İslam düşmanlığıyla bilinen Fransa yine gündemde

Tarihi boyunca din düşmanlığının yanı sıra İslam dünyasında yaptığı katliam ve vahşetleriyle öne çıkan Fransa, son zamanlarda yeniden İslam karşıtı uygulamalarıyla gündeme geliyor.

Tarihi İslam düşmanlığı ve Müslümanlara yönelik vahşi katliamlarla dolu Fransa, son zamanlarda yeniden İslam düşmanlığında en önde giden ülke olarak göze çarpıyor. Müslümanlara yönelik saldırıların arttığı ülkede devlet eliyle de İslam düşmanlığı yapılıyor, Müslümanların ibadet yerleri kapatılıp, İslami simgeler yasaklanıyor.

Cezayir, Burkina Faso, Gabon, Gine, Kamerun, Moritanya, Nijer, Senegal, Tunus, Mali ve Çad gibi Afrika’daki İslam ülkelerini işgal edip sömürgeleştirmekle kalmayan Fransa, söz konusu ülkelerde bir yandan vahşi katliamlara imza atarken diğer yandan misyonerler eliyle gittiği İslam ülkelerini Hıristiyanlaştırma çalışmaları yaptı. İşgal ettiği Çad’ı sömürgeleştiren Fransa, dininden koparamadığı halkın yanında âlimleri de hedef aldı. 1917’de Çad’da düzenlenen ve yaklaşık 400 âlimin katıldığı sempozyumu basan Fransızlar, salondaki âlimlerin hepsini vahşi bir şekilde katletti.

Verilen bağımsızlık mücadeleleri sonucunda İslam ülkelerinin çoğundan çıkmak zorunda kalan Fransa, kurduğu sistemle terk ettiği İslam ülkelerinin yer altı ve yerüstü zenginliklerinden pay almaya devam etti. Cezayir ve Mali gibi terk etmek zorunda kaldığı İslam ülkelerinde yaşanan İslami gelişmeleri bastırmak için hemen harekete geçen Fransa yakın zamanda da doğrudan veya işbirlikçileri eliyle yeni katliamlar yapmaktan geri durmadı. Orta Afrika Cumhuriyetinin de aralarında bulunan ondan fazla ülkede hala sömürü düzenini devam ettiren Fransa, insanların açlıkla mücadele ettiği bu coğrafyada yılda yaklaşık 500 milyar gelir elde etmeye devam ediyor.

Fransa, Orta Afrika’da Müslümanlara yönelik katliamlarını 2000’li yıllarda da sürdürdü

Orta Afrika’da Müslümanlara yönelik katliamlarını 2000’li yıllarda da sürdüren Fransa, Müslüman nüfusu azaltmak için her yola başvurdu. Fransızların desteğiyle Müslümanlara yönelik vahşete imza atan Anti Balaka gibi çetelerle Müslümanlar bölgeyi terk etmeye zorlanıyor. Fransızların finanse edip silah desteği verdiği bu çeteler binlerce Müslüman’ı diri diri yaktı veya parçaladı. Burada yaptırdığı katliamları ustalıkla dünya kamuoyundan gizleyen Fransa, farklı bölgelerde benzeri katliam ve vahşetlere karşı direnen Müslümanları terörist ve barbar göstererek katliamlarını örtmeye devam ediyor.

Cezayir’de gerçekleştirdiği katliamlarda Müslümanları gömdükleri toplu mezarlardan bazıları yeni yeni ortaya çıkan Fransa, Libya ve Suriye gibi İslam ülkelerinde yeni saldırılarda bulunmaktan geri durmadı. Her fırsatta medeniyet, fikir ve din özgürlüğü gibi konularda İslam ülkelerine ders verme hakkını kendinde gören Fransa, söz konusu İslam ve Müslümanlar olunca dile getirdiği değerlerin aksine her türlü düşmanlığı yapmaktan da geri durmuyor.

Fransa, İslam düşmanlığını devlet eliyle sistemli halde sürdürmeye devam ediyor

İslam ülkelerinde yaptığı katliamları bir tarafa bırakırsak en fazla Müslüman nüfusu barındıran Avrupa ülkelerinden olan Fransa, İslam düşmanlığını devlet eliyle sistemli halde sürdürmeye devam ediyor. Müslümanlara yönelik saldırıların son on yılda artarak devam ettiği ülkede saldırıların önüne geçilmediği gibi devlet eliyle yeni yasaklara imza atıldı.

Yaptıkları açıklamalarla Müslümanlara yönelik saldırıların önünü açan Fransız siyasetçiler, gelen tepkilere rağmen bu tutumlarını sürdürmekte ısrar ediyor. Sıklıkla İslam’la terörü bir araya getiren Fransız siyasetçiler, İslam’a olan düşmanlıklarını kimi zaman başörtüsü üzerinden kimi zaman camiler kimi zamanda diğer İslami sembol ve simgeler üzerinden dile getiriyor. Fakat ülkedeki İslam düşmanlığı siyasetçilerin kışkırtmalarını aşarak son zamanlarda devlet politikası halinde sürdürülüyor.

Çocuklarını okula götüren başörtülü annelere yönelik saldırıların arttığı ülkede,  okullarda dini simgelerin kullanılması yasaklanarak başörtü düşmanlığı yasal bir çerçevede sürdürülüyor. Bununla yetinmeyen yöneticiler Müslüman çocukların uzun etek giymesine bile müsaade etmiyor.

Fransız siyasetçiler hızlarını alamayarak Kur'an’a dil uzattı

Hazreti Muhammed'e (Sallalahu Aleyhi Vesellem) hakaretin önünü açan, bu yönde yayın yapan gazete ve dergileri korumakla kalmayan Fransız siyasetçiler hızlarını alamayarak Kuran’a da dil uzattı. Geçtiğimiz yıl aralarında eski Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, üç eski başbakan, Yahudi ve Hristiyan cemaati temsilcileriyle yazarların da bulunduğu 300 kişi imzaladığı bildiride Kur'an-ı Kerim'den "şiddet ve Yahudi karşıtı fikirleri yaydığı gerekçesiyle bazı ayetlerin çıkarılması"nı istemişti. En büyük Yahudi düşmanlığı ve katliamcılarının Avrupa’da Hıristiyanlar arasından çıkmamış gibi Kur'an’a dil uzatılan bildiri sert tepkilere neden olmuştu.

Başta İslam ülkeleri olmak üzere halklara hoşgörü ve inanç özgürlüğü nutukları atan Fransız ve Avrupa siyasetçilerinin İslam dininin kitabı ve peygamberine yaptıkları hakaret ve saygısızlık sözlerinde ne kadar samimi olduklarını ortaya koyuyor. Yaptıkları saygısızlıkla yetinmeyen Fransızlar, hakaretlere gösterilen tepkileri ise tahammülsüzlük olarak göstererek Müslümanları suçlu olarak hedefe oturtuyor.

Fransa 2015 Aralık’ından bu yana 30 camiyi kapattı

Her fırsatta terör ve şiddet gerekçesiyle Müslümanların haklarını kısıtlama yoluna giden Fransa, son olarak "terör, nefret ve ayrımcılık çağrısı yapma" gerekçesiyle 7 camiyi kapatma kararı aldı. İslam’ın hızla yayılmasını engelleyemeyen Fransa OHAL şartlarını da kullanarak 2015 Aralık’ından bu yana yaklaşık 30 camiyi kapattı.

Oysa aynı Fransa veya Fransa’nın uygulamalarına sessiz kalan Avrupa, terör veya benzeri faaliyetler nedeniyle herhangi bir kilisenin kapatılmasını nasıl karşılar. Türkiye aleyhine faaliyetlerini kiliseden yürüten Rahip Brunsan olayında, Avrupa ve Amerika’nın tepkilerini hatırlarsak bu ülkelerin ne kadar dürüst olduklarını da görürüz. Terör faaliyetlerine katıldığı tespit edilen bir rahibin yargılanmasını bile kabul etmeyen Batı dünyasının bir kilisenin kapısına kilit vurulmasını nasıl karşılayacağını anlayabiliriz.

İslam dünyasına karşı yaptığı katliam ve saldırılarla geçmişi sabıkalı olan Fransa’nın katliamların yanı sıra gittiği yerlerde yaptığı misyonerlik faaliyetleri de İslam düşmanlığını en açık şekilde ortaya koyuyor. İnsanlıktan, inanç ve fikir özgürlüğünden anladığı sadece kendi menfaatleri olan Fransa’nın Müslümanlara ve İslami değerlere yönelik saldırıları göz önünde bulundurulup ona göre bir duruş sergilenmelidir. (İLKHA)

İlgili Haberler

Editörün Seçtikleri

Öne Çıkan Haberler