TBMM önünde Mekke İttifakı protestosu
Mekke Ortak Savunma Anlaşması'na karşı TBMM Dikmen Kapısı önünde bir araya gelen Direniş Çadırı üyeleri, polis müdahalesine maruz kaldıklarını belirterek oturma eylemi yaptı.
TBMM Dışişleri Komisyonunda kabul edilen Mekke Ortak Savunma Anlaşması'na yönelik tepkiler sürüyor.
Anlaşmayı protesto etmek amacıyla Meclis Dikmen Kapısı önünde toplanan Direniş Çadırı üyeleri, polis tarafından darbedilerek farklı bir bölgeye götürüldüklerini iddia etti.
Polis müdahalesini protesto etmek için oturma eylemi gerçekleştiren grup, daha sonra basın açıklaması yaptı.
Basın açıklaması sırasında grup tarafından "Suud’un askeri olmayacağız!", " israille değil, direnişle ittifak!", "Kahrolsun işbirlikçi Suudi rejimi!", "Gazze’nin kardeşi Yemen direnişi!", "Tezkereye hayır, direnişle ittifak!", "Tezkereye onay, israile onaydır!", "NATO’ya Suud’a ihanete hayır!" ve "Tezkereyi reddet, direnişe ortak ol!" sloganlar atıldı.
"Anlaşma Türkiye halkının iradesini yansıtmamakta ve ciddi yükümlülükler getirmektedir"
Direniş Çadırı adına basın açıklaması, Ali Altıntaş tarafından okundu.
Anlaşmanın Türkiye açısından ciddi sonuçlar doğurabileceğini savunan Altıntaş, "Bugün burada bulunmamızın nedeni, 27 Ekim 2026 tarihinde TBMM Dışişleri komisyonunda kabul edilen ve önümüzdeki günlerde nihai onay için meclise gelecek olan Mekke Ortak Savunma Anlaşmasına karşı, yani Tezkereye karşı söz ve duruşumuzu sergilemektir. 13 Temmuz 2026 günü Suud Hanedanı’nın Sana Havalimanına saldırarak Yemen’deki ateşkesi bozmasından kısa bir süre sonra, Suud Hanedanı ve Pakistan’la 7 Ağustos’ta imzalanan ve kamuoyunun Mekke İttifakı olarak da bildiği anlaşma Türkiye halkının iradesini yansıtmamakta ve ciddi yükümlülükler getirmektedir. Bu yükümlülükler de, bazı önemli soruları ve sorunları ortaya çıkartmaktadır. İlk olarak, Bir ülkeye yapılacak saldırının diğerlerine de yapılmış sayılması, Türkiye’yi Suud Hanedanı’nın ve Pakistan’ın düşman olarak tanımladıklarıyla karşı karşıya getirme riski taşımaktadır." ifadelerine yer verildi.
"Anlaşmanın zamanlaması da endişeleri arttırmaktadır"
Anlaşmanın ortak terör örgütü tanımlaması, istihbarat paylaşımı ve 10 yıl boyunca anlaşmadan çıkamama gibi hükümlerine dikkat çeken Altıntaş, "Ayrıca terörizme karşı ortak mücadele ve genel istihbarat paylaşımı gibi yükümlülükler Suud Hanedanı, Pakistan ve Türkiye’nin ortak terörist tanımlamalarının olması gerekliliğine dayanmaktadır ki, bu konuda net bir açıklama yoktur. Örneğin, Suud Hanedanı, israile karşı savaşan, füze atan, Gazze soykırımı devam ederken varını yoğunu ortaya koyarak israilin Kızıldeniz’e açılan deniz limanı Eliat’ı tamamen kapatan Ensarullah hareketini kendisine yönelik saldırıları gerekçe gösterip terörist olarak tanımladı diyelim; Türkiye de bu tanımlamaya uymak zorunda kalarak, Gazze’yi ve Filistin’i savunma konusunda Batı Asyanın yüzakı ve örneği olan bu hareketi terörist olarak mı tanımlayacaktır? 10 yıldan önce anlaşmadan açıkılamayacak olması da bir başka önemli yükümlülük ve sorundur." dedi.
"Yemen, Suud Hanedanı’yla savaşı başlatan taraf olmadı"
Suudi Arabistan'ın yıllardır Yemen'de Ensarullah'a ambargo uyguladığı ifade eden Altıntaş, "Malum olduğu üzere Suud Hanedanı, Yemen'de, nüfusun yüzde 75'ini idare eden Ensarullah'a yıllardır ambargo uyguluyordu. Bu ambargo Yemen halkının yeterli gıdaya, sağlık hizmetlerine ulaşımını engelliyordu. Ambargonun yarattığı felaket 2010 yılların ortalarında Yemen’de on binlerce çocuğun açlıktan ölmesine neden oldu. Bu insani krize rağmen Yemen, Suud Hanedanı’yla savaş istemedi ve nihayetinde 2022 yılında ateşkes imzalandı. Yıllarca Müslümanların iç savaşından kaçan Yemen, gücünü israile karşı kullanmayı tercih etti. Yemen, Suud Hanedanı’ndan yalnızca ambargoyu kaldırmasını ve Yemen’in iç işlerine karışmamasını bekledi. Yemen, Suud Hanedanı’yla savaşı başlatan taraf olmadı. Suud Hanedanı, yıllardır haksız yere uygulamakta olduğu hava ambargosunu devam ettirme hırsıyla geçen 13 Temmuz’da Yemen’in başkentinde, Sanadaki havalimanına saldırdı ve 4 yıldır süren ateşkesi bozdu. Yemen'de camileri, pazar yerlerini, taziye merasimlerini bombalayıp katliamlar yaptı. Katil ABD'ye petrodolarlar döküp silah temin eden Suud Hanedanı, israilden istihbarat alıp, Yemenli Müslümanların kanını döktü." şeklinde belirtti.
"Gazze'de israile karşı hiçbir adım atmayan Suud Hanedanı, Yemen’e neden saldırdı?"
Ensarullah'ın Mekke ve Medine'yi hedef aldığı yönündeki iddiaların gerçeği yansıtmadığını savunan Altuntaş, "Ensarullah’ın teknik imkansızlıklara rağmen müdafaa savaşı yürüttüğü ortadayken Türkiye medyası dahil birçok odak ahlaksızca Mekke’yi Medine’yi vurmakla, hacıların ve umre ziyaretindekilerin canını tehlikeye atmakla suçlandı. Bütün bu asparagas haberlerle Türkiye'nin Yemen’e yönelik Suudi saldırganlığına destek sunması meşrulaştırılmaya çalışıldı. Aksine Yemenli yetkililer defalarca bu haberleri yalanlayıp, mukaddes şehirlerin mahremiyetini koruyacaklarını açıkladılar. Gazze 3 yıl boyunca soykırım altında inlerken israile karşı hiçbir adım atmayan Suud Hanedanı, bugün Yemen’e neden saldırdı." diye konuştu.
"Türkiye ve Pakistanateşkesin sağlanmasında etkin arabulucu rolü üstlenmelidir"
Türkiye'nin Yemen'deki çatışmalara taraf olmaması gerektiğini belirten Altıntaş, şunları aktardı: "Suudilerin saldırılarına karşı Ensarullah da Suudi Arabistan’a yönelik misillemelerde bulunduğu için Mekke Anlaşması Türkiye Büyük Millet Meclisinden geçerse anlaşma gereği doğrudan taraf olmuş ve bu haksız savaşa katılmış olacağız. Bu yükün ve vicdan azabının altından kimse kalkamaz. Halkı temsilen görev yapan vekiller tezkere için oy kullanırken şunu unutmamalıdırlar; kanları Gazze ile karışan, Mescid-i Aksa için büyük bedeller ödeyen Yemen’e bombalar yağmaya devam ederken, bu anlaşmadan ne Allah razı olur ne de Türkiye halkı. Türkiyenin yapması gereken, Yemen’de Suud Hanedanın yaptığı gibi kan dökmek, nefreti, ayrışmayı körüklemek değil, uzlaşmanın yolunu açmaktır."
"Kahrolsun emperyalist, kapitalist kuşatma!"
Batı Asya halklarının emperyalist güçlere karşı ortak bir ittifak kurması gerektiğini savunan Altıntaş, "Tek bir Mekke İttifakından yanayız, O da Batı Asya’da Türk, Kürd, Arab, Paki, Fars dahil olmak üzere bütün ulusların bölgemizin kan emici vampirleri, Soykırımcı Epstein çetesinin üyeleri ABD, israil ve İngiltere karşısında birleştiği, tek vücut olduğu ittifaktır. Bunun dışındaki hiçbir ittifak içimize sinmez ve kabul edilemez. Gönlümüz böylesi bir ittifakın kurulmasından ve önce Batı Asya’nın mazlum halklarına sonra da tüm dünyanın mazlum ve mustazaflarına ümit ışığı olmasından yanadır. Yaşasın mustazaf halkların kardeşliği! Kahrolsun emperyalist, kapitalist kuşatma!" dedi. (İLKHA)
YASAL UYARI: Yayınlanan yazılı haber, fotoğraf ve videonun tüm hakları İlke Haber Ajansı Basın Yayın San. Tic. A.Ş.'ye aittir. Hiçbir surette haber, fotoğraf ve videonun tamamı veya bir kısmı yazılı sözleşme yapılmadan veya abone olmadan kullanılamaz.
İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, 2026'da İstanbul'da yeni nesil suç örgütlerine yönelik 190 operasyonda 2 bin 67 şüphelinin yakalandığını, bunlardan bin 545'inin tutuklandığını bildirdi.
Isparta'da 25-31 Ekim tarihlerinde düzenlenen 17 narkotik operasyonunda çeşitli tür ve miktarlarda uyuşturucu madde ele geçirildi. Operasyonlar kapsamında 5 şüpheli tutuklandı.
İzmir'in Karaburun ve Urla ilçelerinde 17'si çocuk 87 düzensiz göçmen yakalandı.