Gaziantep'te geçen yıl bir düğüne yönelik saldırıda kızını ve erkek kardeşini kaybeden adam, olayın üzerinden bir yıl geçmesine rağmen acılarının halen ilk günkü gibi taze olduğunu söyledi.

Gaziantep'in Şahinbey ilçesi Beybahçe Mahallesi'nde geçtiğimiz yıl ağustos ayında bir düğüne yönelik gerçekleştirilen canlı bomba saldırısında 5 yaşındaki kızı Semanur Özer ve 12 yaşındaki kardeşi Kerem Özer'i kaybeden Muhammed Özer, acılarının ilk günkü gibi taze olduğunu söyledi.

Geçtiğimiz yıl 20 ağustos günü Nurettin-Besna Akdoğan çiftinin kına gecesinde gerçekleştirilen canlı bomba saldırısında çoğunluğu çocuk olmak üzere 57 kişi hayatını kaybetmiş, 92 kişi yaralanmıştı.

Olayın üzerinden bir yıl geçmesine rağmen o geceki manzarayı halen unutamadığını belirten Özer, saldırı gecesi sabaha kadar kentteki hastaneleri tek tek dolaşarak, kızını aradığını söyledi.

Özer, "Kızım 5 yaşında, kardeşim 13 yaşındaydı. Düğüne gitmişlerdi. Kendi aralarında oyun oynarken hiçbir şeyden haberleri yokken bir anda bir patlama sonucu ikisi de hayatını kaybetti. Kızım kollarımda öldü, kardeşim de zaten olay yerinde vefat etmişti." dedi.

Saldırı anında çocuklarını almaya gittiğini dile getiren Özer, şunları söyledi: "Olay yerine iki sokak kalmıştı. Bir yerden geliyordum, saat 22.30 gibiydi. Çocuklarımı da alıp eve geçecektik. Bir anda bir patlama sesi duydum. Bomba olduğunu anladım ama kendimi teselli babında 'İnşallah değildir, başka bir şeydir.' dedim. Maalesef bu üzücü olay oldu. Olay yerine gittiğimde insanlar kan revan içinde paramparça olmuşlardı. Kimisinin kolları, kimisinin ayağı kopmuştu. Yani çoğunluğu tanınmayacak hale gelmişti. Hepsi çok feci bir şekilde can vermişlerdi. Ondan sonra yaralılar hastanelere götürüldü. Yaralı olanları hastanelere yetiştirmenin çabası içerisine girdik. Gün aydınlandığında her şey ortaya çıktı. Bu olayda 57 kişi hayatını kaybetti."

"O gün herkes kendi derdine düşmüştü"

Bütün girişimlerine rağmen o gece sabaha kadar eşine ve çocuklarına ulaşamadığını ifade eden Özer, "Kardeşimin olay yerinde öldüğünü gördüm. O gece sabaha kadar eşime ve çocuklarıma ulaşamadım. Kimin nerede olduğu belli değildi. O gün öyle bir koşuşturma vardı ki herkes kendi derdine düşmüştü. Sabaha karşı eşim beni aradı. Kızımın ameliyatta olduğunu söyledi. Ameliyatı da ciddi bir ameliyattı. Kızımın karın kısmına bir şarapnel parçası girmişti. O da zehirli bir parçaymış. Şarapnel parçası bağırsaklarını ve diğer iç organlarını zehirleyerek, bu şekilde kızım hayatını kaybetti. Ben kızımı en son morgda gördüm." şeklinde konuştu.

"Kızım resmen gülümsüyordu, 'Baba ben yerime vardım' der gibiydi"

Kızının ölüm haberiyle çok üzüldüğünü ancak kadere olan inancının kendisini teskin ettiğini söyleyen Özer, "Biz ona iman ettik. Ondan geldik, yine ona döneceğiz. Allah'a şükürler olsun. Ben kızımı öyle bir halde gördüm ki inanın çok mutlu oldum. Kızım resmen gülümsüyordu. 'Baba ben yerime vardım.' der gibiydi. O görüntüsü bir nebze de olsa beni rahatlattı. İnsan elbette üzülür ama biz 'İşittik ve itaat ettik.' dedik. Bu şekilde şükrümüze devam ediyoruz." ifadelerini kullandı.

"İslam ümmeti üzerinde ciddi oyunlar oynanıyor"

"Bu saldırı birliğimizi, beraberliğimizi, kardeşliğimizi ve dostluğumuzu yıkmaya çalışmaya yönelikti." diyen Özer, sözlerine şöyle devam etti: "Bu tür olaylar emperyalistlerin gözetimi altında yapılan olaylardır. İslam coğrafyalarında, hep İslam ümmeti üzerinde çok ciddi oyunlar oynanıyor. Bu da onlardan bir tanesiydi. 15 Temmuz'da bunu başaramayan alçaklar, insanları kışkırtmak ve memlekette bir kaos ortamı oluşturmak için bunu yaptılar. 15 Temmuz'da meydanlardaydık. Bugün olsa bizler yine de meydanda olacağız. Bu memleket hepimizin memleketi. Biz kardeşçe bir tutumla, birbirimizi severek, sayarak ve hoşgörü göstererek ayrım yapmadan, bir bayrak altında toplanıp birbirimize sahip çıkmamız lazım. Biz dışarıdan gelecek saldırılara karşı sağlam bir şekilde durabilelim."

"Sivil insanların üzerine bombalar atmak ne insanlığa ne de vicdana sığar"

Bütün şer güçlerin kendi emelleri uğruna sürekli sivil ve masum insanları hedef aldığına değinen Özer, "Tarih boyunca bu şer güçler ve şer güçlerle ittifakı olan insanlar her zaman katliamlarını çocuk, genç, yaşlı, kadın demeden, herhangi bir olayla ilgisi olmayan masum insanları hedef alarak insanları bir umutsuzluğa ve kaosa sürükleme derdindeler. Masum insanları hedef alıyorlar. Bugün de Suriye'de ve diğer İslam coğrafyalarında olduğu gibi sivil insanların üzerine bombalar atmak ne insanlığa ne de vicdana sığar. Rabbim inşallah bir daha onlara fırsat vermez. Yine de her zaman için sağduyulu olmak ve provokatif ortamlardan uzak durmak lazım." dedi.

"Unutmak mümkün değil"

Olayın üzerinden bir yıl geçmesine rağmen acılarının halen ilk günkü gibi taze olduğunu söyleyen Özer, "Emin olun, olay sanki bugün olmuş gibi, acısı ilk günkü gibi içimizde ve halen taptaze. Ben, eşim ve kardeşleri halen onu unutamıyoruz. Zaten unutmak mümkün değil. Rabbim hiç kimseye böyle bir acı yaşatmasın ama gerçekten çok zor. Ben kızımı anlatmaya kelime bulamıyorum. Kimi zaman gece yarısı dayanamayıp mezarlığa geliyorum. Mezarlığa geldiğimde bir nebze de olsa rahatlıyorum ama gerçekten unutmak mümkün değil. Aradan bir yıl geçmesine rağmen bu olay sanki dün olmuş gibi acımız taptaze. Unutmak mümkün değil. Rabbim bunu yapanlara fırsat vermesin. Allah aynısını kendilerinin başına da versin. Biz bu olayı büyük mahkemeye havale ettik. İnşallah o gün Rabbim bunun hesabını soracaktır." ifadelerini kullandı.

Ailelere ödenen sivil şehit maaşı kesildi

Saldırıda yakınlarını kaybedenlere bağlanan sivil şehit maaşının kesildiğini ve maddi durumu olmayan ailelerin aldıkları diğer yardımların belli bir süreden sonra verilmemeye başlandığını belirten Özer, şunları dile getirdi:

Bizim devletten beklentimiz, bu kadar insan vefat etti. Evet, sağ olsunlar bize sahip çıktılar. Özellikle de Cumhurbaşkanımız yetkililerle beraber gelip bizimle ilgilendiler. Kendisi bizatihi ilgilendi, teşekkür ediyorum ama sanki bizi devlete küstürmeye çalışanlar var. Bu olaydan sonra kimseden bir minnet beklemedik. Kimseden bize ayrı bir ayrıcalık yapsınlar, üzerimize düşsünler, bizimle ilgilensinler diye bir beklentimiz de olmadı. Hepsinin başımız üzerinde yeri var. Bir insanın kalbini kırmak çok kolay ama kazanmak oldukça zor. Bu insanların çoğunluğu hep fakir insanlardır. Geçimlerini zor sağlayan ve gece saat 03.00'te kalkıp sebze haline gidip günlük iaşesini, çocuklarının rızkını helal bir şekilde kazanmaya çalışan insanlar. Yani çok mağdur insanlar. Bu ölen insanlar sivil şehit statüsüne alındı. Bizim derdimiz kesinlikle para değil. Keşke hiç vermeselerdi de bu kadar üzülmeseydim. 119 lira gibi bir rakamla sözde şehit maaşı bağlandı. Geçen yıldan bu yana bankaya yatırılan paralarım olduğu gibi bankada duruyor. Elimi dahi vurmadım ve vurmam da. Bu maaşın kesilmesi insanları gerçekten çok ciddi anlamda üzdü. Yetkililer bu noktada bir düzeltme yapsınlar. Ya komple kessinler ya da ailelerin durumlarına göre bir ayarlama yapsınlar. Evinde yiyecek bir ekmeği bile olmayan kişi 119 lira maaş ile ne yapsın? 6-7 çocuğu olanlar var. Onun için bu haksızlığın düzeltilmesi lazım.

"Üzülüyoruz ama Allah'a şükürler olsun"

Özer, "Bayramlarda sadece kızım ve kardeşimin değil tüm akrabalarımızın hepsinin aramızda olmasını isterdik ama yüce Rabbim böyle takdir etmiş. Bize de itaat etmek düşer. Bizler tüm bayramlarda hep birlikteydik. Kardeşim sabah kalkar kalkmaz ilk benim evime gelirdi. Benden bayram harçlığı isterdi. Onu hiç unutamam. Geçen bayramda da sanki böyle 'Gelir mi, gelmez mi?' şeklinde kendimi avuttum. Tabi, giden gitti, bir daha da gelmez. Elbette üzülüyoruz ama yine de Allah'a şükürler olsun." şeklinde konuştu.

"Kızım en son "Hz. Muhammed beni çağırıyor, yanına gideceğim' dedi"

Düğün akşamı kızı Semanur'la arasında geçen son anları hüzün dolu kelimelerle anlatan Özer, "Kızım bambaşka bir çocuktu. Bunu kızım olduğu için veya övmek için söylemiyorum. Benim iki kızım var. Vefat eden kızım gerçekten bambaşkaydı. Kızımın bu dünyanın insanı olmadığını henüz 2-3 yaşındayken fark ettim. Vefat etmeden önce akşam namazını benimle birlikte kıldı. Namazını kıldıktan sonra 'Baba, ben Hz Muhammed'in yanına gideceğim. O beni çağırıyor. Çabuk namazımızı kılalım, ben gideceğim.' dedi. Bu benimle konuştuğu en son söz oldu. Ne mutlu bana, böyle bir çocuk yetiştirmişim. Elbette kalp sızlar, göz yaşarır. Ben sadece kızımın aramızdan ayrılmasına üzüldüm." dedi. (İbrahim Koçyiğit - İLKHA)

İlgili Haberler

Editörün Seçtikleri

Mobil Uygulamamızı İndirin

Öne Çıkan Haberler