​

​Dünya İnsan Hakları Günü münasebetiyle düzenlenen basın açıklamasında, kadın ve çocukların savaşlarda asla pazarlık konusunun yapılmayacağı vurgulandı.

Dünya İnsan Hakları Günü münasebetiyle Suriye ve dünyanın çeşitli yerlerinde zindanlara atılarak işkencelere maruz kalan kadın ve çocukların yaşadıkları drama dikkat çekmek amacıyla İHH öncülüğünde birçok sivil toplum kuruluşu basın toplantısı düzenledi.

Suriye insan hakları kuruluşlarının son verilerine göre Mart 2011’den 2017 sonuna kadar tespit edilebilen tutuklu kadın sayısı, 13 bin 581’dir. Suriye rejim güçleri tarafından halen hapishanelerde tutulan kadın sayısı ise 6 bin 736’dır. Tutuklu kadınlardan 6 bin 319’u yetişkin, 417’si ise çocuktur. Hapishanelerde tutulan kadınlar ve çocuklar, yıllardır şiddet görüyor, cinsel saldırıya ve tecavüze uğruyor, işkenceyle öldürülüyor.

10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü dolayısıyla İHH, İnsan Hakları ve Adalet Hareketi (İHAK), Uluslararası Mülteci Hakları Derneği (UMHD), MAZLUMDER, Özgür-Der, Yeryüzü Çocukları Derneği, Uluslararası Hukukçular Birliği (UHUB),  Yeryüzü Adalet ve İnsan Hakları Derneği (YAİDER) ve Hukukçular Derneği destek verdiği basın toplantısı düzenlendi.

Suriye hapishanelerindeki kadınların ve çocukların kurtarılması için "Son Kadın ve Çocuk Özgür Oluncaya Dek" sloganıyla Türkiye ve dünya kamuoyuna çağrı yapılan açıklamada, uluslararası anlaşmalara göre, kadınlar ve çocuklar savaşlarda asla pazarlık konusu yapılamayacağı belirtildi. Toplantıda ayrıca, Suriye ve Bosna-Hersek’te savaş zamanı hapishanelere atılan ve kötü muamelelere uğrayan kadınlar da yaşadıklarını anlattı.

"Bu utanç Müslüman ülkelerin utancıdır"

Basın açıklaması öncesinde konuşan IHH Genel Başkanı Bülent Yıldırım, "Bu bir başlangıç olacak. Ocak ayından sonra dünya çapında çok büyük gösteriler, basın toplantıları ve bu konuyu duyurmak için ne yapılması gerekiyorsa onu yapacağız. Suriye hapishanelerindeki konular dünyanın birinci dosyası haline gelecek ve böylece ülkeler bu sorunu çözmek zorunda kalacak. Çünkü bu utanç dolu bir meseledir." diye konuştu.

25 Kasım kadına şiddetin reddedildiği, sokaklara çıkıldığı bir gün olduğunu belirten Yıldırım, "Bugün de insan hakları günü. Peki, Suriye’deki zindanlarda bulunan kadınların durumunu hiç dudunuz mu? Niye dünya buna sessiz? Çünkü bu utancı hiç kimse taşımak istemiyor. Ama ilk planda bu utanç Müslüman ülkelerin utancıdır." dedi.

"Vicdan konvoyu ile gündeme gelen konu Astana’da konuşulur hale geldi"

Suriye ile ilgili mesele gündeme geldiğinde utandığını söyleyen Yıldırım, "Ümmet olarak dini dili ırkı ne olursa olsun kimseye zulmetmememiz gerekiyor. Hele savaşlarda kadınlar ve çocukların pazarlık konusu olmaması gerekiyordu. Ne oldu da Müslüman ülkeler bir taraftan silahları birbirine sıkarken diğer taraftan kadın ve çocukları pazarlık konusu yapacak kadar düşük bir seviyeye indiler. Vicdan konvoyu ile gündeme gelen bu konu Astana’da konuşulur hale geldi ama şu ana kadar bir çözüm olmadı." şeklinde konuştu.

"Suriye’de 20 bini çocuk olmak üzere 450 binden fazla insan öldü"

STK’lar adına basın açıklamasını İHAK Başkanı Av. Cihat Gökdemir okudu. Gökdemir, "Suriye’de 8 senedir devam eden savaşta resmi rakamlara göre, 20 bini çocuk olmak üzere 450 binden fazla insan öldü ve 150 bin kişiden haber alınamıyor. 10 binlerce insanın da hapishanelerde işkence gördüğü tahmin ediliyor. Hapishanelerde binlerce kadın ve çocuk olduğu biliniyor. Ancak bu sayıların tespit edilemeyen vakalarla beraber çok daha fazla olduğu kabul ediliyor." dedi.

"Suriye’de 210 bin kişi tutuklu, 85 bin kişi kayıp ve 14 bin kişi hapishanelerde işkence görüyor"

Suriye’yle ilgili faaliyet gösteren uluslararası STK’ların BM 73. Genel Kurul toplantısında, Suriye'deki savaşın başlamasından bu yana 210 bin kişinin tutuklandığını, 85 bin kişinin kaybolduğu ve 14 bin kişinin hapishanelerde işkence gördüğünü ve uluslararası raporlarda hapiste binlerce insanın öldürüldüğünü belirtiklerini hatırlatan Gökdemir, "Suriye insan hakları kuruluşlarının son verilerine göre Mart 2011’den 2017 sonuna kadar Suriye’de tutuklu kadın sayısı, daha önce hapishanelere girmiş-çıkmış ve halen tutuklu bulunan kadınlarla birlikte 13 bin 581’dir. Halen hapishanelerde olan kadın tutuklu sayısı ise 6 bin 736’dır. Tutuklu kadınlardan 6 bin 319’u yetişkin, 417’si ise çocuktur. 55 kadın gördüğü işkenceden dolayı hayatını kaybetmiştir. Ancak bu rakamlar tespit edilebilen kişileri ifade etmektedir. Bazı kaynaklar halen Suriye’de farklı istihbarat merkezleri ve cezaevlerinde 16 bin kadın ve çocuğun tutulduğunu rapor etmektedir." ifadelerini kullandı.

"Yaşanan mağduriyetlerin başında cinsel içerikli şiddet ve tecavüz vakaları geliyor"

Suriye İnsan Hakları Ağı’nın (SNHR) kayıt altına alınan tutuklamalardan derlediği bilgilere göre ise çatışan taraflara ait gözaltı merkezlerinde en az 8 bin 633 kadın tutulduğu ve akıbetleri meçhul olduğunu da belirten Gökdemir, açıklamasını şu şekilde sürdürdü:

Suriye İnsan Hakları Ağı’na (SNHR) göre cezaevlerinde tutulan 8 bin 663 kadının en az 7 bin 9’u Esed rejimine ait cezaevlerinde yargılanmaksızın alıkonuluyor. 2011 yılından bu yana rejim hapishanelerinde tutuklu bulunmuş ve halen tutuklu olan yaklaşık 14 bin kadının gözaltı ve tutuklanmadan daha öte, yaşadığı en büyük mağduriyetlerin başında cinsel içerikli şiddet ve tecavüz vakaları gelmektedir. Suriye rejiminin güvenlik güçleri, istihbarat birimleri ve rejime bağlı militanlar, kadın tutuklulara karşı cinsel içerikli şiddeti ve tecavüzü bir savaş ve sorgu silahı olarak kullanmaktadır. Kadınlara yönelik bu tür uygulamalar, rejim güçlerinin elinde muhalif kadınları sindirmek veya eşleri üzerinden çatışmaya yön vermek amacıyla askerî-siyasi stratejinin bir parçası haline getirilmiştir. SNHR verileri, rejim güçlerinin gözaltı merkezlerindeki en az 864 kadına ve 18 yaş altındaki en az 432 kız çocuğuna yönelik 7 bin 699 tecavüz vakasına karıştığını bildiriyor. Ancak gerçekte tutuklu ve tecavüz edilen kadın sayısının bu rakamların çok üzerinde olduğu biliniyor. Bunun nedeni tutuklamaların çoğunun kayıt altına alınmadan gerçekleştirilmesi ve tecavüz mağduru kadınların sessiz kalmak zorunda bırakılması, yaşadıkları zulmü aktaran bu kadınların anlattıklarından kadınların erkeklerle aynı hapishanelere konulduklarını, küçücük hücrelerde 30 kadın birlikte tutulduklarını, bazılarının yanında yaşı iki bile olmayan çocuklarının bulunduğunu, sorguları sırasında rejim görevlerinin istedikleri cevapları vermeyen kadınların ya tecavüzle tehdit edildiğini ya başka bir kadına tecavüz edilmesinin seyrettirildiğini ya da kendisinin tecavüze maruz kaldığını, bazı vakalarda da bir kadının birden fazla kere bu menfur olayı yaşamak zorunda bırakıldığını öğreniyoruz. Bu süreçlerde bazı kadınların hamilelik ve büyük travmalar yaşadığı raporlara yansıyor.

"Kadınlar ve çocuklar savaşların malzemesi olamaz, pazarlık konusu yapılamaz ve silah olarak kullanılamaz"

Birleşmiş Milletler Güvenlik Kurulu (BMGK) 19 Haziran 2008 tarihinde yayımladığı 1820 sayılı kararda; "savaşın hâkim olduğu coğrafyalarda kadınlara ve kız çocuklarına karşı uygulanan cinsel içerikli şiddeti savaş suçu, insanlığa karşı işlenmiş bir suç ya da soykırıma temel teşkil eden bir davranış" şeklinde tanımlandığını hatırlatan Gökdemir, şu ifadeleri kullandı:

BMGK’nın aynı oturumunda cinsel istismar, 'bir halk ya da etnik grubun sivil üyelerini aşağılamak, onlar üzerinde hâkimiyet kurmak, korku yaratmak ve neticede onları yerlerinden etmek amacıyla kullanılması' sebebiyle bir 'savaş aracı' olarak tanımlanmıştır. Ayrıca savaş zamanlarında sivillerin korunmasına yönelik imzalanan Cenevre Sözleşmeleri’ne göre kadınlar ve çocukların namusları koruma altına alınmıştır. Anlaşmanın 27. maddesine göre, 'kadınlar namuslarına taarruz, bilhassa ırzlarına tecavüz, fuhşa ve her türlü cinsel hareketlere maruz kalmaktan korunacaktır' denmektedir. Her ne kadar bu kararlar Suriye savaşından çok önce alınmış olsa da uluslararası kamuoyu bugüne kadar ne Suriyeli kadınları ve çocukları insanlık onurunu ayaklar altına alan bu savaş aracından koruyabilmiş ne de bu suçu işleyenleri cezalandırabilmiştir. Son yüzyıl içerisinde iki dünya savaşı da dahil olmak üzere yaşanan hiçbir savaşta Suriye’deki kadar uzun süreli kadın ve çocuk esareti yaşanmamıştır. Suriye’de savaşın ve sebep olduğu problemlerin çözümü için uluslararası toplantıların arttığı son aylarda, 'hapishanelerdeki kadın-çocuk tutuklu ve mahkûmların serbest bırakılması' meselesinin en ivedi çözülmesi gereken konu olduğunu hatırlatıyoruz.

"Kadınlar ve çocuklar savaşların malzemesi olamaz, pazarlık konusu yapılamaz ve silah olarak kullanılamaz." diyen Gökdemir, "Bu noktada uluslararası toplantıların aktörlerinden olan Rusya ve İran’a da büyük sorumluluklar düşmektedir. Bu ülkeler Suriye’de cezaevlerinde tutulan kadın ve çocukların pazarlık konusu yapılmadan serbest bırakılması için harekete geçmelidir. Suriye’de yaşanan savaş bittikten sonra bu konuda sorumluluğu olan herkes uluslararası anlaşmalarla güvence altına alınan sivillere ve özellikle kadın ve çocuklara yönelik savaş suçları için adaletin karşısına çıkmaktan kaçamayacaktır. Bizler, Suriye hapishanelerinde 8 yıldır işkence gören, taciz edilen ve tecavüze uğrayan kadın ve çocukların bir an önce kurtarılması için vicdan sahibi herkese çağrı yapıyoruz. Kadınların ve çocukların acılarının bitmesi, özgürlüklerine kavuşmaları ve yeniden hayata kazandırılmaları için tüm Türkiye ve dünya kamuoyuna çağrıda bulunuyoruz." ifadelerini kullandı. (Nizamettin Aşkın- İLKHA)

İlgili Haberler

Editörün Seçtikleri

Mobil Uygulamamızı İndirin

Öne Çıkan Haberler