Adıyaman'da düzenlenen "İletişim Teknikleri" adlı seminerde, başarılı olunmak isteniyorsa mutlaka sevgi dilinin kullanılması gerektiği belirtildi.

Birlik Vakfı Adıyaman Şubesi tarafından gerçekleştirilen "İletişim Teknikleri" adlı seminere katılan kişisel gelişim uzmanı Rahim Aladağ, iletişim sorunlarına değinerek, bunların giderilmesi için yapılması gerekenlerle ilgili bilgilendirme yaptı.

Vakfın toplantı salonunda düzenlenen seminerde konuşan Aladağ, insanların, herkesle iletişim halinde olduğunu belirtti.

Aladağ, "Yani canlı ve cansız herkesle iletişim halindeyiz. O yüzden iletişim, yaşamımızın her alanında var. Peki, iletişim olmasa ne oluyor biliyor musunuz? İletişim olmasa kavga, gürültü, anlaşamamazlıklar oluyor. İşin sonucunda kaos oluyor." dedi.

İnsanın beyninde sağ ve sol lobun olduğu bilgisini veren Aladağ, şunları söyledi: "Geçmiş, kelimeler, mantık, detaylar, gerçekler, matematik beynin sol tarafında oluşuyor. Peki, beynimizin sağında ne oluşuyor? Gelecek, duygular, hayal, din, felsefe, inanç ve renkler de beynimizin sağ tarafında oluşuyor. Herhangi bir olay karşısında verdiğiniz ilk tepki duygusal mı, mantıksal mı? Olaylarda daha çok gerçekleri mi hatırlıyorsunuz yoksa hayal mi kuruyorsunuz? Mantıklı mı davranıyorsunuz, detaylara mı bakıyorsunuz? İnsanların yüz simaları mı aklınızda yoksa kelimeler mi? İşte, beyninizin bir tarafı daha ağır basabilir."

"Başarılı olmak istiyorsak mutlaka sevgi dilini kullanmalıyız"

İnsanların yaşadıkları ortamın kişinin gelişimi üzerinde etkisi olduğunu dile getiren Aladağ, "Evliya Çelebi, 'Yaşadıkları bölge ve iklim, insanların hareketlerinde ve yaşayışlarında farklılıklar getiriyor.' diyor. O yüzden iletişim kurduğumuz kişilerle hep aynı iletişimi kurarsak hata yaparız. Bizim birbirimizi tanımaya ihtiyacımız var. Biz birbirimizin dilinden anlıyor muyuz? 'Türkçe konuşuyorum, anlamıyor musun?' diyor. Evet, aynı dili konuşuyoruz da gönül dili diye bir dil var. Peki, gönül dilini aynı kullanıyor muyuz? Sevgi dillerini bulmaya başladığınız zaman işleriniz rast gitmeye başlıyor. Niye biliyor musunuz? Çünkü insanlar bunları özlemle arar hale gelmiş. İnsanlar birbirlerini takdir etmiyor, birbirlerine teşekkür etmiyor. İnsanlar artık birbirlerine bu hediyeleri vermekten imtina ediyor. O yüzden benim âcizane tavsiyem, başarılı olmak istiyorsanız, hele bir de ekip halinde çalışıyorsanız bu sevgi dilini az da olsa mutlaka ama mutlaka kullanmamız lazım." ifadelerini kullandı.

"Stres ve öfkeyi yenmemiz gereken şeyler yapmamız lazım"

İnsanların stres ve öfkeyi yenmeleri gereken şeyler yapmaları tavsiyesinde bulunan Aladağ, Hz. Muhammed'in bu konuyla ilgili sözlerinin olduğunu anlatarak, "Bir yere giderken evden nasıl çıkarsanız çıkın ya da işten nasıl çıkarsanız çıkın, gittiğimiz yerlere o enerjimizi götürmememiz lazım. O yüzden de stres ve öfkeyi yenmemiz gereken şeyler yapmamız lazım. Ne yapmak lazım? Peygamber Efendimiz bununla ilgili çok güzel öğütlerde bulunmuş. 'Öfke durumunda atın üzerindeyseniz inin, ayaktaysanız oturun, oturuyorsanız yatın. Öfke şeytandandır, şeytan da ateşten yaratılmıştır, ateşi ise su söndürür. Öyle ise öfkelendiğinizde abdest alın.' diyor." şeklinde konuştu.

"Negatif enerji yüklendiğimizde kendimize göre tedbirler alabiliriz"

Abdest almanın öfkeye etkisiyle ilgili akademik araştırmalar yapıldığına değinen Aladağ, sözlerine şöyle devam etti: "Özellikle enseye verilen su, vücuttaki hormonal dengeyi düzeltip, karaciğerdeki yağ, asit dengesini düzeltiyormuş ve insanın sakinleşmesini sağlıyormuş. O zaman moralimiz düştüğünde, negatif enerji yüklendiğimizde kendimize göre tedbirler alabiliriz. O stres ve öfke halinden çıkıp pozitif hale gelmemize ihtiyacımız var."

İnsanların birbirlerini ilk gördükleri andaki izlenimin çok önemli olduğunu belirten Aladağ, bu bakımdan, söz konusu karşılaşmalarda ilk intibayı doğru vermek gerektiğini söyledi.

Kullanımı aşırı bir hal alan televizyon ve telefonun, kişiler arasındaki iletişimi iyice kopardığını dile getiren Aladağ, "Öyle bir hale geldik ki 'Misafirliğe geleceğim.' dediğinizde 'Bugün şu dizi var, başka zaman gel.' diyor. Misafirliğe gidiyorsunuz, kimse birbiriyle konuşmuyor, herkes televizyona bakıyor. Çıkarken apartman boşluğunda sohbet başlıyor. Ayakkabı giydiğimizde 'Vay, siz bize mi geldiniz?' diyor. Artık durum buna geldi. Maalesef o haldeyiz. Televizyonlar da çok sandığınız kadar iyi niyetli araçlar değil. Subliminal mesajlar var. Tabi, bunun tamamen paranoya haline gelmemesi lazım. Özellikle yabancı çizgi film kanalları tamamen böyle. Farklı farklı mesajlar verdiği alenen belli. Biraz daha dikkatli davranıyoruz. Cep telefonunda öyle çılgın bir hale geldik ki sabahleyin daha yüzümüzü yıkamadan telefonu elimize alıp, 'Kim beni beğenmiş?' diye açar olduk. Dünyada en fazla telefon kullanan ikinci milletiz." dedi.

"Biz sanki telefon işini abarttık"

Ebeveynlerin cep telefonlarına düşkünlüklerinin gelecekte birçok sıkıntıya sebep olacağını sözlerine ekleyen Aladağ, "İnsanlar, annesinden ve babasından görerek jest ve mimikleri öğrenir. Yani siz şaşırdığınızda ne tür tepki veriyorsanız çocuk da onu sizden görmeye başlıyor. Şaşkınlıkta ne yapacağını görerek öğreniyor. Bir pedagog, 'Korkarım ki insanlar 20 sene sonra jest ve mimiklerini kullanamayacak.' diyor. Sebebini ise 'Herkesin elinde bir telefon var. Çocuk babasına iyi bir şey anlatırsa aferin deyip geçiştiriliyor, hiç jest ve mimik yok. Kötü bir şey olsa da bir daha yapmaması gerektiğini söylüyor, yine jest ve mimik yok.' diye açıklıyor. O yüzden şu ikili ilişkilerimizde, en azından birbirimizi görmeye gittiğimizde, misafirliğe gittiğimizde şu işi bir standarda bağlamamamız lazım. Biz sanki telefon işini abarttık gibime geliyor." ifadelerini kullandı. (Cemil Özdaş - İLKHA)

İlgili Haberler

Editörün Seçtikleri

Mobil Uygulamamızı İndirin

Öne Çıkan Haberler