6-8 Ekim saldırılarının yıl dönümünde konuşan HÜDA PAR Genel İdare Kurulu (GİK) Üyesi Vedat Turgut, saldırıların emperyalist ülkeler tarafından Türkiye’de bir iç savaş çıkarma projesi olduğunu vurguladı.

6-8 Ekim saldırılarının yıl dönümünde İLKHA’ya değerlendirmelerde bulunan HÜDA PAR Genel İdare Kurulu (GİK) Üyesi Vedat Turgut, Kobani bahaneli saldırıların bir süreç olduğunu söyledi.

Sürecin gezi olaylarıyla başladığını, çukur siyaseti ile devam ettiğini söyleyen Turgut, gerekli önlemler alınmadığından dolayı bu sürecin 15 Temmuz darbe teşebbüsü ve en son ekonomi saldırılarıyla devam eden bir baskı furyasına dönüştüğünün altını çizdi.

Türkiye’de iç savaş çıkarmak isteyenlerin bunu Kürdleri ve Türkleri birbirine düşürmekle başarabileceklerini ifade eden Turgut, bundan dolayı İslam’a düşman olan, Marksist-Leninist anlayıştaki PKK’nin, bunu istismar edip en büyük engel ve kale olarak gördükleri HÜDA PAR camiasını hedef seçerek bu vahşeti gerçekleştirdiğini ifade etti.

6-8 Ekim saldırılarının Emperyalist ülkeler tarafından Suriye ve Irak’tan sonra Türkiye’de de bir iç savaş çıkarma projesi olduğunu söyleyen Turgut, “Doğrusu Kobani saldırıları, 6-8 Ekim vahşetinin anlatılması belki dile zor gelebilir. Ama ders ve ibret alınması, halkımızın bilinçlenmesi açısından her yıl dönümünde bunu anımsatacağız. Öncelikle zulmen katledilen halkımıza Allah’tan rahmet diliyoruz. Bunu yapanları –eğer ıslah olmayacaklarsa- telin ediyoruz. Kobani olayları bir süreç meselesidir. Zira emperyalist güçler özellikle Suriye ve Irak’tan sonra Türkiye’de de bir iç savaş çıkarma projesi başlatmışlardı. Bunu şu an inanıyorum ki halkımız bariz bir şekilde görmektedir. Zira gezi olaylarıyla başlayan, çukur siyaseti ile 15 Temmuz darbe teşebbüsü ile ve en son ekonomik saldırılarla devam eden bir baskı furyası altına girdi Türkiye. İnanıyorum ki hem STK’lar hem partiler hem de halkımız farkındadır.” dedi.

“6-8 Ekim Kobani saldırıları önceden planlanmış bir süreçti”

Kobani saldırılarında şehirlerin savaş alanına dönüştüğünü anımsatan Turgut, “Kobani saldırıları da öyle bir dönemdir. Bu planlanmış bir süreçtir. Eşzamanlı olarak bir örgütün siyasi uzantısı partinin yönetimi toplanıyor ve o yönetimin almış olduğu kararı başkanları şu şekilde izah ediyor: ‘Kobani ruhuyla bütün halkımız meydanlara çıksın?’.  Peki, biz soruyoruz, 'Kobani ruhu denilirken neyi kast ettiniz? Kobani’de ne var?' Zira o zaman Kobani’de çatışma var, gözyaşı var, kan dökme var. Dolayısıyla düz mantık ile bu ne demektir? Kobani’de olduğu gibi Diyarbakır’da da, Batman’da da, Muş’ta da, Mersin’de de, Adana’da da, Van’da da aynı şekilde bir nevi insanlar sokağa çıksın, Kobani’de olduğu gibi çatışsın. Nitekim bunun çağrısını duyan onlara bağlı olan çeteler, ayak takımları Diyarbakır, Batman, Kızıltepe, Mardin, Van, Adana, Mersin sokaklarını savaş alanına çevirdiler.” ifadelerini kullandı.

“Emperyal güçler 6-8 Ekim saldırılarına zemin hazırladılar”

30-40 yıl aradan sonra tankların ilk defa 6-8 Ekim saldırılarında sokaklara indiğini söyleyen Turgut, “İlginçtir ki emperyal güçler bir nevi buna zemin hazırladılar. Belki de bu şekilde ya dışardan emperyalist devletlerin müdahalesine zemin hazırlamak veyahut askerin darbe yapmasına zemin hazırlama projesi olarak gördük. Zira 30-40 yıl boyunca sokaklara inmeyen tankların, zırhlı birliklerin 6-8 Ekim saldırılarından sonra sokaklara indiğini gördük.” dedi.

“6-8 Ekim saldırılarında HÜDA PAR camiası neden hedef seçildi?”

Türkiye’de iç savaş çıkarmak isteyenlerin Kürdleri ve Türkleri birbirine düşürme planı üzerinden bunu yapmak istediklerini ifade eden Turgut, konuşmasına şöyle devam etti: “6-8 Ekim saldırılarında HÜDA PAR camiası neden hedef seçildi? Elbette ki Irak ve Suriye’den sonra Türkiye’de iç kargaşa, savaş çıkarmanın yolu Kürdleri ve Türkleri birbirine düşürmekten geçer. Bununla ilgili zaten Cumhuriyet tarihinden beri Kürdlere uygulanan politikalardan dolayı, doğal olarak halkın rejime bir tepkisi vardı. Bundan dolayı İslam’a düşman olan, Marksist-Leninist anlayıştaki örgüt, bunu istismar edip kısa bir zamanda, bazı ipsiz-sapsızları yanına çekerek bu vahşeti gerçekleştirdiler. 6-8 Ekim saldırılarında Kürd halkının, örgütün gerçek yüzünü gördüğünü ve bunları tanıdığını gördük.”

“Şehid Yasin Börü ve arkadaşlarının Hazreti Hüseyin misali katledildiğini gördük”

6-8 Ekim saldırılarında yaşanan vahşetlere değinen Turgut, “O gün sırf inancından dolayı Kızıltepe’de belki de Kürd ve Türk vatandaşı olmayan Suriyeli iki mazlumun, sakalından dolayı katledildiğini gördük. Aynı şekilde Yüksekova’da evinin önünde sırf sakalından dolayı İrfan Atsız’ın şehit edildiğini gördük. Van’da inancından, sakalından dolayı insanların öldürüldüğünü gördük. Diyarbakır’da hanımı ile beraber sokakta gezerken hanımı örtülü olduğu için vahşi bir şekilde katledilen insanları gördük. Ciğerleri yakan 6-8 Ekim saldırılarında, Kurban Bayramı’nda Şehid Yasin Börü ve arkadaşlarının Hazreti Hüseyin misali katledildiğini gördük. Öyle bir vahşet ki düşünün, onlar kurban etini dağıtmak üzere sokaklarda, belki de Kobani’den gelen o muhacirlere kurban etini dağıtırken, bu vahşi çeteler tarafından abluka altına alınıyorlar. Bunlar canlarını kurtarma niyetiyle yakınlarında olan bir binanın üçüncü katına sığınıyorlar. Bu vahşiler iplerle dördüncü kattan kendilerini üçüncü kata sarkıtarak evin içine giriyorlar. Silahlarla, bıçaklarla evin içerisinde katlederek o cansız bedenleri üçüncü kattan aşağı atıyorlar. Yetmezmiş gibi gelip ellerindeki satırlarla, demir parçalarıyla o cenazelere vahşi bir şekilde işkence ediyorlar. Yetmezmiş gibi bunların üzerinden araba ile geçiliyor. O da yetmezmiş gibi -aynı fikirde olan, hem insancıl hem insani hem İslami yönü kalmayan, belki de kültürel örfi olarak Kürd kültürüne uzak olan- kadınların zılgıtlar çekerek, kendi elbiselerini, evlerindeki battaniyeleri, o katledilen Yasin ve arkadaşlarının üzerine atıp yakılmalarına sebep olduklarını görmekteyiz.” ifadelerine yer verdi.

“6-8 Ekim saldırıları milletimizin uyanmasına vesile olmuştur”

Son olarak örgütün yıkılış dönemine geçtiğinin altını çizen Turgut, “Bu olaylar biz inanıyoruz ki milletimizin uyanmasına vesile olmuştur. Her örgütün, her devletin nasıl ki bir kuruluş, bir yükseliş ve ondan sonra yok oluş dönemi varsa, bu örgütün de yıkılış dönemi başlamıştır. Temennimiz odur ki, zaten bu halkımızın kültürüne uymayan, bu halkımızın inancıyla hiçbir zaman barışık olmayan bu yapının, halkımız tarafından görülmesi; bu yapının özellikle işbirlikçi olduğunun görülmesi, zira emperyalist güçler tarafından kullanıldığının görülmesi gerekir. Artık buna dair halkımızın bunlardan uzaklaşması, hem dünya hem ahiretleri için faydalı olacağı düşüncesindeyiz.” şeklinde konuştu. (Ramazan Casuk-İLKHA) 

İlgili Haberler

Editörün Seçtikleri

Mobil Uygulamamızı İndirin

Öne Çıkan Haberler