Şehirlerde çatışmaların yaygınlaştırılmasına yönelik çabalara dikkat çeken HÜDA PAR, yayımladığı gündem değerlendirmesinde, başta Sur ve Cizre olmak üzere yıkımın yaşandığı yerlerin “afet bölgesi” kapsamına alınması gerektiğine vurgu yaptı.

HÜDA PAR Genel Merkezi tarafından yayımlanan gündem değerlendirmesinde, şehirlerdeki çatışmaların halkın tüm mağduriyetinin görülmesine rağmen yaygınlaştırılmaya çalışıldığına dikkat çekildi. öte yandan tahrip olan kentlerin de bir an evvel "afet bölgesi" kapsamına alınarak, halkın gördüğü zararın tanzim edilmesi gerektiğine vurgu yapıldı.

Yaşanan çatışmaların neden olduğu onca yıkımdan PKK'nin gerekli dersleri çıkarmadığının altının çizildiği değerlendirmede, şu ifadelere yer verildi: "PKK'nin çatışmaları şehir merkezlerine taşımasının ardından meydana gelen yıkım ve felaketten ders alınmamış olunacak ki, çatışmalar başka ilçelere de yayılmak istenmektedir. Kürt halkının haklı taleplerini, gençlerini, şehirlerini silahlı örgütlerinin ve marjinal Türk solunun devrim hayallerine ve Kemalist zihniyetin artıklarının iktidar olma hevesine kurban edenler, geçmişte olduğu gibi bugün de Kürt halkına karşı büyük bir ihanet içerisindedirler."

"Haklar meşru ve müspet vasıtaları kullanarak talep edilmeli"

Meşru taleplerin gayrimeşru bir zeminde kirletilmesinin kabul edilemez olduğunun vurgulandığı değerlendirmede, "Siyasi, hukuki, ekonomik, tarihi, sosyal pek çok yönü olan asırlık Kürt meselesinin yeniden salt bir şiddet ve ekonomik geri kalmışlık sorunu olarak algılanmasına sebebiyet verilmiştir. Sistemin gasp ettiği hakların meşru ve müspet vasıtaları kullanarak talep edicisi ve takipçisi olmak yerine, hedef gözetmeksizin masum insanları topluca katlederek meşru taleplerin gayrimeşru bir zeminde kirletilmesi kabul edilemez." denildi.

"Çözüm adına atılması gereken adımların ertelenmesi kabul edilebilir bir yaklaşım değildir"

Hükümetin halkın meşru ve haklı taleplerini karşılamak zorunda olduğunun ifade edildiği değerlendirmede, "Devletin resmi ideoloji uğruna mağdur edip hakkını çiğnediği kesimlerin desteğiyle iktidarı elde eden hükümetin, sistemin mağdurlarından olan Kürtlerin haklarını iade konusunda Kemalist devlet dilini kullanması ve bütün Kürtleri, PKK parantezinde değerlendirmeye devam etmesi ahlaki ve siyasi olarak doğru değildir. Hükümet, vatandaşların meşru ve haklı taleplerini karşılamak zorundadır. Kamu düzeninin bozulması veya çatışmalar bahane edilerek çözüm adına atılması gereken adımların ertelenmesi kabul edilebilir bir yaklaşım değildir." diye belirtildi.

"Yıkımın yaşandığı bölgeler ‘afet bölgesi' ilan edilmeli"

Sur ve Cizre ilçeleri başta olmak üzere yıkımın yaşandığı şehirlerin "afet bölgesi" ilan edilmesi gerektiğinin belirtildiği değerlendirmede, şu ifadelere yer verildi: "Diğer yandan devam eden zararları tazmin konusunda daha ciddi adımlar atmalıdır. Sur ve Cizre ilçeleri başta olmak üzere çatışmaların yoğun olarak yaşandığı yerlerde sekiz şiddetindeki bir depremin oluşturacağından daha büyük bir zarar ve yıkım meydana gelmiştir. Ancak hükümet kısmen ekonomik, daha çok siyasi nedenlerle bu yerleri ‘afet bölgesi' ilan etmekten kaçınmaktadır. Hükümeti, yersiz kaygılardan kurtulmaya ve doğal afetlerden daha büyük zarar oluşturan beşer kaynaklı bu afetten etkilenen bölgeleri ‘afet bölgesi' ilan etmeye çağırıyoruz."

"Rusya'yı bu çekilmede samimi ve iyi niyetli olarak görmüyoruz"

Rusya'nın Suriye politikasının da değerlendirildiği açıklamada, "Rusya'nın Suriye'den kısmi olsa da çekilmiş olması ve şehirlerin Rusya uçakları ile bombalanmasına ara verilmiş olması, savaşın şiddetinin ve doğuracağı acıların azalması adına olumlu bir gelişmedir. Ancak, Rusya'yı bu çekilmede samimi ve iyi niyetli olarak görmüyoruz. Suriye'den çekilme, Rusya'nın içinde bulunduğu ekonomik çöküntüden kaynaklı olabileceği gibi, gelinen aşamada Suriye içi ve uluslararası arenadaki dengelere yönelik taktiksel bir manevra yapma amacına dönük de olabilir." denildi.

"ABD'nin, PYD'nin federasyon kararına yönelik tepkileri ikiyüzlülük ürünü bir aldatmacadır"

Rusya ve ABD'nin İslam ülkelerinin sınırlarını yeniden belirlemeye dönük adımlar attığına dikkat çekilen değerlendirmede, şu ifadeler kullanıldı: "Rusya'nın ABD ile miadı dolmuş olan yeni bir Sykes-Picot anlaşmasının, İslam ülkelerinin sınırlarını yeniden belirleme amacına dönük ilk adımlar olması da ihtimal dâhilindedir. Rusya'nın çekilme kararından hemen sonra PYD'nin tek taraflı federasyon ilanı bu ihtimali güçlendirir niteliktedir. özellikle ABD'den gelen PYD'nin kararına yönelik tepkiler ise ikiyüzlülük ürünü bir aldatmacadan ibarettir. Suriye'de çözüm, Esad'ın bütün silahlı unsurlarıyla çekilmesi ve etnik veya mezhebi farklılığı ne olursa olsun, oluşan fiili durumdan istifade etmek yerine, tüm Suriye Halkının hak ve menfaatlerini gözeten bir yeniden inşa sürecinden geçtiği muhakkaktır."

Avrupa'nın mülteciler konusunda takındığı tavrın eleştirildiği değerlendirmede, "AB Ülkeleri ile Türkiye arasında Brüksel'de mülteciler konusunda imzalanan anlaşma, yasal olmayan yollardan AB ülkelerine girmiş ve girecek olan Suriyeli mültecilerin Türkiye'ye geri kabulüne dair yükümlülükler getirmektedir. Türkiye bu yükümlülükler karşısında AB'den maddi yardım ve Schengen vizesi kapsamında dolaşım hakkı almayı istemektedir. AB'nin, söz konusu Suriyeli Müslüman mülteciler olunca sınırlarını kapatıp, para ve vize muafiyeti karşılığında Türkiye'nin mülteciler konusunda üstlendiği yükümlülüğü artırması, AB için bir utanç kaynağıdır." diye belirtildi.

"Hükümet ‘dağ fare doğurdu' dedirtecek adımlar yerine, sosyal boyutu ağır basan ekonomik sorunları, emeği merkeze alan bir anlayışla çözmelidir"

Taşeron işçilerine ilişkin hükümetin attığı adımlar hakkında da değerlendirmenin yapıldığı açıklamada şunlar ifade edildi: "Hükümetin taşeron işçileriyle ilgili olarak, asıl iş ve yardımcı iş ayrımı yapmaksızın tüm taşeron işçilerinin kadroya alınacağına dair açıklaması, yıllardır taşeron uygulaması ile mağdur edilen emek sahiplerinin mağduriyetlerinin giderilmesi açısından atılmış önemli bir adımdır. Ancak, Maliye Bakanlığı tarafından ayrıntıları paylaşılan bu düzenlemenin takdim edildiği şekliyle bir iyileştirme getirmeyeceği de aşikârdır. Zira taşeron işçilerinin kadroya alınma talebi, kamu işçisi statüsüne kavuşma isteği iken, geçici işçi ile kamu işçisi arasında ihdas edilen yeni bir statü öngörülmektedir. Eşit işe eşit ücret, iş güvencesi, emeklilik ve kapsam bakımından beklentilerin altında olduğu anlaşılan bu düzenlemenin daha adil ve hakkaniyetli bir şekilde yapılması gerektiği açıktır. Hükümet ‘dağ fare doğurdu' dedirtecek adımlar yerine, sosyal boyutu ağır basan ekonomik sorunları, emeği merkeze alan bir anlayışla çözmelidir." (İLKHA)

HÜDA PAR Genel Merkezi tarafından yayımlanan gündem değerlendirmesinin tam metni:

ŞEHİR ÇATIŞMALARINI YAYGINLAŞTIRMA ÇABASI

PKK'nin çatışmaları şehir merkezlerine taşımasının ardından meydana gelen yıkım ve felaketten ders alınmamış olunacak ki, çatışmalar başka ilçelere de yayılmak istenmektedir.

Kürt halkının haklı taleplerini, gençlerini, şehirlerini silahlı örgütlerinin ve marjinal Türk solunun devrim hayallerine ve Kemalist zihniyetin artıklarının iktidar olma hevesine kurban edenler, geçmişte olduğu gibi bugün de Kürt halkına karşı büyük bir ihanet içerisindedirler.

Siyasi, hukuki, ekonomik, tarihi, sosyal pek çok yönü olan asırlık Kürt meselesinin yeniden salt bir şiddet ve ekonomik geri kalmışlık sorunu olarak algılanmasına sebebiyet verilmiştir. Sistemin gasp ettiği hakların meşru ve müspet vasıtaları kullanarak talep edicisi ve takipçisi olmak yerine, hedef gözetmeksizin masum insanları topluca katlederek meşru taleplerin gayrimeşru bir zeminde kirletilmesi kabul edilemez.

Devletin resmi ideoloji uğruna mağdur edip hakkını çiğnediği kesimlerin desteğiyle iktidarı elde eden hükümetin, sistemin mağdurlarından olan Kürtlerin haklarını iade konusunda Kemalist devlet dilini kullanması ve bütün Kürtleri PKK parantezinde değerlendirmeye devam etmesi ahlaki ve siyasi olarak doğru değildir.

Hükümet, vatandaşların meşru ve haklı taleplerini karşılamak zorundadır. Kamu düzeninin bozulması veya çatışmalar bahane edilerek çözüm adına atılması gereken adımların ertelenmesi kabul edilebilir bir yaklaşım değildir.

Diğer yandan devam eden zararları tazmin konusunda daha ciddi adımlar atmalıdır. Sur ve Cizre ilçeleri başta olmak üzere çatışmaların yoğun olarak yaşandığı yerlerde sekiz şiddetindeki bir depremin oluşturacağından daha büyük bir zarar ve yıkım meydana gelmiştir. Ancak hükümet kısmen ekonomik daha çok siyasi nedenlerle bu yerleri "afet bölgesi" ilan etmekten kaçınmaktadır. Hükümeti yersiz kaygılardan kurtulmaya ve doğal afetlerden daha büyük zarar oluşturan beşer kaynaklı bu afetten etkilenen bölgeleri "afet bölgesi" ilan etmeye çağırıyoruz.

RUSYA'NIN SURİYE POLİTİKASI

Rusya'nın Suriye'den kısmi olsa da çekilmiş olması ve şehirlerin Rusya uçakları ile bombalanmasına ara verilmiş olması, savaşın şiddetinin ve doğuracağı acıların azalması adına olumlu bir gelişmedir.

Ancak, Rusya'yı bu çekilmede samimi ve iyi niyetli olarak görmüyoruz. Suriye'den çekilme, Rusya'nın içinde bulunduğu ekonomik çöküntüden kaynaklı olabileceği gibi, gelinen aşamada Suriye içi ve uluslararası arenadaki dengelere yönelik taktiksel bir manevra yapma amacına dönük de olabilir.

Rusya'nın ABD ile miadı dolmuş olan yeni bir Sykes-Picot anlaşmasının, İslam ülkelerinin sınırlarını yeniden belirleme amacına dönük ilk adımlar olması da ihtimal dâhilindedir. Rusya'nın çekilme kararından hemen sonra PYD'nin tek taraflı federasyon ilanı bu ihtimali güçlendirir niteliktedir. özellikle ABD'den gelen PYD'nin kararına yönelik tepkiler ise ikiyüzlülük ürünü bir aldatmacadan ibarettir. Suriye'de çözüm, Esad'ın bütün silahlı unsurlarıyla çekilmesi ve etnik veya mezhebi farklılığı ne olursa olsun, oluşan fiili durumdan istifade etmek yerine, tüm Suriye Halkının hak ve menfaatlerini gözeten bir yeniden inşa sürecinden geçtiği muhakkaktır.

AVRUPANIN MÜLTECİ AYIBI

AB Ülkeleri ile Türkiye arasında Brüksel'de mülteciler konusunda imzalanan anlaşma, yasal olmayan yollardan AB ülkelerine girmiş ve girecek olan Suriyeli mültecilerin Türkiye'ye geri kabulüne dair yükümlülükler getirmektedir.

Türkiye bu yükümlülükler karşısında AB'den maddi yardım ve Schengen vizesi kapsamında dolaşım hakkı almayı istemektedir. AB'nin, söz konusu Suriyeli Müslüman mülteciler olunca sınırlarını kapatıp, para ve vize muafiyeti karşılığında Türkiye'nin mülteciler konusunda üstlendiği yükümlülüğün artırması, AB için bir utanç kaynağıdır.

TAŞERON İŞÇİLERİ

Hükümetin taşeron işçileriyle ilgili olarak, asıl iş ve yardımcı iş ayrımı yapmaksızın tüm taşeron işçilerinin kadroya alınacağına dair açıklaması, yıllardır taşeron uygulaması ile mağdur edilen emek sahiplerinin mağduriyetlerinin giderilmesi açısından atılmış önemli bir adımdır.

Ancak, Maliye Bakanlığı tarafından ayrıntıları paylaşılan bu düzenlemenin takdim edildiği şekliyle bir iyileştirme getirmeyeceği de aşikârdır. Zira taşeron işçilerinin kadroya alınma talebi, kamu işçisi statüsüne kavuşma isteği iken, geçici işçi ile kamu işçisi arasında ihdas edilen yeni bir statü öngörülmektedir.

Eşit işe eşit ücret, iş güvencesi, emeklilik ve kapsam bakımından beklentilerin altında olduğu anlaşılan bu düzenlemenin daha adil ve hakkaniyetli bir şekilde yapılması gerektiği açıktır. Hükümet, "dağ fare doğurdu" dedirtecek adımlar yerine, sosyal boyutu ağır basan ekonomik sorunları, emeği merkeze alan bir anlayışla çözmelidir.

HÜDA PAR GENEL MERKEZİ

YASAL UYARI: Yayınlanan yazılı haber, fotoğraf ve videonun tüm hakları İlke Haber Ajansı Basın Yayın San. Tic. A.Ş.'ye aittir. Hiçbir surette haber, fotoğraf ve videonun tamamı veya bir kısmı yazılı sözleşme yapılmadan veya abone olmadan kullanılamaz.

İlgili Haberler

Editörün Seçtikleri

Mobil Uygulamamızı İndirin

Öne Çıkan Haberler