Dicle Havzası'nın can ve mal kayıpları açısından 2'nci sırada yer aldığını belirten TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Diyarbakır Şubesi, barajların yapımında gösterilen önemin baraj faaliyete geçtikten sonra da devam etmesi gerektiğine dikkat çekti.

13 Aralık 2018'de fazla yağış nedeniyle Dicle Nehri üzerinde bulunan Dicle Barajı'ndaki fazla suyun tahliyesi için dolu savak kapaklarının açılması sırasında radyal kapaklardan biri kopmuş ve saniyede bin 600 metreküp su, Dicle Nehri yatağına boşalmaya başlamıştı. Bunun sonucu olarak Dicle Nehri yatağındaki bir kısım tarım arazisi ve bazı yapılar su altında kalmıştı. Konuyla ilgili yazılı bir basın açıklamasında bulunan TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Diyarbakır Şubesi, Dicle Havzası'nın can ve mal kayıpları açısından 2'nci sırada yer aldığına dikkat çekerek, Dicle Nehri civarında taşkın alanlarının ivedilikle belirlenmesi ve yanlış kentleşme kararlarından vazgeçilmesi çağrısında bulundu.

Açıklamada, "Tüm afet olaylarında olduğu gibi su baskını zararlarının azaltılması çalışmalarında da en etkin ve ekonomik çözüm; su baskını olayının yaşanmasından önce havza genelinde, tehlike haritalarının hazırlanarak riskli bölgelerin önceden belirlenmesi, yapılaşmadan arındırılması, ağaçlandırma, ıslah projeleri ve benzeri önlemlerin gerçekleştirilmesi, arazi kullanım kriterlerinin belirlenerek yöre halkının eğitimi gibi birbirini tamamlar nitelikteki çoklu tedbirlerin, ilgili kurumların eşgüdümü sağlanarak bir plan dâhilinde alınması ile sağlanabilmektedir." denildi.

"Dicle Havzası can ve mal kayıpları açısından 2'nci sırada yer alıyor"

Açıklamanın devamında, "Dicle Barajı enerji ve sulama amacı ile yapılmış olup aynı zamanda Diyarbakır kent merkezinin içme suyu ihtiyacı da bu barajdan sağlanmaktadır. Dicle havzası, ülkemizdeki diğer havzalar içinde sel ve taşkınlar sonucu meydana gelen can ve mal kayıpları açısından Doğu Karadeniz havzasından sonra 2'nci sırada yer almaktadır. 1970-2005 yılları arasında havzada 44 kez taşkın meydana gelmiş, 61 kişi hayatını kaybetmiş ve 10 bin 974 hektar tarım arazisi zarar görmüştür. 1-2 Kasım 2006 tarihinde ise bölgemizde meydana gelen taşkın ve sel afeti sonucunda 42 vatandaşımız hayatını kaybetmiş ve büyük oranda maddi zarar meydana gelmiştir." ifadelerine yer verildi.

"Dicle Nehri civarında taşkın alanları ivedilikle belirlenmeli"

Dicle Nehri civarında taşkın alanlarının ivedilikle belirlenmesi ve tampon bölge oluşturularak yerleşim izin verilmemesi gerektiğinin altı çizilen açıklamada, "Deniz, doğal ve suni göller ve akarsularda kıyı kenar çizgisinin tespiti, kıyıların kullanılması ve korunması ile kıyılarda doldurma ve kurutma yolu ile kazanılan alanlarda deniz ve göllerin kıyılarının devamı niteliğinde olan sahil şeritlerinde planlama ve uygulama esaslarının belirlenmesi amacıyla 30.08.1990 tarihinde 20594 sayılı resmi gazetede, 'Kıyı Kanunun Uygulanmasına Dair Yönetmelik' çıkarılmıştır. Bu yönetmelikte 'Dicle nehri; ana kolunun Bismil ilçesi ile Türkiye-Suriye-Irak sınırı arasındaki kesimi' olarak tanımlanmıştır. Bu tanımlama neticesinde Dicle Barajı ile Bismil ilçesi arasındaki kesim ile Dicle Nehrinin ana kolları olan Batman, Garzan, Botan Çaylarının 'Nehir Kapsamı' dışına alınmıştır. Böylece kıyılar korunmasız hale gelmiş, gelişigüzel yerleşim ve kullanıma açık hale gelmiştir. Bu tanımlama ivedili olarak düzeltilmeli ve bu kısımlar da 'nehir' statüsüne alınmalıdır. Dicle nehri yatağı boyunca kıyı-kenar çizgileri ve taşkın alan sınırları ivedili olarak belirlenmeli ve tampon bölge oluşturulmalıdır. Bu tampon bölgelerin nazım imar planları ve çevre düzeni, planlarda belirtilerek yerleşim yerlerine izin verilmemelidir." ifadeleri kullanıldı.

"Yanlış kentleşme kararlarından vazgeçilmeli"

Dere yataklarının yapılaşmaya açılması, dere kesitlerinin daraltılması gibi yanlış kentleşme kararlarından vazgeçilmesi, imar planına esas jeolojik ile jeoteknik etütler ve arazi kullanım planlaması açısından yerleşime uygunluk değerlendirmesi yapılarak yerleşme ve yapılaşma kararlarının alınması gerektiği ifade edilen açıklamanın devamında, şunlar kaydedildi:

Havza içinde gelişen yerleşimler, açılan yeni yollar ve kurulan yeni tesisler ile arazi yapısı değişmekte, elverişsiz tarım yöntemleri ile topraklar daha yoğun bir şekilde kullanılmakta, ormanlar ve meralar tahrip edilmekte ve bunun sonucu olarak da taşkın afetleri giderek daha büyük ve sık olarak meydana gelmektedir. Sanayileşme ve sektör çeşitliliğinin beraberinde getirdiği şehirleşme, akarsu havzalarının muhtelif kesimlerindeki işyeri çeşitliliğini ve yoğunluğunu büyük ölçüde arttırmaktadır. Bu da havza bütündeki hidrojeolojik dengeyi bozmaktadır.

"Barajların yapımında gösterilen önem, baraj faaliyete geçtikten sonra da devam etmelidir"

Doğal bir olay olan yağışların afete dönüşmemesi, gerekli önlemler alınarak can ve mal kaybının önüne geçilmesi için 'Afet Yönetim Sistemi'nin bir an önce oluşturulması çağrısında bulunulan açıklamada, son olarak şu ifadelere yer verildi:

"Kent merkezlerinin dışında belde ve köylerde de yerleşim alanlarının seçimi, yol güzergâhlarının saptanması ve arazi kullanım potansiyellerinin belirlenmesine yönelik 'Mühendislik Jeolojisi' çalışmaları yapılarak en uygun alanlar belirlenmelidir. Tüm yapılaşmalar için yer seçimi esnasında mutlaka 'Jeolojik Zemin Etütleri' yaptırılması şartı getirilmelidir. Kentsel ve kırsal alan yerleşim süreçlerinde uygulanan kararlarda doğal drenajın korunması esas alınmalıdır. Barajların yapımında gösterilen önem, baraj faaliyete geçtikten sonra da devam etmelidir. Dip savak ve dolu savak kapaklarının periyodik kontrol ve bakımları takip edilmelidir." (Muhammed Said Aksoy – İLKHA)

İlgili Haberler

Editörün Seçtikleri

Mobil Uygulamamızı İndirin

Öne Çıkan Haberler