“Suriye’de Esed'le beraber netice almak mümkün değil”

Rusya Devlet Başkanı Putin ile Cumhurbaşkanlığı Sarayı’ndaki ortak basın toplantısının ardından, basın mensuplarının sorularını cevaplayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye’de kapsamlı bir çözüme ulaşılması hususunda, önemli açıklamalarda bulundu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Cumhurbaşkanlığı Sarayı'ndaki ortak basın toplantısının ardından basın mensuplarının sorularını cevapladı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir soru üzerine, "Suriye'deki farklı kesimlerin içinde olduğu bir yönetimi oluşturmak ve bu yönetimle beraber halkın huzur içerisinde seçime gideceği bir zemini hazırlamak, Suriye'ye objektif bakanların görevidir. Bu anlayışla biz Suriye'ye yönelik tavrımızı devam ettiriyoruz" dedi.

Bir basın mensubunun, Suriye sorununun çözümüne ilişkin Rusya ve Türkiye'nin farklı önerilerinin olduğunu belirten bir gazetecinin, bu soruna ilişkin nelerin görüşüldüğünü ve iki ülke arasındaki 100 milyar dolar ticaret hacmi hedefinin, tutum ayrılıklarından etkilenip etkilenmeyeceğini sorması üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, 100 milyar dolar hedefinin, 2023 yılı hedefi olduğunu belirterek, "2023'e kadar şu andaki bu mevcut ticaret hacmini ulaştıracağımıza dair, gerek Sayın Başkan, gerek şahsım olarak bu siyasi iradeyi zaten ortaya koyduk. Ona göre bu çalışmalar devam edecek" dedi.

"Rusya ile suriye'de çözüm konusunda genel anlamda mutabıkız"

Cumhurbaşkanı Erdoğan Suriye'yle ilgili soruya da, Suriye konusunda da 4 yıllık bir süreç içerisinde birçok görüşmelerinin olduğunu ifade ederek şunları söyledi: "Şu anda Suriye'deki mevcut yönetimin, yani zulmeden, katleden, terör estiren mevcut yönetimin bu durumlarını çok açıkça, tabii ki ben ortaya koydum. Sayın Başkan'ın bu noktada farklı yaklaşımları da var ama, geneli itibarıyla yani Suriye'deki şu halin bir çözüme kavuşturulması noktasında mutabıkız. Nasıl'ı üzerinde sıkıntılarımız var. Nasıl çözüme kavuşturulacak? Bu noktada sıkıntılarımız var. Tabii oradaki DEAŞ terör örgütüne yönelik bu noktada, ortak kanaate sahibiz. Hatta BM Güvenlik Konseyi'nde Sayın Lavrov'u da orada dinlemiştim. Kendileri de DEAŞ terör örgütüne karşı ortak mücadele platformunun içerisinde yer alma noktasında da düşünceleri olduğunu söylemişlerdi. Burada terörle mücadele noktasında bir sıkıntı yok. Zira Rusya Federasyonu'nun da zaman zaman terörle mücadelede neler çektiğini görüyoruz ve onlara karşı nasıl mücadele ettiğini de biliyoruz. Dünyada 'Senin teröristin kötü, benimki iyi, ' gibi bir anlayış olamaz. Yani dünyanın neresinde terör varsa bütün ülkeler, ülkelerin yönetimleri bu terör eylemlerine karşı bir ortak mücadele platformu oluşturmaları şart. Şu anda Irak'ta El Kaide'den çıkıp Suriye'de palazlanan ve Suriye'de de ilk zamanlar rejimin desteğini almak suretiyle belli bir noktaya kadar gelen DEAŞ terör örgütü, daha sonra tekrar Irak'a yönelerek, Musul başta olmak üzere Irak'ın şu anda malum yüzde 40'ını işgal etmiş vaziyette ama, Suriye'de de neredeyse yüzde 30'unu işgal etmiş vaziyette. Böyle bir terör örgütü var. Bu terör örgütü desteğini nereden alıyor? Bu konuda bir ortak dayanışmayı, ortak mücadeleyi vermemiz gerekiyor. Burada da, Rusya Federasyonu ile Türkiye'nin üzerinde, hatta İran'ın da üzerinde önemli görevler var. Bunu zaman zaman aramızda çok konuştuk. Tabii ki olaya eğer mezhebi açıdan bakmaya kalkarsak, bu işi çözemeyiz. Bu işi çözmek için insani noktada bu olaya bakmamız lazım, vicdani noktada bu olaya bakmamız lazım ve bu şekilde de oluşturacağımız bir dayanışma platformuyla bu işlerin üzerine gitmemiz lazım. Yani 'Esed giderse ne olur?' gibi bir yaklaşım çok çok yanlış bir yaklaşım. Şu ana kadar Suriye, Esed'le geldi ve bu mevcut hale, yani 300 bini aşkın insanın öldüğü Suriye, bu mevcut hale Esed yönetimiyle geldi. Demek ki ortada bir başarı yok. Şu anda yıkılmış, yakılmış bir Suriye var. Yani bombalar, varil bombaları hepsi iniyor. Tarih, medeniyet, her şey Suriye'de yok edilmiş vaziyette. İnsanlar acımasızca öldürülüyor. 7 milyon insan içeride ve dışarıda göç etmiş vaziyette. Benim ülkem bunun bedelini ödüyor. 1 milyon 600 bin insan şu anda benim ülkemde ve biz 5 milyar dolar civarında şu ana kadar harcama yaptık. Dünyadan bize gelen destek 200 milyon dolar civarında. Bunun bedelini ödeyen ülke biziz. Göçü de biz alıyoruz. Şu anda hala bu bölgede sıkıntı devam ediyor. Onun için bizim özellikle Rusya ile dayanışmamız önem arz ediyor. Bu konuda Esed rejimini bir defa yok farz etmek gerekir. Esed'le beraber burada netice almak mümkün değil. Şu anda uluslararası camiada 141 ülke, biliyorsunuz, burada muhalif heyeti destekliyor. Burada tüm Suriye'yi oluşturan farklı kesimlerin oluşturacağı bir yönetimin oluşması ve bu yönetimle beraber halkın huzur içerisinde seçime gideceği bir zemini hazırlamak, inanıyorum ki Suriye'ye objektif bakanların görevidir. Bu anlayışla biz Suriye'ye yönelik tavrımızı devam ettiriyoruz."

"Dünyada anti demokratik yöntemlerle iş başina gelen kişilerin meşrulaştırılması gayreti var"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Gelinen noktada beklentilerinizin karşılandığını söyleyebilir misiniz? Az önce bir platformdan söz ettiniz. Onu biraz açabilir misiniz? Nasıl bir platform çözüme katkı sağlayabilir?" sorusu üzerine de, "Suriye seçimleriyle ilgili platformdan önce burada bir değerlendirme yapacağım, Suriye seçimleri ile ilgili. Dünyada darbeciler hep yüksek oyla gelirler, yüzde 90-95 oyla gelirler. Bizde de geçmişte yapılan darbelerde, ardından yapılan seçimlerde şunu gördük; hep açık oy, gizli tasnifle seçim neticelenir. Ondan sonra istedikleri, arzu ettikleri gibi bir netice açıklanırdı. Bunun Mısır'da da neticesini aynı şekilde gördük, kimler seçimlere katılabildi, kimler katılmadı... Aynı şekilde Suriye'de seçimlere kimler katıldı, kimler katılamadı. Gerçekten objektif olarak buralarda seçimler yapılabildi mi? Bunları teraziye çıkardığımız zaman demokratik bir ortamda bu seçimlerin yapılmadığını görürüz. Mısır'da demokratik bir ortamda seçimler yapıldığında yüzde 52 ile Mursi'nin göreve geldiğini, anti demokratik yolla bir darbe ve darbenin neticesinde Mursi şu anda hapishanede. Bütün olaylar neticesinde gelinen durum ortada. Anti demokratik yöntemlerle şu anda iş başında duran kişinin meşrulaştırılması gayretleri var dünyada. Bunları göreceğiz" dedi.

"Suriye, tüm taraflarin katılımıyla oluşmuş bir yönetime teslim edilmeli"

Nasıl bir platform oluşturulması gerektiği konusunda ise Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bu konuda değerli dostum ile daha önce de görüştüm. Türkiye, Rusya ve İran, müşterek bir çalışma yapalım. Bu müşterek çalışma neticesinde burada bir çözüme varalım ki, bu konuyla ilgili olarak aslında Türkiye, Rusya, Arap Ligi bütün bunları da bu işin içine de dâhil etmek suretiyle, bir çalışma yapılabilir. Fakat şunu unutmayalım ki 141 ülke buradaki bir ulusal koalisyonu destekliyor. Böyle bir güç var, bu işin arkasında. Böyle bir koalisyon gücünün olduğu süreçte, kimsenin istemediği tek şey var, Esed'in bu işin başından çekilmesi. Fakat karşı soru şu, 'Esed giderse kim gelir?' Bu çok önemli. Ben diyorum ki: Esed giderse halkın iradesi, milli irade gelir. Bu zemini hazırlamak lazım. Eğer bu zemin hazırlanıyorsa hiç endişe etmeye gerek yok. Ama 'DEAŞ gibi bir terör örgütü iş başına gelirse' diye bir endişeyi, korkuyu yaşıyorsak, işte buna karşı bir platform oluşturmamız lazım ve bu tür terör örgütlerine karşı mücadelemizi ortak yapmamız lazım. Suriye'yi de dayanışma içerisinde, tüm tarafların katılımıyla oluşmuş bir yönetime teslim ederek bu terör belasından veya belalarından kurtarmamız lazım" dedi.

"Peki tüm Avrupa'da ne kadar sığınmacı var?"

"Birleşmiş Milletler (BM) Dünya Gıda Programı, yaklaşık 2 milyon Suriyeli sığınmacıya yapılan gıda yardım kuponu dağıtımını, bugün bağışçıların taahhüdünü yerine getirmediği gerekçesiyle askıya aldığını bildirdi. Türkiye'nin yaptığı yardımlar gündemdeyken bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?" sorusuna ise, Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Doğrusu bunu iyi niyetle desteklememiz mümkün değil. Türkiye olarak şu anda 1 milyon 600 bin sığınmacı bizde. Bizler şu an kendi bütçemizden şu ana kadar 5 milyar dolar harcadık. Burada biz kupon dağıtmıyoruz. Beslenmeyi karşılıyoruz, eğitimi karşılıyoruz, sağlığı karşılıyoruz. Bütün çocukların her türlü ihtiyaçlarını, giyinme noktasında karşılıyoruz. Barınmayı karşılıyoruz. Bütün bunları Türkiye olarak biz tek başımıza yürütüyoruz. Peki, dünyadan bize gelen destek ne? Onu da söyleyeyim: 200 milyon dolar. Peki tüm Avrupa'da ne kadar sığınmacı var? Değerli arkadaşlar, 130 bin. Her şey bu kadar açık ortada ve bu 130 bin sığınmacının tabii niçin acaba bu kadar az veyahut 'neden bunlara kapıları açmıyorlar' diye düşündüğümüzde, işte bu soruların cevabını ben vicdanıma soruyorum. Tüm insanlar da bunu vicdanına sorsun diye soruyorum. Tüm insanlar da bunu vicdanına sorsun diyorum. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda da bunu söyledim. Onun için bu işi başarmamız lazım. özellikle de tabii burada BM Güvenlik Konseyi'nin bir üyesi olarak, değerli dostuma çok önemli görev düşüyor. Çünkü BM Güvenlik Konseyi'nin burada ciddi bir görev üstlenmesi lazım. Nereye gidiyoruz, ne oluyor? Bunun sorgulanması lazım. 7 milyon insan şu anda bunun ciddi bir kısmı göçmen halinde ve maalesef bunun işte istemezdik herkes evinde, yerinde yurdunda kalsın. 1 milyon 600 bini bizim ülkemizde. Lübnan'da bir o kadarı var. Ürdün'de 500, 600 bin var. Bir de kendi ülkesi içinde olanlar var. Temenni ederim ki bu süreci sona erdiririz." şeklinde yanıtladı. (İLKHA)

İlgili Haberler

Editörün Seçtikleri

Mobil Uygulamamızı İndirin

Öne Çıkan Haberler