Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü, “Çözüm Süreci’nin Mimarı Erdoğan’dır”

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Büyükelçi İbrahim Kalın, Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunduğu bir basın toplantısı düzenledi.

Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunan Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Büyükelçi Kalın, Çözüm Süreci'ne ilişkin, "Cumhurbaşkanımız hem devletin başı olarak, hem de kendi siyasi iradesiyle bu sürecin sonuna kadar arkasındadır" dedi.

Sözcü Kalın, Yemen'deki gelişmelere ilişkin de, "Bölgemizde yeteri kadar kan akıyor; bizim temennimiz, Yemen'deki bu gerginliğin siyasi diyalog ve müzakere yoluyla çözülmesidir" ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın, basın açıklamasında şunları söyledi:

"Cumhurbaşkanı Erdoğan, kadına yönelik şiddetin önlenmesi konusunun bizzat takipçisidir"

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, kadına yönelik şiddetin önlenmesi çerçevesindeki hassasiyetine değinen Sözcü Kalın, "Gündemimiz ile ilgili birkaç konuyu sizinle paylaşmak istiyorum. Bildiğiniz gibi 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nde Sayın Cumhurbaşkanımızın katılımıyla bir program yapılmış, burada bir spot film tanıtılmış ve orada bir açıklama yaparak, kadına yönelik şiddeti önlemek için bu konunun bizzat takipçisi olacağını ifade etmiş, ‘Kadına şiddet insanlığa ihanettir' sloganıyla formüle ettiği bu çalışma, bundan sonra da Cumhurbaşkanlığımız bünyesinde, ilgili bakanlık ve kurumlarla koordinasyon içerisinde yürütülecektir.

"Çözüm sürecinin başarısı, Cumhurbaşkanımızın sağlayacağı koordinasyon ile mümkün olacaktır"

Bir diğer konumuz, yine son günlerde kamuoyunun gündemine de gelen çözüm süreci konusuydu. Daha önce de ifade ettiğimiz gibi Sayın Cumhurbaşkanımızın da müteaddid kereler hem Başbakanlığı, hem Cumhurbaşkanlığı döneminde de ifade ettiği gibi, çözüm sürecinin mimarı Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ındır, bu sürecin banisidir, takipçisidir. Kendisi belki de siyasi kariyerinin en büyük risklerinden birisini alarak bu süreci başlatmış ve hamdolsun bugün bu iş silah bırakma noktasına kadar gelmiştir. Yıllardır ülkemizin kanayan bir yarası olan bu meselenin artık silahsızlanma noktasına gelmesi ve silahların bırakılarak çözüm sürecinin tamamlanması en büyük hedefimizdir. Cumhurbaşkanımız da hem devletin başı olarak, hem de kendi siyasi iradesiyle bu sürecin sonuna kadar arkasındadır. Bundan sonra da bu sürecin başarıya ulaşması yine onun ortaya koyduğu irade sayesinde devletin başı olarak sağlayacağı koordinasyon ile mümkün olacaktır. Bu noktada son günlerde zaman zaman adeta Sayın Cumhurbaşkanımızı çözüm sürecinin karşısındaymış gibi göstermeye çalışanların çabalarının beyhude bir çaba olduğunun altını burada tekrar çizmek isterim.

En önemli konu, terör örgütünün tamamen silah bırakmasıdır

Şu aşamada da en önemli konu; artık silahların tamamen susması, yani terör örgütünün silah bırakmasıdır. Bunu sağladığımız noktada da, tam da Sayın Cumhurbaşkanımızın dediği şey; çözüm süreci artık amacına ulaşmış olacaktır. Bu yüzden kendisinin daha önce ifade ettiği gibi, hatırlarsanız bu üç aşamalı bir süreç olarak bugüne geldi. Demokratik açılım, Türkiye Cumhuriyeti'nin bütün vatandaşlarının anayasal haklarının eşit bir şekilde kullanılması esası üzerine kurulu bir açılımdı. Bunun sağlanması neticesinde milli birlik ve kardeşlik projesi ya da aşaması takip etmişti. Bu aşamada da Türkiye'nin bütün vatandaşlarının etnik, dini, kültürel, tarihi farklılıklarını bir kenara bırakarak, birlik içinde yaşamaları hedefi ortaya kondu. Ve son olarak da çözüm süreci aşamasında da artık bu iş bir hal yoluna konulmak suretiyle silahsızlanma aşamasına gelmek suretiyle son aşamaya bir anlamda ulaşmış bulunuyoruz.

Sayın Cumhurbaşkanımız, bütün zorluklara rağmen bu süreci en başından beri yürüten siyasi aktör olarak, bugün de Cumhurbaşkanı ve devletin başı olarak, çözüm sürecinin arkasındadır ve arkasında olmaya da devam edecektir."

"Yemen'deki sorunun diyalog ve müzakere yoluyla çözülmesini temenni ediyoruz"

Cumhurbaşkanlığı sözcüsü Kalın, bir gazetecinin "Türkiye'nin Yemen operasyonuna doğrudan katılması yönünde Suudi Arabistan'dan Türkiye'ye operasyona doğrudan katılımına, askeri olarak sahada yer almasına ilişkin bir talep gelmiş midir? İkincisi, İran'dan bu konuyla ilgili Suudi Arabistan'a yönelik sert bir açıklama geldi. Sayın Cumhurbaşkanının önümüzdeki günlerde İran'a bir ziyareti olması bekleniyordu.Programında bir değişiklik var mı?" sorusunu şu şekilde yanıtladı:

Sondan başlayayım. Sayın Cumhurbaşkanımızın Nisan ayının ilk haftasında İran'a yapacağı seyahatte herhangi bir değişiklik söz konusu değildir. Tam tersine bu gelişmeler bu ziyareti daha da önemli kılmıştır. Biz İranlı muhataplarımızla Suriye, Irak ve benzeri konuları ve şimdi tabii ki Yemen'i sıcak bir konu olarak her zaman konuştuk, bundan sonra da konuşmaya devam edeceğiz. Suudi Arabistan tarafı bu operasyonla ilgili bizim tarafımıza, Türkiye Cumhuriyeti yetkililerine bilgi vermiştir, Sayın Cumhurbaşkanımız da bu konuda bilgilendirilmiştir. Kendisi dün akşam itibariyle hatta bu konuyu bizzat takip etmeye başlamıştır. Dışişleri Bakanlığımızın yaptığı açıklamada dikkat çeken bir husus, biliyorsunuz işin bu noktaya gelmesindeki hatalara da atıfta bulunuyoruz, orada o açıklamada. Keşke süreç bu noktaya gelmeseydi ve bu askeri müdahale bir zaruret haline dönüşmeseydi. Fakat Yemen'de bir müddettir devam eden bu iç gerilim ve gerginlikler neticesinde maalesef Yemen'in seçilmiş meşru Cumhurbaşkanı ülkenin başkentini terk etmek, Aden'e sığınmak zorunda kaldı. Bu da yetmedi, Husiler ve onların destekçileri biliyorsunuz Aden'i de ele geçirmek üzereyken Cumhurbaşkanı Hadi'nin yaptığı çağrı üzerine Suudi Arabistan Körfez İşbirliği Konseyi'nden aldığı bir kararla bir ortak operasyon, başka ülkelerin de katılımı var, Fas gibi, Sudan gibi, Pakistan gibi, onların da katılımıyla bu operasyon bu sabah itibariyle gerçekleşti. Bizim tabii ki temennimiz, Yemen'deki bu gerginliklerin siyasi diyalog yoluyla çözülmesidir. Ve umarız en kısa sürede siyasi diyalog yolu açılır, taraflar bir masa etrafında toplanarak bir çatışmaya, savaşa mahal vermeden bu sorunu diyalog ve müzakere yoluyla çözebilirler, bölgemizde yeteri kadar kan akıyor. Bunun biz Yemen veya bir başka ülkede tekrarlanmasını asla arzu etmeyiz.

"Türkiye, bölgesel politikalarında hiçbir zaman mezhep eksenli olmadı"

Bir gazetecinin sorduğu" İran ziyaretinin özellikle Yemen'deki gelişmelerden sonra daha da önem kazandığını söylediniz. Yemen'deki gelişmelerin arkasında İran destekli bir yapı var. Türkiye'nin İran'a bu konuyla ilgili vereceği mesaj ne olacaktır, biraz daha onu açar mısınız?" sorusunu yanıtlayan Kalın, şunları söyledi:

Baştan beri biliyorsunuz biz mezhep temelli yaklaşımların bölgede gerginlik yaratmasına her zaman karşı olduk. İran bizim önemli bir komşumuzdur, güçlü bir ticaret ortağımızdır, uzun sınırımızın olduğu bir ülkedir, biz İran'la bu konuları hep her zaman açık, net bir şekilde konuştuk, konuşmaya devam ediyoruz gerek Suriye konusunda, gerek Irak konusunda, gerekse diğer alanlarda. Burada bu tür gerginlikleri milimize etmeye yönelik sorumluluk herkesin üzerindedir ve bütün bölgedeki ülkeler ve aktörler bu sorumlulukla hareket etmek durumundadırlar. Biz, gerek Orta Doğu, gerek daha geniş manada İslam dünyasına yönelik bakışımızda ve politikalarımızda hiçbir zaman mezhep eksenli bakmadık. Zaman zaman bize karşı, Sayın Cumhurbaşkanımıza karşı birtakım haksız temelsiz ithamların yapıldığını, işte Sünni grupları tercih ettiğini, savunduğu gibi iddialar ortaya atıldı, ama bunun tersini ispat edecek size onlarca örnek verebilirim. örneğin, İran nükleer müzakereleri daha bu noktaya gelmeden önce hatırlarsanız 2010'da Türkiye, Brezilya ve İran Tahran Deklarasyonu yapmak suretiyle nükleer müzakerelerde çok önemli bir kapı açmışlardı. Fakat maalesef o zaman ilgili yönetimler, ülkelerin yönetimleri bunu dikkate almadıkları için biz yaklaşık 4 yıl, 5 yıl kaybettik ve bakın bugün İran ile Batı arasında, P5+1 arasında yürüyen nükleer müzakereler yine aynı noktaya geldi, aslında 2010 yılında bizim önerdiğimiz ana çerçeveye geri geldiler, çok farklı bir çerçeve yok, üç aşağı beş yukarı, aynı iz üzerinde devam ediyor. O zaman bu hayata geçirilseydi bu kadar vakit kaybı olmayacaktı. Bunu dememin sebebi şu: Hatırlarsanız o zaman bu teklifi yaptığı için Türkiye İran yanlısı olmakla. Batı'dan uzaklaşma, NATO müttefiki olmanın sorumluluklarını yerine getirmemekle itham edildi. Halbuki geldiğimiz noktada şimdi P5+1 bu müzakereleri aynen daha önce bizim çizdiğimiz çerçevede yürütüyor, ama kimse onlara işte İran yanlısı vesaire olmak gibi bir ithamda bulunmuyor. Bunun gibi birçok örnek verebiliriz. Bizim bakış açımızda böyle bir Sünnici, Şiici mezhep bakış açısı hiçbir zaman olmadı, elbette bu görüşlerimizi bu ziyaretimizde de gerek Suriye, gerek Irak, gerekse de Yemen bağlamında İranlı muhataplarımızla paylaşacağız.

"Güvenlik ile özgürlükler arasındaki dengeyi azami şekilde muhafaza etme gayretindeyiz"

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Büyükelçi Kalın, bir gazetecinin " Son dönemde Genelkurmay'ın bir açıklaması oldu, Mardin Mazıdağı'nda bir operasyon yapıldı, dün de Dağlıca'da bir PKK gayet tahkim edilmiş bir şekilde saldırdı. Çözüm sürecini nasıl etkileyecek, ne düşünüyorsunuz? İkicisi; önümüzdeki seçimlerde Sayın Cumhurbaşkanının kurucu olduğu partisinin propaganda programında başkanlık yer alacak mı?" sorularını şöyle yanıtladı:

Genelkurmay Başkanlığımız bu gelişmelerle ilgili açıklama yaptı biliyorsunuz, bunlar kamu düzeninin ve güvenliğin gerektirdiği operasyonlardır arkadaşlar. Daha önce de müteaddit kereler ifade ettiğimiz gibi çözüm süreci devam ediyor diye kamu düzeninden asla taviz verilmeyecektir. Bunun acısı sonuçlarını biz geçtiğimiz Ekim ayında gördük, daha farklı şekillerde de yaşadık. Sayın Cumhurbaşkanımızın ve Hükümetin bu konudaki kararlılığı çok nettir. Burada biz güvenlik ile demokrasiyi, güvenlik ile özgürlükler arasındaki dengeyi en azami şekilde muhafaza etmenin gayreti içerisindeyiz. Ama demokrasi, özgürlük ya da çözüm süreci adına birileri güvenlik zaafı yaratmaya çalışır, bunu suiistimal etmeye, istismar etmeye çalışırsa burada devlet kamu düzenini kurmak için gerekli adımları atar. Umarız bu tür olaylar tekrar edilmez. Bu tür saldırıları yapan gruplar kimlerse ne saiklerle yapıyorlarsa bunlardan derhal vazgeçerler.

Başkanlık sistemiyle ilgili Sayın Cumhurbaşkanımız bu konuyu biliyorsunuz Cumhurbaşkanlığı kampanya sürecinde de dile getirdi, şu anda da yoğun bir şekilde dile getiriyor. Kurucusu olduğu Adalet ve Kalkınma Partisi 2015 7 Haziran seçimleri beyannamesine başkanlık sistemini alıp almayacağını Sayın Başbakanımız beyannameyi ve kampanyayı açıkladığı zaman hep birlikte öğreneceğiz. Onlardan duymak daha isabetli olur diye düşünüyorum.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın affettiği mahkûm

Gazetecilerin, "Cumhurbaşkanımız dün akşam bir mahkûmu affetti. Bu mahkûmun suçu neydi, bununla ilgili biz detaylı bilgiye ulaşamadık. İkincisi; Sayın Cumhurbaşkanı adli tıptan hastanede tedavi göremez raporu alan bütün mahkûmları, yani prensipte bütün mahkûmları bundan sonra serbest bırakacak mı?" sorusu üzerine Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın şu karşılığı verdi:

"Şimdi bu biliyorsunuz, Cumhurbaşkanının tasarrufunda olan, kendisine Anayasa'nın verdiğinin bir haktır, ölümcül noktada olan mahkûmların affedilmesi konusu. Burada birtakım genel prensipler olmakla beraber her bir olayı, her bir vakıayı ayrı ayrı değerlendiririz. Dün affedilen kişiyle ilgili de biliyorsunuz artık dördüncü kademe kanser hastası olan bir mahkûmdan bahsediyoruz. Çok zor bir durum tabii hem kendisi, hem ailesi için. Artık bu noktada mahkûmiyeti şu sebeptendi, işlediği suç buydu; bu değildir belirleyici olan, tıbbi durumudur, insani durumudur. Sayın Cumhurbaşkanımız da bu mülahazalarla affetmeyi uygun görmüştür. Bundan sonra da benzer vakalar geldiği zaman, dediğim gibi her biri spesifik kendi hususi şartları dikkate alınarak değerlendirilecektir." (İLKHA)

İlgili Haberler

Editörün Seçtikleri

Mobil Uygulamamızı İndirin

Öne Çıkan Haberler