PKK tek parti dönemini hatırlatan dayatmalarda bulunuyor

Diyarbakır’da düzenlenen DkMM Ocak Ayı Toplantısı’nda konuşan araştırmacı yazar Kenan Çelik, 6-8 Ekim olayları ve Cizre'deki saldırıları hatırlatarak PKK'nin bölgede tek parti dönemini andıran dayatmalarda bulunduğuna dikkat çekti.

Diyarbakır Küçük Millet Meclisi (DkMM) Ocak Ayı Toplantısı, sivil toplum kuruluşu (STK) temsilcileri ve araştırmacıların katılımıyla Diyarbakır Barosu Toplantı Salonunda gerçekleşti.

Toplantıda, gündemdeki yerini koruyan paralel yapı ile Türkiye'de yargının durumu konuları ele alındı. Katılımcılara 5'er dakikalık konuşma süresinin verildiği toplantıya katılımcılar PKK'nin başta dindarlar olmak üzere bölge halkı üzerindeki baskısına değindi.

"Kendi hukukumuzu sağladıktan sonra başkasının adaletine geçelim"

İnsanların, başkasının adaletini tartışmadan önce aynı bölgede yaşadığı kişilerin adaletini sağlaması gerektiğini söyleyen Doğruhaber Gazetesi yazarlarından Mehmet Baran, "Türkiye'nin yargısını, paralel yapının hukukunu tartışmaktan ziyade kendi iç hukukumuza bakmamız lazım. Bir sivil olarak kendi iç hukukumuza riayet ediyorsak ve bu hukuka riayet etmeyenleri uyarıyorsak ve bunlar Kürtler arasında oturuyorsa onların hâkim ve savcılarına gerek yoktur. önce kendi adaletimizi ve hukukumuzu sağlayalım sonra başkasının adaletine geçelim." dedi.

Adaletin, kimsenin güdümüne bırakılacak bir kurum olmadığını belirten Diyarbakır Medya Mensupları Derneği (DİMED) temsilcisi Fikret özkan, hükümetin, paralel yapı üzerinden temize çıkarılmaması gerektiğini kaydetti.

"Fırat'ın doğusunda yaşanan mağduriyetleri kimse görmedi"

Paralel yapı ile hükümetin 10 yıl boyunca beraber hareket ettiğine dikkat çeken özkan, şöyle konuştu:

"Adalet, kimsenin eline, tekeline ya da şahsi kanaatine bırakılacak bir kurum değildir. Tayin etmiş olduğumuz kişiler eğer adaleti icra etme noktasında ya da insanları iyiye, güzele, doğruya sevk ve idare etme noktasında hakkaniyeti aşıyor, yoldan çıkıyor, haddini aşıyorsa ona birilerinin dur demesi gerekir. Güç, kudret ve iktidarı elde eden insanın şımarması muhtemeldir. Dolayısıyla burada bir otokontrol sisteminin ya da otokontrole sebebiyet verecek kurumların ortadan kaldırılmış olması belki bu mağduriyetlerin yaşanmasındaki temel etkendir. Paralel yapı üzerinden kimse hükümeti temize çıkarmaya çalışmasın. Zira 10 yıllık bir ortaklık söz konusudur. Paralel yapı, bizzat devletin vermiş olduğu imkânlarla bu noktaya geldi. Mağduriyet söz konusu olduğu zaman herkesin bir gün ben de bu adalete muhtaç olabilirim diyerek gidermesi gerekiyor. Fırat'ın doğusunda yaşanan mağduriyetleri kimse görmedi. Bugün, iki ayağı protez olan ve yaptığı İslami bir etkinlik nedeniyle mahkum edilmiş biri var. Kimse buna sahip çıkmamışsa işi paralele atarak kurtulamaz."

Toplantıya katılan Rehber TV programcılarından araştırmacı yazar Kenan Çelik, paralel yapının mağdur ettiği geniş kitleler olduğuna dikkat çekti.

"Paralel yapının mağdur ettiği geniş kitleler oldu, bunlar gündeme getirilmiyor"

Söz konusu mağduriyetlerin özellikle Kürdistan bölgesinde yaşandığını kaydeden Çelik, "Paralel yapı dediğimiz yapının mağdur ettiği çok geniş kitleler oldu. Bunlar, en fazla Kürdistan'ın doğusunda, Fırat'ta yaşandı. Paralel yapının mağdur ettiği kesimlere yönelik, İhya-Der davası, Vahdet-Der davası ve bunun gibi onlarca sivil toplum kuruluşuna yönelik kurulmuş kumpaslar ve mağduriyetler var. Bunlar pek gündeme gelmiyor. Bu yapının hükümete yönelik kumpasından söz etmek mümkün ama paralel yapının Fırat'ın doğusunda sebep olduğu mağduriyetler hala devam ediyor. Bunların da gündemde tutulması gerekir." şeklinde konuştu.

"Bölgede PKK'nin tek parti dönemini hatırlatan dayatmasını görüyoruz"

PKK ve benzer düşüncedeki kesimlerin Kürtlere yönelik dayatmalarından da söz eden Çelik, "Şu an bölgede Cizre olayları ve öncesinde yaşanan Kobani bahaneli olaylar gibi yaşanan sıcak gelişmeler var. Bu olaylar bizim kapımızda büyük bir tehdit olarak duruyor. Bölge insanları olarak bunun üzerinde konuşmamız ve çözüm yolu bulma noktasında çaba içerisinde olmamız hayati bir öneme sahiptir. Bununla birlikte bölgede PKK'nin dayatmasını görüyoruz. Cizre'de çoluk çocuk, kadınlar evde mahsur bırakıldı, yakılmak istendiler. Bu noktada tek parti dönemini andıran bir dayatma var. Haklıyı haksızdan ayıracak bir yaklaşım içerisinde olmamız gerekiyor. Van'da ‘Namus, toplumsal kâbustur' diye afişler asıldı. Binlerce yıldır Kürt halkının dağılmasını önleyen en önemli dayanağı geleneksel aile yapısıdır. Ancak, namus toplumsal kâbustur şeklindeki yaklaşımlar, Kürt ailesini dejenere etmeye yönelik girişimler olarak görülmelidir. Bunların önüne geçilmelidir." ifadelerini kullandı.

Dicle Fırat Diyalog Grubu adına toplantıya katılan Muhittin Batmanlı, batıda uygulanan demokrasinin Kürdistan bölgesinde uygulanmadığını belirtti.

"PKK'yi de eleştirmemiz lazım"

Sorunların, bir araya gelerek çözülmesinin daha sağlıklı olacağını kaydeden Batmanlı, "Neden batıda demokrasiyi uyguluyoruz da Kürdistan'da uygulamıyoruz? Biz, Kürdistanlılar olarak bir araya gelelim, meselemizi çözelim. Eğer sivil toplum kuruluşu isek yerine göre PKK'yi de eleştirmemiz lazım. Kemalistlerin yaptığı duruma düşmeyelim. Zihniyetlerimizi terk etmeden bir araya gelemeyiz." diye belirtti.

"PKK'nin İslami yapıları yok etme girişimine akıl erdiremiyorum"

Belediye ve özel İdare Çalışanları Birliği Sendikası (Bem Bir Sen) Diyarbakır Şubesi Başkanı İbrahim Gökdemir, "Bu bölgede karanlık eller var. Amerika'dan, İsrail'den bölgede barışı istemeyen güçler olabilir. 6-7 Ekim olaylarında Yasin Börü ve insanlar öldürülüyorken bazıları provokatörlerdir, bölge barışını istemeyen insanlardır dediler. Ama aynı insanlar, Yasin Börü'nin katilleri yakalandığı zaman yürüyüşler yaptılar. İnsanların, bunlar bizden beridir, demeleri gerekmez miydi? Onlara sahip çıktılar. PKK/HDP yanlıları kendi özel avukatlarını neden gönderdiler? KCK komutanı bu olayları selamlıyorum diye selamlarını gönderdi. PKK devlete zeytin dalını uzatırken, İslami Kürt yapıları iç düşman diye lanse edip yok etme girişimine akıl erdiremiyorum." dedi.

Eğitim-Bir-Sen Yönetim Kurulu Üyesi Kasım Akgönül ise Türkiye'de Emperyalizmin güdümünde bir devlet olduğuna vurgu yaptı.

"Yargı, halkın genel yaşam koşullarına aykırı düzenlemeler içeriyor"

Başka yerlerden alınan kanunların Türk Medeni Kanunu diye lanse edilmesine anlam veremediğini söyleyen Akgönül, "Başka yerlerden alınan kanunların Türk Medeni Kanunu diye lanse edilmesi çok ilginçtir. Bu yargı, halkın değerlerini yansıtmadığı gibi halkın genel yaşam koşullarına da tamamen aykırı düzenlemeler içeriyor. Burada yargının verdiği kararlarda adalet beklemek uzaktır." ifadelerini kullandı.

Toplantı, toplu fotoğraf çekiminin ardından sona erdi. (Hamza Adiyaman - İLKHA)

İlgili Haberler

Editörün Seçtikleri

Mobil Uygulamamızı İndirin

Öne Çıkan Haberler