9'uncu yıldönümünde Mavi Marmara katliamı

​Gazze ablukasını kırmak için Mayıs 2010’da Gazze’ye Özgürlük Filosu’yla yola çıkan Mavi Marmara gemisinde yaşanan siyonist katliamın üzerinden tam 9 yıl geçti.

Siyonist terör rejimi, Şubat 2006’da yapılan Filistin seçimlerinin ertesinde, Gazze’ye bir dizi siyasi ve ekonomik yaptırım uygulamaya başladı. 2007’den itibaren bu yaptırımlar daha da sertleştirildi. Gazze havadan karadan ve denizden ablukaya alındı. İnsan ve ticari mal giriş çıkışı tamamen sınırlandı.

Terör rejimini Aralık 2008 - Ocak 2009’da 22 gün boyunca sürdürdüğü Dökme Kurşun Operasyonu’yla da tüm yaşam kaynakları kurutulan Gazze’de tarım arazileri, okullar, iş yerleri ve evler yerle bir edildi.

Halen Gazze’de 1,5 milyon Filistinli bir açık hava hapishanesinde yaşam mücadelesi veriyor. Gazze halkının yüzde 72’si açlık sınırında yaşıyor, bunlardan yüzde 65’i çocuk. Çocukların yüzde 10’u fiziksel olarak gelişemiyor. Birleşmiş Milletler bu durumu "katlanılamaz" olarak tarif ediyor.

2010 Mayıs ayında 6 uluslararası sivil toplum örgütü (İHH İnsani Yardım Vakfı, Free Gaza Movement, European Campaign to End the Siege on Gaza, Ship to Gaza Greece, Ship to Gaza Sweden ve The International Committee to Lift the Siege on Gaza) toplanan bağışlarla temin edilen 6000 tonluk insani yardımı Gazze’ye ulaştırmak için bir yardım filosu oluşturdu. Filo insani yardımla birlikte 750 aktivisti de taşıyordu. Almanya, Kuveyt, İsrail, İrlanda, İsveç, Yunanistan, Güney Kıbrıs, Fas, Yemen, Mısır ve Cezayir gibi 37 ülkeden gelen aktivistler arasında 15’den fazla milletvekili, 60’ın üzerinde uluslararası basın mensubu, sanatçılar ve Nobel Barış ödüllü aktivistler de yer alıyordu.

Tıbbı malzemeler başta olmak üzere temel gıda ihtiyaçları ve inşaat malzemeleri taşıyan filoda yer alan Mavi Marmara gemisinde 577 yolcu bulunuyordu. Farklı din ve milletlerden olan yolcularda herhangi bir silah ve saldırı gereci yoktu ve amaçları ambargoyu kırarak Gazze’ye yardım ulaştırmaktı. Ama işgalci İsrail’in insani olan hiçbir şeye tahammülü yoktu buna da olmadı.

Filo Gazze’ye doğru yol alırken harekete geçen İşgal güçleri, Filistin’de, Gazze’de sıradanlaştırdıkları hukuksuzlukları uluslar arası sularda da devreye sokarak, denizden ve havadan sivillerin ve yardımların bulunduğu gemilere saldırdı. İlk olarak gemilerdeki vericileri devre dışı bırakarak adeta yapacakları katliamın ipuçlarını veren İşgalci güçler, botlar ve helikopterlerle gemiye çıkardıkları tam teçhizatlı askerle katliama girişti. 6 geminin bulunduğu filoya düzenlenen saldırıda biri 4 yıl sonra olmak üzere 10 kişi katledildi. 24 kişinin gerçek kurşunlarla vurulduğu saldırıda toplam 56 kişi yaralandı. Yardım gemilerini Aşdod limanına çıkan işgalci güçler, sivil aktivistleri de esir aldı. Aralarında yaralılar olmasına rağmen esir alınan silahsız sivil aktivisltler burada insanlık dışı kötü muamelelere maruz kaldı.

Saldırıda, Cevdet Kılıçlar, Necdet Yıldırım, İbrahim Bilgen, Ali Haydar Bengi, Cengiz Akyüz, Cengiz Topçuoğlu, Cengiz Songür, Fahri Yaldız, Furkan Doğan ve 4 yıl tedavinin ardından Uğur Süleyman Söylemez şehit oldu.

Filonun amacı hem dünyanın gözlerini Gazze’de yaşanan vahşete çevirmek, hem Gazze halkına insani yardım ulaştırmak, hem Gazze’ye bir yardım koridoru açmak hem de ablukayı kırarak işgalci İsrail’in ablukasını sonuçsuz bırakmaktı. Yani Filo Gazze’ye ulaşsa da ulaşmasa da hedefine ulaşacaktı ve şehitlere mal olsa da hedefine ulaştı. On şehit vardı ama Batılı güçlerin ve medyanın dünya halklarından gizledikleri Gazze ablukası ve siyonist zulmü bir anda dünya gündemine gelmiş ve terör rejimi bir kez daha farklı din ve milletlerden insanların vicdanlarında mahkum olmuştu.

Hamas’ın seçim zaferi

Her şey ABD ve müttefiklerinin uğruna işgallere giriştiği ve katliamlar yaptığı demokrasi (!) kurallarına uygun olarak yapılan seçimlerle başladı. Filistin’de Şubat 2006’da yapılan seçimleri İslami Direniş Hareketi Hamas’ın kazanması, ABD ve müttefiklerinin demokrasi maskesini bir kez daha düşürdü. Hamas’ın yönetime gelmesini kabullenmeyen başta terör rejimi olmak üzere ABD, Avrupa ve İslam dünyasındaki işbirlikçileri her türlü insani değeri ayaklar altına alarak Hamas’ı yok etme harekatına başladı.

Seçim sonuçlarına saygı duymak bir yana sonuçları tanımayan bu demokrasi (!) güçleri, ilk olarak Filistin içindeki işbirlikçileri eliyle Hamas’ın kazanımlarını gasp etme yoluna gitti. Yaşanan süreçte iktidara gelmesi engellenen Hamas, Gazze’de yönetimini ele geçirdi. Hamas’ın yanı sıra Hamas’a destek veren Gazze halkını cezalandırma yoluna giren bu güçler Gazze’ye yönelik ekonomik ve siyasi yaptırım yoluna gitti. ABD ve Batının desteğiyle Gazze’yi abluka altına alan İşgalci İsrail, yüzde 65’i çocuk olan Gazze’ye havadan, karadan ve denizden yaşam malzemeleri dahil her türlü mal girişimini sınırlandırdı. Bununla da yetinmeyen işgalci güçler, Aralık 2008 - Ocak 2009’da Dökme Kurşun adıyla 22 gün süren vahşi saldırılara girişti. Saldırılarda hastane, okul işyerleri, evler ve tarım arazileri dahil bir buçuk milyon insanın yaşam mücadelesi verdiği Gazze’nin altyapısı adeta yerle bir edildi.

Saldırıların ardından ablukayı daha da sertleştiren siyonist rejim, Gazze’ye insani yardım dahil hiçbir şeyin girmesine izin vermemeye başladı. Mısır ile de anlaşan işgal rejimi, hem Mısır-Gazze sınırını kapattı hem de Gazze’nin nefes borusu olarak tanımlanan tünelleri imha yoluna giderek Gazze halkını adeta diri diri mezara gömme yoluna gitti.

Çoğunluğu çocuk ve kadınlardan oluşan Gazze’de durumun kötüleşmesi üzerine harekete geçen insani yardım kuruluşları, İşgalci rejimle temasa geçerek Gazze’ye insani yardım ulaştırmak istediklerini bildirdi. Yardım talebini ulaştıran kuruluşlardan biri de İnsani Yardım Vakfı İHH idi.

"Otoriteden(!)" izin çıkmayınca…

Evet, Mavi Marmara katliamının ardından yardımlar için sözde "otorite" olan terör rejiminden izin alınması gerektiğini dile getirenlerin aksine İHH, onların deyimiyle otoriteden (!) izin almıştı ama sonuç alamamıştı. Konuyla ilgili olarak İHH şu bilgileri paylaşmıştı: "2008 Aralık-2009 Ocak dönemindeki Gazze saldırılarının akabinde, israilli yetkililer Gazze’ye insani yardım malzemesinin geçişine izin verdiklerini beyan etmişlerdi. Buna istinaden İHH İnsani Yardım Vakfı, 2009 yılının Ocak ayında Gazze’ye kara ve deniz yoluyla yardım götürmek için israilli makamlara başvuruda bulundu. Ancak sene içerisinde birkaç kez yinelenen bu başvuruya İsrail makamları tarafından yanıt verilmedi."

Gazze’ye Özgürlük Filosu yola çıkıyor

İşgalci rejimin insani yardımları engellemesi üzerine uluslar arası kuruluşlarla harekete geçen İHH, "Rotamız Filistin Yükümüz İnsani Yardım" sloganıyla Gazze’ye Özgürlük Filosu’nu yola çıkararak ablukayı kırma çalışmalarına başladı. Türkiye’den İHH’nın öncülük ettiği organizasyonda dünyanın farklı bölgelerinden de, The Greek Ship to Gaza Campaign, The Swedish Ship to Gaza, The Free Gaza Movement, The International Committee to End the Siege on Gaza, The European Campaign to End the Siege on Gaza (ECESG) gibi kuruluşlar yer aldı. 750 aktivistin de bulunduğu yardım Filosunda, 15’den fazla milletvekili, 60’ın üzerinde uluslararası basın mensubu, sanatçılar ve Nobel Barış ödüllü aktivistler de yer alıyordu.

Türkiye’den İHH’nın yanı sıra yüzlerce STK’nın da destek verdiği yardım filosunda farklı kesimlerde gönüllüler de yer aldı. Filonun Türkiye ayağında toplanan yardımlar gemilere yüklenirken Mavi Marmara gemisi de yolcularını alarak yola çıktı. Filoda bulunan 6 altı gemiden Mavi Marmara’da sivil aktivistler bulunurken, diğer gemilerde ise yiyecek ve tekstil ürünlerinden oluşan temel ihtiyaçlar, tıbbi gereçler, İsrail’in yerle bir ettiği Gazze’nin yeniden imarı için inşaat malzemeleri, prefabrik evler, jeneratör ve fırın gibi malzemelerden oluşan 10 ton yardım bulunuyordu.

Uluslararası sularda saldırı

Filo Gazze’ye yaklaştıkça açıklamalarını sertleştiren işgalci rejim, filoyu engelleyeceğinin sinyallerini vermeye başladı. Fakat filoyu organize eden aktivistlerin yanı sıra uluslararası kamuoyu siyonistlerin bu kadar vahşileşeceğini hesaba katmamıştı. Yardım filosu tüm tehditlere rağmen Gazze’ye doğru yol almaya devam ederken 31 Mayıs’ta sabaha doğru saat 04.30 sıralarında harekete geçen işgalci çeteler, uluslar arası hukuku hiçe sayarak saldırıya geçti. Gemiler daha uluslararası sularda iken dünyayla iletişimlerini sağlayan vericileri devre dışı bırakan işgalci askerler, hücum botlar ve helikopterle harekete geçerek daha gemiye çıkamadan aktivistlere ateş açmaya başladı. Daha sonra gemiye inen işgalci askerler, bazı aktivistleri yakın mesafeden kafalarına ateş etmek suretiyle olmak üzere toplam 9 kişiyi katletti. Saldırıda ağır yaralanan bir kişi de 4 yıl süren tedavi sürecinin ardından şehit olunca şehit sayısı 10’a çıktı. 56 kişinin yaralandığı saldırıda 24 kişi gerçek kurşunlarla vuruldu.

Yardım gemilerini rehin alan işgalci çeteler, gemileri Aşdod limanına çekerek aralarında yaralıların da bulunduğu aktivistleri esir aldı. Elleri kelepçelenerek esir alınan siviller, insanlık dışı muamelelere maruz kaldı. Hücrelere atılarak işkencelere maruz kalan bazı aktivistlerin eşyalarının ise işgalci askerler tarafından çalındığı sonradan ortaya çıktı.

Daha sonra aktivistler serbest bırakılarak ülkelerine gönderilirken gemiler ancak 7 Ağustos 2010’da serbest bırakıldı. Serbest bırakılan Defne-Y, Gazze ve Mavi Marmara gemileri İskenderun Limanı'na demirledi. Yapılan incelemelerde Mavi Marmara gemisinin değişik bölümlerinde 250 mermi deliği görüldü. Saldırı izlerini silmeye çalışan İşgalci rejimin mermi deliklerinin bir kısmını boyadığı bir kısmını da flaster bantlarla kapattığı tespit edildi.

Saldırı sonrasında yaşananlar

Mavi Marmara saldırısından sonra işgalcilere yönelik tepki ve protestolar arttı. Batı ve İslam dünyasında devletler seviyesindeki tepkiler cılız kalsa da birçok ülkede halk sokağa dökülerek katliamı protesto etti. Birçok ülkede siyonistlerin malları boykot edildi.

Savaş suçu işlendi ama soruşturmaya yer yok

Mavi Marmara saldırısını kınayan BM ise, yaptı ilk açıklamada bağımsız ve şeffaf uluslararası standartlarda bir soruşturma açılması çağrısında bulundu. BM Uluslararası Konseyi tarafından hazırlanan raporda, işgal rejiminin tüm hukuksuzlukları ortaya konuldu. Siyonistlerin, insan hakları sözleşmesinin yaşam hakkı, özgürlük ve güvenlik hakkı, ifade özgürlüğü gibi maddelerini ihlal ettiği vurgulanan raporda, Gazze’ye uygulanan ablukanın hukuksuzluğuna dikkat çekildi. Hazırlanan raporu değerlendiren Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) ise, garip bir karara imza attı. Siyonistlerin savaş suçu işlediğini kabul eden Mahkeme, fakat işlenen suçun soruşturma yapılacak yoğunlukta olmadığı kararı verdi.

Yapılan itirazlar sonucu işgal rejiminin aleyhine dava açılıp açılmayacağı yönünde bir türlü karar verilmedi. Mahkeme, Mayıs 2019’da verdiği son kararla işgalci rejimin saldırısına ilişkin davayla ilgili soruşturmanın başlatılıp başlatılmamasına yönelik UCM Savcılığına verdiği süreyi bir kez daha erteledi.

UCM tarafından yapılan yazılı açıklamada, 15 Kasım 2018'de savcının 6 Kasım 2014'de aldığı kararı tekrar gözden geçirmesi için verdiği süre,15 Mayıs 2019'dan 2 Eylül 2019’a ertelendi. Savcılığın yeniden gözden geçirme kararına itiraz ederek yüksek mahkemeye taşımasıyla ilgili karar ise yine 2 Eylül 2019’da halka açık bir duruşmada verilecek.

Türkiye’deki dava süreci

Türkiye’de ise devlet, katliam sonrası en üst seviyede tepki gösterdi ve hükümet terör rejimi ile ilişkileri kesti. Hükümetten yapılan açıklamada ise, işgal rejimin özür dilemesi, Gazze’ye yönelik ablukayı kaldırması ve tazminat ödemesi çağrısı yapıldı.

Türkiye’de da mağdur yakınları tarafından açılan dava ise İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Dava kapsamında dönemin siyonist genelkurmay başkanı Rau Aluf Gabiel Ashkenazi, askeri istihbarat daire başkanı Amos Yadlin, deniz kuvvetleri komutanı Elizer Alfred Marom ve hava kuvvetleri komutanı Avishay Levi kasten adam öldürmeye azmettirme ve deniz ulaşım araçlarını kaçırma veya alıkoyma gibi suçlamalarla yargılanmaya başlandı. 2014 yılında ise ifadeye gelmedikleri gerekçesiyle sanıklar hakkında yakalama kararı çıkarıldı. Uluslararası yakalama kararı çıkarılmasına rağmen Adalet Bakanlığı’nın kararı İnterpole gönderilmedi.

Davalar düşürüldü

Türkiye’de görülen dava uluslararası alanda siyonistleri zor duruma düşürecek bir aşamaya gelmişken, ABD’nin de baskısıyla işgal rejimiyle anlaşmaya varıldı. Türkiye’nin üç şartını yerine getireceği açıklanan işgalci rejimin, tarihe geçecek şekilde yazılı özür yerine 22 Mart 2013 yılında siyonist Binyamin Netanyahu’nun Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı telefonla arayarak özür dilediği açıklandı.

Gazze’ye yönelik ablukanın kaldırılması talebini da kabul ettiğini açıklayan terör rejimi, yardımların kendi kontrolünden geçirilerek Gazze’ye ulaştırılacağını bildirdi. Son şart olarak işgal rejiminin mağdur yakınlarına tazminat ödemeyi kabul ettiği açıklandı. Anlaşma karşılığında ise Türkiye’de açılan davaların düşürülmesi kabul edildi.

Halen tartışılan anlaşma kapsamında dava, 9 Aralık 2016‘da işgal rejimi ile yapılan tazminata ilişkin usul antlaşmasının 4. maddesinin 2. cümlesi olan 'Her halükarda bu anlaşma, İsrail'in, İsrail adına hareket edenlerin ve İsrail vatandaşlarının, Türkiye Cumhuriyeti veya Türk gerçek ve tüzel kişileri tarafından konvoy hadisesi ile ilgili olarak kendilerine yönelik doğrudan ya da dolaylı olarak Türkiye'de yapılmış ve yapılacak her türlü hukuki ya da cezai talebe ilişkin her türlü sorumluluktan muaf tutulmalarını sağlayacaktır' maddesine aykırı olduğu gerekçesiyle düşürüldü ve suçluların yakalama emri kaldırıldı.

Mavi Marmara hedefine ulaştı

Ablukayı delmek için yola çıkan Mavi Marmara gemisi ve beraberindeki yardım filosu saldırıyla engellenmesine rağmen hedefine ulaştı. Yardımlar Gazze’ye ulaşmadı belki ama tüm dünyanın kör ve sağır kaldığı Gazze ablukası, dünyanın en ücra köşesine kadar duyuldu. Uluslararası sularda yardım gemilere saldıran terör rejiminin hukuk tanımazlığı ve vahşeti tüm dünyada tescillendi ve siyonist rejim insanlık vicdanında mahkum oldu.

Saldırı sonrası işgal rejimi ilk kez uluslararası alanda özür dilemek zorunda kalırken, Gazze’ye yönelik abluka ve ambargoyu da hafifletmek zorunda kaldı.

Gazze’ye yönelik saldırılar devam ediyor

Şubat 2006 yılında yapılan seçimleri Hamas’ın kazanmasıyla Gazze’ye yönelik olarak başlayan ambargo ve saldırılar sürmeye devam ediyor. ABD ve Batılı devletlerin desteğiyle Gazze ablukasını sürdüren İsrail, farklı gerekçelerle düzenlediği saldırılar sonucu her yıl yüzlerce Filistinliyi katletmeyi sürdürdü.

ABD’de yönetimin değişmesiyle İsrail’e verilen gizli destek açıktan verilmeye başladı. İşgalci rejimin kanlı saldırılarını açıktan destekleyen ABD Başkanı Donald Trump, Filistin’de Hamas’ın yanı sıra Mahmud Abbas yönetimini de baskı altına almaya başladı. Bununla da yetinmeyen Trump, Kudüs’ü siyonistlerin başkenti olarak tanıdığını açıklayarak ABD, büyükelçiliğinin Kudüs’e taşınması kararı aldı. Aldığı kararla gerilimi daha da tırmandıran ABD yönetimi, hazırladığı ve "Yüzyılın Planı" adını verdiği yeni planla da Filistin davasını tamamen bitirmeyi hedefliyor. (İLKHA)

İlgili Haberler

Editörün Seçtikleri

Mobil Uygulamamızı İndirin

Öne Çıkan Haberler