6-8 Ekim saldırılarının yıl dönümünde önemli açıklamalarda bulunan Siirt Botan FM Genel Yayın Yönetmeni Abdulvahhap Kaplan, asıl hedefin PKK’ye boyun eğmeyen Müslümanlar olduğunu ifade etti.

6-8 Ekim saldırılarının yıl dönümünde önemli açıklamalarda bulunan Siirt Botan FM Genel Yayın Yönetmeni Abdulvahhap Kaplan, 6-8 Ekim sürecine nasıl gelindiğine dair önemli noktalara değindi.

Saldırıların HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın ABD dönüşü Kobani’yi bahane ederek halka sokağa çıkma çağrısı yapmasıyla başladığını ifade eden Kaplan, "Bölgede İslami çalışmalara sekte vurulmak için bir taşerona ihtiyaç vardı. Bu görevi de PKK üstlendi." dedi.

2014 yılının Kurban Bayramı'na denk gelen 6-8 Ekim tarihinde, HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ve parti yetkililerinin Kobani’de yaşananları bahane ederek, halkı sokağa davet etmesi ve sonrasında yaşanan saldırılarda kurban eti dağıtan Yasin Börü ve arkadaşları şehid edilmişti.

"Emniyet ve güvenlik güçlerine PKK’ye yönelik saldırıda bulunulmaması talimatı verilmişti"

6-8 saldırılarına giden süreç ve saldırıların basında yer alma şekli ile ilgili değerlendirmede bulunan Kaplan, dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun sözlerine atıfta bulunarak şunları söyledi:

6-8 Ekim saldırılarını iyi anlayabilme adına öncelikle zamanın Başbakanı Ahmet Davutoğlu'nun söylediği şu sözü hatırlatmak istiyorum, 'Özgürlükleri olabildiğine yaygınlaştırdık. Ama 6-8 Ekim saldırıları oldu, maalesef oldu, demek ki özgürlük yetmiyor' bu sözler aslında 6-8 Ekim vahşetini özetleyen sözlerdir. Zira PKK kurulduğu 1978 yılından bu yana hiçbir zaman bu kadar rahat hareket etme ve çalışma zemini bulamamıştır. Adına çözüm süreci denilen bu vahşet öncesi dönemde bizzat devlet yetkilileri talimatıyla valiliklere, emniyet ve güvenlik birimlerine PKK’ye yönelik hiçbir girişimde ve saldırıda bulunulmaması talimatı olduğu ve bununla birlikte bölgede örgütün Kürd halkının tek hamisi olduğu algısı işlenmek isteniyordu.

"Bu vahşet günleri öylesine gelişi güzel başlamadı"

Saldırıların HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın ABD dönüşü Kobani bahanesiyle halka sokağa çıkma çağrısı yapmasıyla başladığını ifade eden Kaplan, "PKK’nin fıtratı ve doğası gereği, bölgede her türlü melaneti yapma, haraç kesme, adam öldürme, bölge esnafına zorla kepenk kapatmalar, her gece araç yakmalar ve daha nice sayabileceğimiz zorbalıklar had safhaya ulaşmıştı. Bunula birlikte örgüt, devletle yaptığı anlaşmaya rağmen, bu anlaşmalara uymamış aksine bölgeyi silah deposuna çevirmişti. Peki, 6-8 Ekim saldırılarına nasıl gelindi? Bu vahşet günleri öylesine gelişi güzel başlamadı ve kendi kendine gelişen bir olay da değildi. Büyük şeytan Amerika’nın gönderdiği taşeronlar vasıtası ile bölgede yaptığı ziyaretler ve karanlık hesapları bulunuyordu. Özellikle bölgedeki Müslüman ve dindar kesimin yapmış olduğu müspet çalışmalar ve Danimarka’nın Peygamber Efendimize hakaret içeren karikatürlerin yayınlanmasından sonra bölgede Müslümanların tepki göstermesi ve 100 binlere varan insanları meydanlara dökmesi; ABD’nin, dış mihrakların gözünden kaçmamıştı ve bu büyük şeytanın gözüne batıyordu. Bir şekilde yapılan çalışmaların önü kesilmesi gerekiyordu ve buna da bölgedeki taşeronu olan PKK üzerinden yapabileceklerini çok iyi biliyorlardı ve nitekim bunu da yaptılar." diye konuştu.

"PKK başta HÜDA PAR olmak üzere bu camiaya yakın dernek ve vakıflar hedef alındı"

6-8 Ekim'deki asıl meselenin bölgede yıllardan beri PKK’ye boyun eğmeyen, dik duruşu ve tavizsiz İslami yaşantıları ile Müslümanların hedef alındığını belirten Kaplan, saldırılarda Kabani'nin bahane edildiğini belirterek, "Selahattin Demirtaş, ABD dönüşü bunu bahane ederek aynı gece halkın sokağa dökülmesi gerektiğini ve her yerde İŞİD karşıtı eylemler yapılması talimatını vererek halkın sokağa dökülmesini sağlamıştı. Demirtaş ve Zübeyde Zümrüt talimatlara uymuş ve medyada açıklamalarda bulunmuşlardı. Asıl mesele bölgede yıllardan beri bölgede PKK’ye boyun eğmeyen, dik duruşu ve tavizsiz İslami yaşantıları ile Müslümanlardı. PKK başta HÜDA PAR olmak üzere bu camiaya yakın dernek ve vakıflar hedef alındı. Bölgede Müslümanları yok etmek gibi bir hesapları vardı; ama Allah’ın da bir hesabı vardı ki onların bütün hesaplarını alt üst etti." dedi.

Tarihin daha önce de bu tür saldırılara şahit olduğunu hatırlatan Kaplan, son olarak şunları söyledi:

"Ben Diyarbakır’da kurban eti dağıtan ve yaralanan çocuklarımla birlikte büyük bir vahşet yaşadım ve buna tanıklık ettim. Rabbim bir daha böyle acı günleri yaşatmasın. Örgüte şöyle bir çağrıda bulunuyorum; vandallıkla hiçbir yere varılmaz, Müslümanlara saldırmak, onları kabullenmemek, onları yok saymak ve bütün bunları başka aklın talimatı ile yapmak ile bir yere varılmaz. Kendi akılları olsa; bölge insanları oldukları için onları çok iyi tanıyoruz; ama başkalarını talimatı ile bunu yapmak, bölgedeki Kürd insanının dokusuna ters bir davranıştır." (Murat Orhan-İLKHA)

İlgili Haberler

Editörün Seçtikleri

Mobil Uygulamamızı İndirin

Öne Çıkan Haberler