HÜDA PAR'dan gündemle ilgili önemli açıklamalar

Çözüm sürecinin geldiği son nokta ve yaşanan olaylar da devlet, PKK ve HDP'nin tavrını eleştiren HÜDA PAR; Kürt halkının, kendisini parti veya örgütün çıkarı için kullanan samimiyetsiz yapılara karşı uyanık olması ve her platformda meşru vasıtalarla süreci değil, çözümü dayatması gerektiğini belirtti.

Gündemdeki son gelişmelerle ilgili değerlendirmelerde bulunan Hür Dava Partisi (HÜDA PAR), Çözüm Sürecinden koalisyon çalışmalarına İncirlik'in ABD uçaklarına açılmasından Mısır'daki son gelişmelere kadar iç ve dış gündemle ilgili önemli açıklamalarda bulundu.

Sürecin geldiği son nokta ve yeniden başlayan çatışmaları ortam nedeniyle PKK ve HDP'nin tavrının eleştirildiği açıklamada, "Bugün buzdolabına konulduğu açıklanan sürecin geneline bakıldığında ne devletin ne de PKK'nin Kürd meselesini çözmek gibi bir niyetinin olmadığı da anlaşılmış, hatta itiraf edilmiştir. Devlet'in tek amacı PKK'ye silah bıraktırma, PKK'nin tek amacı sürecin verdiği güvenceyle güç devşirdiği alanlarda egemenlik kurmadır. Kürt halkı açısından zarardan başka hiçbir anlam ve ciddiyet barındırmayan afaki özerklik ilanları ile bir yere varılmayacağı açıktır." ifadelerine yer verildi.

HDP'nin tavrının da eleştirildiği açıklamada, "Kandil silahının vesayetinde ve gölgesinde bir HDP siyaseti de, bu partiyi huzur ve barış gelsin diye kerhen de olsa tercih etmiş olan kitlelerin beklentisini boşa çıkarmıştır. Verilen destek yanlış yorumlanarak, örgütün ideolojisine ve silahına onay olarak algılanmış ve barış vaatleri rafa kaldırılmıştır."

Halktan, kendisini parti veya örgütün çıkarı için kullanan samimiyetsiz yapılara karşı uyanık olması istenen açıklamada halkın her platformda meşru vasıtalarla süreci değil, çözümü dayatması gerektiği belirtildi.

Devletten, Kürt halkının gasp edilmiş İslami ve insani tüm haklarını pazarlıksız bir şeklide bir an önce iade etmesi istenen açıklamada, silahlı örgütün de, halkın can ve mal güvenliğini tehdit etmekten vazgeçmesi, elindeki silahı şartsız olarak bırakması veya en azından silahlı elemanlarını sınır dışına çıkarması gerektiği vurgulandı.

Koalisyon çalışmaları ve erken seçim

Seçim sonuçlarının bir koalisyon hükümetini veya erken seçimi zorunlu kıldığı belirtilen açıklamada, Mecliste grubu bulunan partilerin, koalisyon görüşmelerinde, hükümet kurma sorumluluğu almaktan ziyade olası bir erken seçimde elini güçlendirmenin hesabını yaptığına dikkat çekildi.

İncirlik'in ABD'nin kullanımına açılması kabul edilemez

İncirlik Askeri üssünün yeniden ABD'nin kullanımına açılmasının kabul edilemez bir hata olduğu vurgulanan açıklamada, ABD'nin bir ülkeye girmesinin, o ülke için yıkım ve felaket olduğu belirtildi.

Hükümetin, ortaya koyduğu pratikleri bilmesine rağmen ülke toprağını işgalci ABD ordusuna tahsis etmesinin politik körlük olduğu ifade edilen açıklamada, "Son tahlilde gerek kendi içindeki gerekse de komşu Müslüman ülkelerle sorunlarını adalet ve kardeşlik hukukunu gözeterek çözemeyen yönetimlere, ABD müdahalesinin çözüm olacağını düşünmek beyhudedir. ABD'nin bir ülkeye girmesinin, o ülke için yıkım ve felaket olduğu tecrübe ile sabittir." denildi.

Toplu sözleşme görüşmeleri

Kamu görevlilerinin 2016-2017 yıllarındaki mali ve sosyal haklarının belirleneceği toplu sözleşme görüşmelerine de değinilen açıklamada, "Kamu İşveren Heyeti'nin 2016 ve 2017 yılı için ortaya koyduğu zam teklifleri, gerçek enflasyon ve hayat pahalılığı ve refah payı gerçeği göz önünde bulundurularak belirlenmelidir. Emeği sömüren bir anlayışla hareket edilmemeli, işverenin devlet olması münasebetiyle kamu çalışanlarının hakkı yenmemeli bilakis daha titiz biçimde verilmelidir. Aynı şekilde kamuda eşit işe eşit ücret prensibinin de hâkim olması ve oluşan haksızlık ve dengesizliğin giderilmesi şarttır. Bu ilkeler ışığında yapılacak toplu sözleşme görüşmelerinin hayırlı sonuçlanmasını diliyoruz." ifadelerine yer verildi.

Rabia katliam emperyalist batının maskesini düşürmüştür

Mısır'daki darbe ve ardından yaşanan katliamlara değinilen açıklamada, 14 Ağustos 2013 yılında gerçekleştirilen Rabia katliamının, İslam coğrafyasını özgürlük ve demokrasi adı altında işgal edip sömüren emperyalist batının maskesinin düştüğü ve çirkin yüzünün bir kez daha açığa çıktığı katliamın adı olduğu ifade edildi.

Açıklamada, "Mısır halkını terörize etmek için her yolu deneyen, binlerce insanı 1 saat içinde tarayarak katleden batılı zihniyet, amacına ulaşamayınca Suriye'yi çok daha vahşice terörize ederek islamofobia için zemin oluşturarak aklınca İslam'ı karalamaya devam etmektedir." ifadeleri kullanıldı. (İLKHA)

HÜDA PAR'dan yapılan açıklamanın tamamı

ÇöZÜM SÜRECİ

PKK'nin, Suruç'ta 30'dan fazla insanın hayatını kaybettiği bombalı saldırıdan sonra iki polisi uykusunda infaz etmesi, asker ve polis infazlarına girişmesi ile Devlet-örgüt çatışması yeniden başlamıştır. Çözüm süreci adı verilen ama aslında bir çatışmasızlık süreci olan bu süreç boyunca devlet ve PKK örgütü eliyle pek çok sivil katledilmiş, ancak silahlarını birbirlerine doğrulmadıkları için süreç devam ettirilmiştir. 6-8 Ekim'de PKK örgütü eliyle veya muhtelif gösteriler sırasında Devlet eliyle hayatını kaybeden siviller, süreç bozucu olarak nitelendirilmedi ve sürecin gidişatında belirleyici olmadı. Ne zamanki taraflar silahları birbirlerine doğrulttu, süreç o zaman bozuldu ve çatışmalar yeniden başladı. Devlet veya örgüt için önemli olanın insanların hayatı değil, giydikleri üniformalar olduğu da bu vesile ile bir kez daha ortaya çıktı. Ancak gelinen noktada devlet - örgüt çatışmasında bedeli bir bütün olarak yine halk ödemekte, huzuru bozulan yine halk olmaktadır. 2013 yılından bu yana yürütülen ve bugün buzdolabına konulduğu açıklanan sürecin geneline bakıldığında ne devletin ne de PKK'nin Kürd meselesini çözmek gibi bir niyetinin olmadığı da anlaşılmış, hatta itiraf edilmiştir. Devlet'in tek amacı PKK'ye silah bıraktırma, PKK'nin tek amacı sürecin verdiği güvenceyle güç devşirdiği alanlarda egemenlik kurmadır. Kürt halkı açısından zarardan başka hiçbir anlam ve ciddiyet barındırmayan afaki özerklik ilanları ile bir yere varılmayacağı açıktır. Kandil silahının vesayetinde ve gölgesinde bir HDP siyaseti de, bu partiyi huzur ve barış gelsin diye kerhen de olsa tercih etmiş olan kitlelerin beklentisini boşa çıkarmıştır. Verilen destek yanlış yorumlanarak, örgütün ideolojisine ve silahına onay olarak algılanmış ve barış vaatleri rafa kaldırılmıştır.

Bu süreçte, yüzyılları bulan Kürd meselesini çözmeye dair ne bir talep dile getirilmiş ne de bir adım atılmıştır. Bu şekliyle süreç yeniden başlasa bile, halk açısından tek kazanımı çatışmanın süreli de olsa durmasıdır. Maalesef görünen o ki bu bile uzun süreli olmayacak, daha şiddetli çatışmalara hazırlık için yığınak yapmak için kullanılacaktır. Sorunun kaynağı olan Kemalist sisteme neşter vurulmadıkça kalıcı bir çözüme ulaşmak mümkün değildir. Bu sebeple halkımız, kendisini, parti veya örgütün çıkarı için kullanan samimiyetsiz yapılara karşı uyanık olmalı ve süreci değil çözümü her platformda meşru vasıtalarla dayatmalıdır.

Devlet, Kürt halkının gasp edilmiş İslami ve insani tüm haklarını pazarlıksız bir şeklide bir an önce iade etmelidir. Silahlı örgüt halkın can ve mal güvenliğini tehdit etmekten ve baskı aracı olarak kullanmaktan vazgeçmeli, elindeki silahı şartsız olarak bırakmalı veya en azından silahlı elemanlarını sınır dışına çıkarmalıdır.

KOALİSYON ÇALIŞMALARI VE ERKEN SEÇİM

7 Haziran seçimleri sonrasında oluşan meclis tablosu ya bir koalisyon hükümetini veya bir erken seçimi zorunlu kılıyor. Mecliste grubu bulunan partiler, koalisyon görüşmelerinde, hükümet kurma sorumluluğu almaktan ziyade olası bir erken seçimde elini güçlendirmenin hesabını yapmaktadır. Halkın çıkarını değil kendi parti çıkarlarını gözeten anlayış sahiplerinin hakta ve doğruda uzlaşması elbette beklenemez. Bu açıdan seçimler, ekonomik anlamda maliyeti yüksek olsa da vazgeçilmez hale gelecektir. Seçimin tekrarlanması demek, 7 Haziran seçimlerinde gerçekte hiçbir partinin kazanamadığı ve sistemin çöktüğünün kabulü demektir. Parti programımızda belirttiğimiz gibi seçim barajının ortadan kaldırılması ile temsilden yoksun kitlelerin de temsili sağlanacak; baraj sebebiyle gerçek tercihini değil, ikincil ikame tercihini sandığa yansıtmasının önüne geçilmiş olacaktır. Ancak o zaman gerçek anlamda bir seçim yapılmış olur ve iktidar hevesi uğruna parasını ve zamanını zayi eden sorumsuz siyasetçilerden halkın hesap sorması mümkün hale gelir.

İNCİRLİK'TE ABD İŞGALİ

Adana İncirlik Askeri üssünün ABD'nin kullanımına yeniden açılması kabul edilemez bir hatadır. ABD'nin İslam coğrafyasına askeri ve siyasi müdahalesinin bu bölge halkına ne denli ağır faturalar ödettiğini bilmeyen yoktur. Her fırsatta ülkenin bağımsızlığından dem vuran hükümetin, ortaya koyduğu pratikleri bilmesine rağmen ülke toprağını işgalci ABD ordusuna tahsis etmesi politik körlüktür. Türkiye, sebebi yahut parçası olduğu sorunların ortaya çıkardığı PKK ve IŞİD gibi yapılarla mücadele kapsamında ister Zergele'de olduğu gibi kendisinin, ister Atme'deoduğu gibi İncirlik yoluyla imkân sağladığı ABD'nin sebep olduğu sivil kayıplarının hesabını verebilecek midir? Türkiye, Ortadoğu'da varlığı bile başlı başına fitne sebebi olan ABD'nin operasyon sahasına dönüşmesi karşılığında ne elde etmiştir? Hükümet, Atme'de masum sivillerin hangi ulusal çıkarların bedeli olarak katledildiğini açıklamalıdır. Son tahlilde gerek kendi içindeki gerekse de komşu Müslüman ülkelerle sorunlarını adalet ve kardeşlik hukukunu gözeterek çözemeyen yönetimlere, ABD müdahalesinin çözüm olacağını düşünmek beyhudedir. ABD'nin bir ülkeye girmesinin, o ülke için yıkım ve felaket olduğu tecrübe ile sabittir.

TOPLU SöZLEŞME GöRÜŞMELERİ

Kamu görevlilerinin 2016-2017 yıllarındaki mali ve sosyal haklarının belirleneceği toplu sözleşme görüşmeleri devam etmektedir. Kamu İşveren Heyeti'nin 2016 ve 2017 yılı için ortaya koyduğu zam teklifleri, gerçek enflasyon ve hayat pahalılığı ve refah payı gerçeği göz önünde bulundurularak belirlenmelidir. Emeği sömüren bir anlayışla hareket edilmemeli, işverenin devlet olması münasebetiyle kamu çalışanlarının hakkı yenmemeli bilakis daha titiz biçimde verilmelidir. Aynı şekilde kamuda eşit işe eşit ücret prensibinin de hâkim olması ve oluşan haksızlık ve dengesizliğin giderilmesi şarttır. Bu ilkeler ışığında yapılacak toplu sözleşme görüşmelerinin hayırlı sonuçlanmasını diliyoruz.

Arap baharının belki de en görkemli halk devrimlerinden olan 25 Ocak Mısır devrimi, darbeci cunta güçleri eliyle 14 Ağustos 2013 tarihindeki katliam ve sonrasındaki tutuklama ve zulümlerle söndürülmeye çalışıldı. Rabia Katliamı, İslam coğrafyasını özgürlük ve demokrasi adı altında işgal edip sömüren emperyalist batının maskesinin düştüğü ve çirkin yüzünün bir kez daha açığa çıktığı katliamın adıdır. Mısır halkının hür iradesiyle yönetime taşıdığı İhvan Hareketi ve meşru ilk Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi, Siyonist ve emperyalist güçlerin azmettirmesi ve kukla körfez yönetimlerinin desteği ile kanlı bir darbe sonucunda yönetimden uzaklaştırıldı. Darbeciler bugün için amaçlarına ulaşmış gibi görünseler de Rabia Katliamı ile kuvvet bulan devrim tohumları, yüzyıla varan bir kutlu mücadelenin toprağında elbet yeniden yeşerecek ve filizlenecektir.

Mısır halkını terörize etmek için her yolu deneyen, binlerce insanı 1 saat içinde tarayarak katleden batılı zihniyet, amacına ulaşamayınca Suriye'yi çok daha vahşice terörize ederek islamofobia için zemin oluşturarak aklınca İslam'ı karalamaya devam etmektedir.

Rabbimizden, halklarına zulüm ve katliamları reva gören tüm zalim ve despot yönetimlerin yıkılışını ve mazlum kurtuluşunu en kısa zamanda görmeyi nasip etmesini diliyoruz.

İlgili Haberler

Editörün Seçtikleri

Mobil Uygulamamızı İndirin

Öne Çıkan Haberler