geçirmek lazım. Çünkü bilgi güçtür, gücü ele geçiren insan, teknolojinin üstündeki kontrolünü de sağlamış olacaktır.”

“Dünya nüfusunun yüzde 54’ü, Türkiye’nin ise yüzde 67’si internet kullanıcısı”

Dünyada ve Türkiye’de sosyal medya kullananların ve en fazla kullandıkları sosyal medya ağlarının istatistiklerine dikkat çeken Oto, dünya nüfusunun yarısından fazlası internet kullanıcısı, yüzde 43 oranında ise aktif kullanıcı olduğunu ifade etti.

Oto, “Öncelikle dünya nüfusu yaklaşık 7 milyar 615 milyon civarındadır. Toplam internet kullanıcı sayısı yüzde 54, aktif medya kullananlar ise yüzde 43 oranında. Yani 3 milyar 297 milyon insan aktif sosyal medya kullanıcısıdır. Bu sosyal medya kullanıcılarının niçin interneti kullandığı, sosyal medya kullandığı araştırıldığında ise tabii ki ortaya çıkan en büyük şey, sosyal medya iletişim araçları. En çok Google, WhatsApp, Facebook ve Instagram yer edinmektedir. Bu ne demektir? Bilgi edinmekten ziyade artık belli bir yerlerde gözükmek, kendini beğendirmek ve iletişim kurmak amacıyla böyle yoğun bir kullanım var. Ülkemizde ise yüzde 67’yi oluşturan 54 milyon insan internet kullanıcısı. Bunlardan yüzde 51'i yani 51 milyon insanımız ise aktif sosyal medya kullanıcısıdır. Bu uygulamalar kötü mü? Tabi ki zararları çoktur. Özellikle Yeşilay Türkiye’de bağımlılıkla mücadele konusunda çalışma yapmaktadır. Fakat kendi kanaatimce içsel dünyamızdaki boşluğun, varoluşsal boşluğun doldurulamamasından kaynaklıdır. Böyle bir internete, sosyal ilişkilere yönelme. Çünkü kendini okuyamayan, gayesini anlayamayan insan, sosyal medya ile kendisini duyurmaya çalışıyor. İnsanların kendisini beğenmesini istiyor. Bu noktada da her an paylaşma, daha sonra kendini onunla meşgul etme; asıl önemli olan vazifelerinden, ilimden, bilgiden, okumaktan kurtulma gibi, maalesef bu şekilde bir kullanım mevcuttur.” diye konuştu.

“Maalesef en çok 17-35 yaşarası gençlerimizi etkilemekte”

“Maalesef en çok gençlerimize etkilemektedir. Özellikle 17-35 yaş arasında müthiş bir kullanıcı kitlesi var.” diyen Oto, 18-24 yaş arasının risk altında olduğunu hatırlatarak, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Facebook incelemeleri yapıldığı zaman, kullanıcıların yüzde 28’i 18-24 yaş aralığında. Bunun üçte biri 18-34 yaş arasındaki gurup, yoğun bir şekilde Instagram kullanmaktadır. Twitter kullanıcıları da yine bu oranlarda. Özellikle gençlerimiz bu noktada çok önemli bir kullanım aşamasındadır. Önemli olan verimli kullanabilmek, doğru kullanabilmek, bilgiyi yayabilmek, bilgiye ulaşabilmektir. Maalesef gençlerimiz arasında, oyun dünyasında, biliyorsunuz ‘mavi balina’ ismi verilen bir oyun vardı ölüme kadar götüren. Bunların hepsi teknolojinin doğru şekilde kullanılmaması, bilgilendirilmemesi, ailenin bilmemesi, kişinin bu konuda bilmemesi ile alakalı. Elimizden geldiğince bu konuda okullarda, gerekirse camilerde aileleri bilgilendirilmesi; bakanlık bünyesinde ailelerin bilgilendirilmesi, özellikle çocuklarımıza bu konuda bir bilgilendirme yapılması gerekmektedir.”

“Kırsal kesimde sosyal medya kullanım oranı, kentlerde yaşayanlara oranla daha düşük”

Oto, kırsal kesimde sosyal medya kullanım oranı, kentlerde yaşayanlara oranla daha düşük olduğunu, kırsal alandaki kullanım oranının, dünya ve Türkiye ortalamasının altında olduğunu dile getirerek,“Bu konuda çok fazla bir araştırma olmamasına rağmen, bir kıyaslama araştırmamız var. Manisa’nın Karacayalı köyünde bir araştırma ve anket çalışması yapılıyor. Katılımcıların yüzde 8,3’ü günde 3-4 saat aralığında internette zamanları geçiyor. Fakat Türkiye ortalamasına baktığınız zaman, Türkiye ve dünya ortalamasının altında kalıyor kırsal kesimde. Tabii bunların sebeplerine baktığımız zaman, kırsal kesimdeki en çok ailelerin, insanların, uğraştığı geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır. Yani kendisini bir şekilde geçim derdi ile meşgul eden insanlar, sosyal medyadan uzak kalıyor. Çünkü kendisini beğendirme, bir şeyleri takip etme, yeni hobiler edinme gibi amaçlardan ziyade, ailesini geçindirmekle meşguller.” dedi.

“Üzerinde durmamız gereken en önemli nokta kişinin psikolojik boyutu”

Üzerinde durulması gereken en önemli konulardan birisinin de teknoloji ve sanal bağımlılığın yalnızlaştırdığı insan üzerindeki psikoloji ve kişilik bozukluluğunun olduğunun altını çizen Oto, teknoloji ve sanal bağımlılığının pençesine düşen insanlarda, en başta kimlik oluşumunda olumsuz bir gelişme yaşandığını belirtti.

Oto, yaşanan olumsuzlukları ise şöyle anlattı: “Bu konu üzerinde durmamız gereken en önemli nokta kişinin psikolojik boyutu. Çünkü sosyal medyayla çok yüksek derecede bağımlısı olan insanlarda, en baştaki kimlik oluşumunda bir olumsuz gelişme oluyor. Ruhun modellerini internete göre, sosyal medyanın fenomenlerine göre belirleyen bir birey, kendisi olması yönünden uzaklaşıyor. Mahremiyet duygusu, bu noktada gelişimi engelleniyor. Çünkü her şeyini paylaşıyor. Yemiş olduğu yemeği, gezmiş olduğu, seyahat etmiş olduğu gezileri, hatta bu noktada paylaşmak için gezen insanlar dahi olduğu söyleniyor. Psikolojide ‘Histrionik’ dediğimiz kişilik bozukluğu oluşuyor. Yani birey aşırı duygusallık ve dikkat çekmek, çevresi tarafından onay arama ihtiyacında olan ve kendini belli eden bu hastalıklar; yaşamak için değil, paylaşmak için yaşıyor. Descartes, ‘Düşünüyorum, o halde varım.’ diyor. Artık bu zamanda ise ‘Paylaşıyorum, o halde varım.’ maalesef olumsuz bir şekle dönmüş. Daha sonra sosyal medyanın yasal olmayan suiistimalleri vardır. İddia, popüler olma isteği, paylaşılan fotoğrafların farklı alanlarda kullanılabilmesi, kişinin toplumdan uzaklaşması ve yalnızlaşması. Kişi sosyal medya ilişkileri ile kendi ailesinden, arkadaşlarından uzaklaşmakta, dışarıda bir futbol oynamaktan ziyade; bir araya geldiği zaman dahi oyun oynamaktan, kitap okumaktan, etkinliklere gitmekten uzaklaşmakta, kilo ve fiziksel olarak hastalıkları duçar olmakta. Çünkü yerinden kalkmıyor, elinde telefon, bilgisayarı var.”

“Konuşamayan ama yazan bir gençliğimiz oldu maalesef”

“Konuşamayan ama yazan bir gençliğimiz oldu maalesef.” diyen sosyal medyada ilgi beğenilmek arzusunda olan bireylerde, birçok hastalıkların baş gösterdiğini kaydetti.

Sözlerinin devamında Oto “Maalesef kendisini ifade etmede sadece yazarak veya sosyal medya üzerinden paylaşarak, kendisini ifade ediyor. Gelişmelerden ve hayattan, bazen oyunlar vasıtasıyla maalesef bazen geri kalmakta. Bu konuda ‘Sosyal medya anksiyete bozukluğu’ isimi verilen bir rahatsızlık oluşturmuş. Sosyal medyada hak ettiğini daha düşük biçimde değerlendirilme korkusu. Paylaştığı zaman yeterli laike alınmama, hatta birçok insan tanıyorum bir paylaşım yaptıktan sonra arkadaşlarını normal bir mesaj atıyor, fotoğrafımı beğenin, paylaşımımı beğenin diye. Demek ki en büyük korku bir beğenilmeme, benliğini ortaya çıkartamama var. Bu konuda, ‘Narsizm’ denen bir illet var.  Yani ‘ben’ kavramı üstünde. Hep hayatının merkezinde beni görme. Benle yaşama, benle hayatını sürdürme duygusu. Hâlbuki aile ve toplum hayatı dediğimiz şey, ‘biz’ kavramıdır. Bireyselleşmekten ziyade, toplumsallaşmaktır. Bu noktada maalesef sosyal medya kişilik üzerinde böyle bir etki yapıyor.  Aynı zamanda bir depresyon oluşturuyor. Çünkü bireyleri yalancı bir ilişkiye dayalı olan insanlar, depresyona giriyorlar. Çünkü yüz yüze bir iletişim yok, duygusal transfermayon yok. Sadece yalancı ilişkiler üzerine kurulu olduğu için, bir süre sonra depresyona girmiş oluyor insanlar.” açıklamasında bulundu.

“Teknoloji ve internet üzerinde kontrolümüzü sağlayabilirsek, o zaman yararlarından faydalanabiliriz”

Tüm olumsuzluklara rağmen kontrollü ve bilinçli kullanılması halinde teknoloji ve sosyal medyanın, insan hayatını kolaylaştıran birçok yararının da olduğunu dile getiren Oto, bilgiye kavuşma noktasında dünyanın globalleşen bir köy haline geldiği vurgusunda bulundu.

Teknolojinin yararları hakkında Üstad Bediüzzaman’ın, “Yanlış anlaşılmasın, Avrupa ikidir. Birisi İsevilik dini hakikisinden aldığı feyizle hayatı-ı İçtimaiye-i beşeriyeye nafi san’atları ve adalet ve hakkaniyette hizmet eden fünunları takip eden birinci Avrupa… Diğeri, felsefe-i tabiyenin zulmetiyle, medeniyettin seyyiatını mehasin zannederek beşeri sefahete ve dalalete sevk eden bozulmuş ikinci Avrupa…” sözünü hatırlatan Oto, şunları söyledi: “Bize Avrupa'dan gelen bu teknoloji internet, bu noktadan bakıldığında elbette ki faydalıdır. Fakat eğer bir şeyin zararı, faydasından fazlaysa zarar vermeye ve toplumsal hayatımızı, bireysel hayatımızı kemirmeye başlıyor. Bunları varsayarsak dünyada olup biteni öğrenme, bilgiye kavuşma noktasında, dünya global bir köy haline gelmiş durumda. Biz avucumuzdaki telefonu açtığım zaman, Twitter'dan, Instagram'dan, Facebook'tan veya bir haber kanallarından, dünyadaki bütün haberleri öğrenebiliyoruz. Çok eskiden bir ilkokul, ortaokul, adaşımızla haberleşme sağlayabiliyoruz. İş olanaklarımız konusunda çok rahat bir şekilde başvuracağımız yerleri, koşulları öğrenebiliyoruz. Kısacası bilgiye kolayca ulaşıyoruz. Kendimizi çok daha rahat ifade edebiliyoruz. Canımız sıkıldığında yüzlerce etkinlik, oyun bu noktada oynayabiliyoruz. Önemli olan bizim teknolojinin üzerinde, internetin üzerinde, kontrolümüzü sağlayabilmemiz. Bu noktada eğer kontrolümüzü kaybetmezsek, biz ona hakim olursak; saydığımız birçok yararından faydalanıp, hem ülkemizi, hem kendimizi; kişisel, kültürel, ahlaki olarak geliştireceğimizi umuyorum.”  (Şükrü Tontaş-İLKHA) 

İlgili Haberler

Editörün Seçtikleri

Mobil Uygulamamızı İndirin

Öne Çıkan Haberler