HÜDA PAR’dan gündemin öne çıkan konuları hakkında önemli açıklamalar

HÜDA PAR, başata Cerablus operasyonu ve artan bombalı saldırılar olmak üzere gündemin öne çıkan konuları hakkında değerlendirmelerde bulundu.

HÜDA PAR Genel Merkezi tarafından yayımlanan gündem değerlendirmesinde Cerablus operasyonu, yargı terörünün yaşattığı mağduriyetler, Şırnak'ta devam eden sokağa çıkma yasağı, bombalı saldırılar ve şiddet karşıtı gösteriler hakkında önemli açıklamalar yapıldı.

Hükümet Suriye politikasında ABD, AB ve Rusya'ya güvenmemeli

Türkiye'nin dış politikada değişikliğe gitmesinin ardından Suriye'nin Cerablus bölgesine operasyon başlatması hakkında yapılan değerlendirmede, şu ifadelere yer verildi:

Gerekçe ne olursa olsun, Suriye konusunda atılacak adımlarda son derece dikkatli olunmalı ve mayın tarlasında yüründüğü unutmamalıdır. Hükümet, operasyonlar da dâhil olmak üzere, bütün girişimlerini Suriye konusundaki hatalarını telafi etme anlayışı üzerine bina etmeli, sorunları ağırlaştıracak ve yeni felaketlerin kapısını aralayacak tavırlar içine girmekten şiddetle kaçınmalıdır. Hiçbir politikasını ABD, AB ve Rusya'ya güvenmek suretiyle onların dostça hareket edecekleri anlayışı üzerine inşa etmemelidir. Suriye meselesi, İslam Dünyası'nın bir iç meselesidir. İslam ülkeleri, aralarındaki bütün ihtilaflara rağmen bu meselede öncelikle ateşkesi sağlayıcı, sonrasında ise kavim ve mezhep farkı gözetmeksizin her kesimin haklarının güvence altına alındığı adil bir sistemin hayata geçirilmesi için bütün şartlarını zorlamalıdırlar.

"FETö mensubu hâkim ve savcılar, görev ve yetkilerini kendilerinden olmayanlara karşı silah olarak kullandılar"

Gündemin bir diğer konusu olan FETö/PDY yargıçları eliyle haksız ve hukuksuz bir şekilde mahkûm olanların mağduriyetlerinin giderilmesi hakkında da şu değindirmede bulunuldu:

Yargı alanında yapılan düzenlemeler genellikle sisteme bağlı güç odakları ve bazı konjonktürel gelişmeler göz önünde bulundurularak yapılmaktadır. Geçmişte farklı güç odaklarının, son otuz yılda ise FETö etkisindeki yargı ve bürokrasi mekanizması, meşru olmayan hedefleri önünde engel olarak gördükleri -başta İslami cemaat ve şahsiyetler olmak üzere- herkesi/kesimi mağdur etmiştir. HSYK'nın ihraç kararında isabetle belirttiği gibi; FETö mensubu hâkim ve savcıların, görev ve yetkilerini silah olarak kullandıkları, kendilerinden olmayan herkesi düşman kabul edip hedef haline getirerek masum birçok kişiyi yargı eliyle mağdur ettikleri, özetle bir yargı terörü estirdikleri artık herkesin bildiği bir gerçektir. Yargı yetkisini silah olarak kullanma süresi, kapsamı ve mağdur edilen insanların sayısı ise henüz yeterince bilinmemektedir. 2002 yılından bu yana cezaevlerinde bulunan tutuklu ve hükümlülerin sayısı dört kattan fazla artmıştır. Halen cezaevlerinde bulunan binlerce belki de on binlerce masum insan hakkındaki kararların altında FETö ihanet ve fesat şebekesine mensup oldukları gerekçesiyle meslekten ihraç edilen hâkim ve savcıların imzaları vardır.

"Devlet gücünü ele geçirmiş odaklarının eliyle zulme uğramış insanların mağduriyetleri giderilmelidir"

"15 Temmuz darbe girişiminden sonra fesat şebekesi ile mücadele adı altında yapılan düzenlemeler, asıl mağdurları görmezden gelen bir anlayışla hazırlanmamalıdır." uyarısının yapıldığı değerlendirmede, şu ifadeler kullanıldı:

Son olarak, 671 sayılı kanun hükmünde kararname ile getirilen infaz indirimi ve denetimli serbestlik süresinin 2 yıla çıkarılması düzenlemesinden, FETö veya diğer devlet içi karanlık güçlerin işkence, iftira ve her türlü hukuk ve insanlık dışı yöntemleriyle cezaevlerine doldurularak mağdur edilen İslami kesimler faydalandırılmamış, kapsam dışında tutulmuştur. FETö soruşturması kapsamında ‘terörist' suçlamasıyla tutuklanan veya meslekten ihraç edilen hâkim ve savcıların verdikleri kararların ‘yok hükmünde sayılması' ve mahkûm ettikleri kişilerin dosyalarının yeniden ele alınarak zulme uğradığı anlaşılanların beraatı gerekirken, bu yönde adım atılmaması bir yana yapılan şartlı tahliye düzenlemesinin kapsamına bile alınmamaları ibret ve hayret vericidir. Devlet gücünü ele geçirmiş odaklarının eliyle zulme uğramış insanların mağduriyetlerinin bir an önce giderilmesi için sorumluluk makamında bulunanlar başta olmak üzere herkese çağrıda bulunuyoruz.

"Şırnak'ta devam sokağa çıkma yasağı, ciddi hak ihlallerine ve ağır mağduriyetlere neden oluyor"

Şırnak'ta devam eden sokağa çıkma yasağının yaşanan mağduriyetleri ağırlaştırdığına vurgu yapılan değerlendirmede, "14 Mart 2016'dan bu yana Şırnak il merkezinde devam sokağa çıkma yasağı, çok ciddi hak ihlalleri ve ağır mağduriyetlerin yaşanmasına sebebiyet vermektedir. Yasağın sürdüğü kent merkezinde adeta bir hapis hayatı yaşayan insanlar, en temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamaz durumdadırlar. Şehre giriş çıkışlarda yaşanan zorluklar, yiyecek-içecek ihtiyacını karşılayamama, hastalarını hastanelere taşıyacak ambulans bulamama vs. gibi sıkıntılar Şırnak halkı için hayatı adeta cehenneme çevirmiştir." denildi.

Yasağın sürdüğü veya yeni sona erdiği yerlerdeki halkın mağduriyetlerini giderecek adımların atılması gerektiğinin altının çizildiği değerlendirmede, "Diyarbakır'ın Sur ilçesindeki altı mahallede sekiz aydan fazla süren yasak ise yeni sona erdirilmiş, burada yaşayan insanlar da adeta çaresizliğe mahkûm edilmişlerdir. Yasağın sürdüğü veya yeni sona erdiği yerlerdeki insanlar mağduriyetlerini giderecek ve dertlerine deva olacak bir çözüm beklemektedirler. Evlerini barklarını terk etmek zorunda kalan insanlara kira yardımı ismi altında verilen cüz'i para, hiçbir derde derman olmamaktadır. Bu insanların önemli bir kısmı çadırlarda hayatlarını sürdürmek zorunda kalmış ve kendi memleketlerinde muhacir duruma düşmüşlerdir. Yıkım kararı verilen binalardan vatandaşların eşyalarını almalarına dahi izin verilmemesi, var olan sorunları ikiye üçe katlamıştır. İçindeki eşyasıyla birlikte evini kaybeden vatandaşlara zararın tazmini adına birkaç yüz lira teklif edilmesi bir yıkım daha yaşatmaktadır. Hükümet, gereğinden çok daha uzun süren sokağa çıkma yasaklarına acilen çözüm getirmeli ve ağır mağduriyet yaşayan insanların mağduriyetini hakkaniyet ölçüleri içerisinde bir an önce gidermelidir." ifadelerine yer verildi.

"Kına gecesinde bomba patlatarak üçte ikisi çocuk olmak üzere elli beş insanı tek seferde öldürebilecek kadar insanlıktan uzaklaşılabilenler artık sadece öldürmüş olmak için öldürüyorlar"

Son dönemdeki patlamalar ve bombalı saldırılar hakkında yapılan değerlendirmede "15 Temmuz darbe girişiminin akamete uğraması sonrası memleket, topyekûn bir şiddet sarmalının içine çekilmeye çalışılmaktadır." denilerek şu önemli tespitler yapıldı:

Çıkış sebebi ve amacı birbirinden farklı örgütler, eylem birliği etmişçesine memleketi kaos ve istikrarsızlık ortamına sürüklemeye çalışmaktadırlar. Yerleşim yerlerinde ağırlığı tonlarla ifade edilen bombaları patlatarak her seferinde onlarca insanın hayatını kaybetmesine, daha fazlasının da yaralanmasına ve sakat kalmasına sebebiyet vermektedirler. Gaziantep'te kına gecesinde bomba patlatarak üçte ikisi çocuk olmak üzere elli beş insanı tek seferde öldürebilecek kadar insanlıktan uzaklaşılabilenler artık sadece öldürmüş olmak için öldürüyorlar. En son Cizre'de meydana gelen bombalı saldırı, hemen ardından Hakkâri ve Diyarbakır'da bulunup imha edilen yüklü miktardaki patlayıcılar, Türkiye'yi Irak ve Suriye'ye dönüştürme ve bir iç savaşa sürükleme amacına hizmet ettiği açıktır. İç savaşın ne kadar kötü olduğunu, herkese birlikte kaybettirdiğini yanı başımızda beş buçuk yıldır devam eden Suriye iç savaşı kör gözlere bile göstermiştir. Sorunları çözmede şiddet ve silahı bir yol ve yöntem olarak görmenin sorunları çözmediği, var olan sorunları daha da ağırlaştırdığı, halkın huzurunu kaçırdığı ve yanan bu ateşin herkesi çok olumsuz etkilediği defalarca tecrübe edilmesine rağmen bu vahşi eylemlere devam edilmesinin millete düşmanlık etmekten başka bir anlamı yoktur. Geçtiğimiz günlerde CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu'nun konvoyunu hedef alan saldırı da bu kaos ve iç savaş planının bir parçasıdır. Rabbimizden, bölgemiz, ülkemiz ve İslam Coğrafyasını yangın yerine çevirmek isteyen zalimlere fırsat vermemesini niyaz ediyoruz.

Bölge genelinde yapılan şiddet karşıtı mitingler hakkında yapılan değerlendirmede ise şu ifadeler kullanıldı:

"Ülkenin içine çekilmeye çalışıldığı şiddet sarmalı ve kaos ortamına karşı bölge genelinde STK'ların öncülüğünde, halkın yoğun katılımıyla yapılan ortak yürüyüşler ve mitingler, şiddete karşı sivil inisiyatifin ortaya çıkması adına önemlidir. 15 Temmuz darbe girişimini püskürten ve bunun akim kalmasına vesile olan halk olduğu gibi bu şiddet ortamının sona ermesine, saldırgan güruhların heveslerinin kursaklarında kalmasına vesile olacak olan da yine halkın kendisidir. Gerekçesi ve hedefi ne olursa olsun yerleşim birimlerinde tonlarca kilo ağırlıktaki bombaların patlatılması bir cinayet ve katliam girişimidir. Bu cinayet ve katliamların halkın temsilcisi STK'lar eliyle kınanması, şiddeti ve uygulayıcılarını mahkum eden konuşmaların yapılması hem gerekli hem de kıymetlidir. Ne var ki bu tür mitinglerde oluşan bu birlik ve beraberliğe gölge düşürücü, sivil inisiyatifin ruhuna aykırı, ırkçı ve ayrıştırıcı bir üslubun zaman zaman kullanılması endişe vericidir. özellikle sorumluluk makamındaki insanların bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde tercih ettikleri böyle bir üslubun saldırgan güruhların işine yarayacağı, onların değirmenine su taşıyacağı muhakkaktır. Bundan şiddetle kaçınılmalı, kaos ve iç savaş heveslilerinin hesapları boşa çıkarılmalıdır." (İLKHA)

İlgili Haberler

Editörün Seçtikleri

Mobil Uygulamamızı İndirin

Öne Çıkan Haberler