​Şanlıurfa'da Siyer Mektebi programda konuşan Eğitimci-Yazar Emin Güneş, şehadet ve cihadın sadece erkeklere özgü bir şey olmadığına, davanın erkeği ve kadınıyla tüm Müslümanlara hitap ettiğine vurgu yaptı.

Peygamber Sevdalıları Vakfı Şanlıurfa Koordinatörlüğü tarafından 15 günde bir düzenlenen "Siyer Mektebi" programına konuşmacı olarak Eğitimci-Yazar Emin Güneş katıldı.

Şair Nabi Konferans Salonunda düzenlenen programa HÜDA PAR Şanlıurfa İl Başkanı Basri Demir, Peygamber Sevdalıları Vakfı yetkilileri ve vatandaşlar katıldı.

Programda, Mekke döneminde Müslümanlara karşı müşrikler tarafından yapılan alay, hakaret ve işkencelere dikkat çekildi. İşkencelere maruz kalan Hazreti Ammar, Hazreti Yasir, Hazreti Sümeyye, Hazreti Bilal ve Hazreti Habbab Bin Eret'e yapılan işkencelerden kesitler sunuldu.

Program, Abdüssamed Ergün tarafından okunan Kur'an-ı Kerim ile başladı. Programa konuşmacı olarak katılan Güneş, şehadet ve cihadın sadece erkeklere özgü bir şey olmadığına, davanın erkeği ve kadınıyla tüm Müslümanlara hitap ettiğine vurgu yapıldı.

Mekke'de Müslümanların inançlarından dolayı erkek ve kadın olmak üzere çeşitli işkencelere tabi tutulduklarına dikkat çeken Güneş, "Hazreti Ammar'ın babası Yasir, Peygamber Efendimizin gözleri önünde işkenceye maruz kalıyordu. Yasir'in şehid edilmesinin ardından eşi Hazreti Sümeyye kadın ve yaşlı olmasına rağmen acımasızca işkenceler altında şehid edildi. Hazreti Sümeyye'nin şehid edilmesi İslam'da erkek kadın ayrımının olmadığının en belirgin göstergesidir. Şehadet ve cihad, sadece erkeklere özgü bir şey değildir. Dava adamlığı, dava için mücadele etmek; kadınıyla, erkeğiyle, kızıyla ve çocuğuyla herkese özgü bir olaydır." dedi.

"Ebu Cehil'in çağımızdaki çocukları Ammar'lara bugünde işkenceler yapıyorlar"

Yasir ailesinin çok zor imtihanlardan geçirildiğine değinen Güneş, "Resulullah Yasir ailesi işkence edilirken yanlarından geçtiğinde onlara sabır diliyordu. Onlar, işkence altında Peygamber Efendimize şu şekilde sesleniyorlardı: 'Bize yardım yok mu? Allah'ın yardımı ne zaman gelecek?' Allah Resulü onlara şu ayeti okuyordu: 'Sizden öncekilerin başına gelenler sizin başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi zannettiniz?' Onlardan öncekilerin başına gelenler nelerdi? Onlardan önceki Ammar'ların, Yasir'lerin başına gelenler çok daha korkunç şeylerdi. Derileri demir taraklarla kemiklerinden, bedenlerinden ayrılıyordu. Ammar'dan sonrakilere neler yapıldı? İki bacağı ayrılarak altında ateş yakıldı. Karınları kesilerek içine tuz basıldı. Gözlerine naylon damlatılarak öldürüldü. Ebu Cehil'in çağımızdaki çocukları Ammar'lara bugünde işkenceler yapıyorlar. Kadın erkek demeden bu şekilde Müslümanları şehid ediyorlar." ifadelerini kullandı.

"Allah tepkinin sırf kendisi için yapılmasını istiyor"

Peygamber Efendimizin işkenceler döneminde müşriklere fiziki olarak karşılık verememesine değinen Güneş, "Mekke döneminde Resulullah'ın bu fiziki tepkisizliğinin bir nedeni de şudur? O dönemde o işkencelere maruz kalan Müslümanların bir kısmı Müşriklerle cihad etmek için izin istiyorlardı. 'Müşriklerle savaşalım, hiçbir şey yapamazsak bile onlar bizden 5 öldürürse; biz onlardan bir tane yaralarız.' Böyle bir istekleri vardı. Allah'u Teâla ısrarla onlara izin vermedi. Niye? Çünkü orada yapılan işkenceler nefislerine ağır geliyordu, kendilerini korumak için nefisleri kabarıyordu. Allah tepkinin sırf kendisi için yapılmasını istiyordu. Sırf Allah için vereceksin, kendi nefsin için veremezsin. Medine'de cihad ayetleri indiği zaman ne dediler, 'Şimdi cihadın zamanı mıdır ya Resulullah? Hani siz istiyorsunuz savaşmayı, artık onların nefislerine baskısı, zorbalığı bitmişti, sırf Allah rızası için gidip savaşacaklardı. Siyer tarihini anlamak açısından bu olay çok önemlidir." diye konuştu.

"Bedeli ne olursa olsun, İslam'ı olduğundan farklı göstermenin cevazı yoktur"

Takiyenin günümüzde bazıları tarafından yanlış anlaşıldığını aktaran Güneş, "Bazıları takiye yapıyor; 'İslam'da da laiklik vardır, İslam da demokratik bir rejim istiyor, İslam'da iki evlilik gibi bir uygulama yok…' Bedeli ne olursa olsun, İslam'ı olduğundan farklı göstermenin cevazı yoktur. Çünkü sen bu yolu, bu çığırı açtığın zaman İslam ortadan kaybolur. Sen kaybolursun, bir daha ortaya çıkarsın, senin neslin çoğalır, senin içerisine düşeceğin tehlike başkadır; İslam'ın başına gelecek tehlike başkadır. Onun için Müslümanlar kendini gizleyebilirler ama İslam'ı gizleyemezler. Gizlemekten kastım; yüreği imanlı olduğu halde bir tehlike karşısında ben böyleyim, şöyleyim diyebilir. Ama bunu derken de şu nokta önemlidir. Dünyevi çıkarlar, menfaatler, koltuklar ve servetine servet katmak için buna cevaz yoktur. Adam bal gibi cehenneme gider, kâfir olur. Küfrü gerektiren bir şey söyleyip de imanının zarar görmemesinin şartı 'ikrahı mülci' altında olmasıdır. Yani ya öldürüleceksin ya bir uzvun kesilecek ya da bir yakının öldürülecek… Yoksa 'Ben bunu demezsem müdürlük gidecek!' Giderse gitsin, böyle şeyler için takiye yapılamaz. Onun için takiyenin fıkhını iyi bilmek lazım. Takiye nedir, nasıl yapılır? Hangi şartlarda yapıldığında takiyedir, hangisinde değildir? Bunları iyi bilmek lazımdır." dedi. (Abdurahman Uğurlu-İLKHA)

İlgili Haberler

Editörün Seçtikleri

Mobil Uygulamamızı İndirin

Öne Çıkan Haberler