Doğruhaber Gazetesi, bu haftaki manşetine paralel yapının polis ve yargı mensupları tarafından mağdur edilen dindar insanları taşıyarak, bu yapıya mensup hâkim ve savcıların verdikleri kararların yok sayılması gerektiğine dikkat çekti.

Bu haftaki manşetine "Darbeci yargının kararları yok sayılsın!" başlığıyla paralel yapının polis ve yargı mensupları tarafından mağdur edilen dindar insanları taşıyan Doğruhaber Gazetesi, geçmişte paralel yapı tarafından gerçekleştirilen adaletsizliklerin giderilmesini ve bu yapıya mensup hâkim-savcıların verdikleri kararların yok sayılmasını gerektiğine dikkat çekti.

Devletin tüm kurumlarına "sızan" darbecilerin en büyük mağdurlarının dindarlar olduğunun ortaya çıktığına işaret eden gazete, "Kumpaslar kurarak dindar insanları tutuklayan darbe zihniyetli asker, polis ve yargının hukuk dışı işlem ve kararlarına örnekler veren mağdurlar, mağdur yakınları ve hukukçular, geçmişte paralel ihanet çetesi tarafından gerçekleştirilen adaletsizliklerin giderilmesini ve bu kapsamda Darbeci Paralel Yapı mensubu hâkim-savcıların verdikleri kararların yok sayılmasını talep etti. Hukukçuların görevden alınan Hâkim-Savcıların bir kısmını isim isim ifade etmeleri dikkat çekti." ifadelerine yer verdi.

ABD destekli 15 Temmuz darbe girişimi gecesinde yaşananları hatırlatan gazete, hem 90'lı yıllarda hem de yakın dönemde paralelcilerin kirli kumpasları ile cezaevine gönderilen Müslüman tutukluların aileleri ve o dönemin dosya avukatları ile yapılan görüşmeler gazeteni iç sayfalarında şöyle yer aldı:

"Yeniden yargılamanın önünü açın"

1998 yılında Kocaeli Kandıra F tipi Kapalı Cezaevi'ne atılan Nuri Arslan'ın ailesi, Arslan'ın Paralel darbeciler tarafından Kur'an dersi verdiği için cezalandırıldığını ve bir an önce bu zulmün bitmesini istediklerini söyledi. Eşi ve çocukları, Arslan'ın paralel polis, asker ve hâkimlerin yaptıkları kumpaslarla camide Kur'an-ı Kerim dersi verdiği gerekçesi ile ceza aldığını söyleyerek hükümetten yeniden yargılanma yolunun açılmasını istedi.

"Babam 17 yıldır cezaevinde"

17 yıldır cezaevinde olan babasına doyamadan büyüyen Nuri Arslan'ın oğlu Sait Arslan, babasının paralel emniyet ve yargının ortak operasyonu ile cezalandırıldığına ve yeniden yargılama yolunun açılması gerektiğine dikkati çekerek hükümete seslendi: "Babama bu cezayı verenler şimdi darbe teşebbüsünden yargılanıyor. Bu adamlar babamı hapse mahkûm etti. Bu zulüm bitsin artık, 17 yıldır ben babamı yanımda göremiyorum. Artık yanımızda olmasını istiyoruz. AK Parti hükümetine, Başbakan'a ve Cumhurbaşkanı'na sesleniyorum, tahliye ya da beraat istemiyoruz, babama ve inancından dolayı Paralel Yapı ve darbeciler tarafından mahkûm edilen insanlara ‘yeniden yargılanma' yolu açılsın diyoruz. Biz artık bu zulmün bitmesini istiyoruz, lütfen artık buna bir son verin."

Nuri Arslan'ın diğer oğlu Yusuf Arslan da babasının dönemin FETö'cü asker, polis ve yargısı tarafından mahkûm edildiğini, şuan içeri atılan bütün hâkimlerin o dönemin hâkimleri olduğunu ifade etti. Arslan, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve başbakan Binali Yıldırım'a seslenerek" FETö'nün mağdur ettiği bu insanlara bir fırsat verin." dedi

"17 yıldır çocuklarımı babasız büyütüyorum"

17 yıldır eşinden ayrı yaşayan Hatice Arslan ise, "Eşim Allah rızası için camide çocuklara Kur'an dersi veriyordu. Küçük oğlum Mustafa daha 5 aylık iken babası tutuklandı. Ve oğlum şimdi 17 yaşında tam 17 yıldır çocuklarımı babasız büyütüyorum." ifadelerini kullandı.

ömrünü zindan yollarında gidip gelmekle tükettiğini anlatan Arslan, "Ne serbest bırakıyorlar ne de herhangi bir kapı açıyorlar" şeklinde tepki gösterdi.

"Melek Sain'e ceza veren hâkim ve savcı açığa alındı"

Bir başka FETö mağduru ise Melek Sain…

1999 yılında camide Kur'an dersi vermek ve İslami çalışmalarda bulunmak gerekçesiyle 9 gün işkence altında kalan Melek Sain, Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi'nce 36 yıl cezaya çarptırılarak Diyarbakır D Tipi Kapalı Cezaevine atıldı. Melek Sain'e ceza veren Hâkimler Süleyman İnce ve ömer Adil Küçük, geçtiğimiz günlerde Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) 2. Dairesi tarafından darbe girişimine ilişkin başlatılan soruşturmalar kapsamında paralel yapıyla bağlantılı oldukları için açığa alınmıştı.

Melek Sain'in, paralel yapının kumpaslarıyla 12 yıldır suçsuz yere cezaevinde olduğunu söyleyen ailesi, hükümet yetkilerinden yeniden yargılanmanın yolunun açılmasını istedi.

"Eşimin dosyasında hiçbir suç delili ve unsuru bulunmadı"

Dönemin savcıları ve şu an paralel yapıya mensup oldukları için açığa alınan hâkimler Süleyman İnce ve ömer Adil Küçük'ün, eşinin ceza alması için çok direttiğini ifade eden Sevin Hanım, "O savcı, eşim Müslüman olduğu ve Kur'an dersi verdiği için ceza istedi. Yoksa eşimin dosyasında hiçbir suç delili ve unsuru bulunmadı. Eşime normalde 7 yıl ceza vermişlerdi ancak 7 yıldan sonra dosyasını temyize gönderince 36 yıl ceza verdiler" dedi.

Eşi 1999 yılında gözaltına alındığında 9 gün boyunca hiçbir şekilde haber alamadıklarını aktaran Sevin Hanım, 9 günün sonunda eşinin eve geldiğinde tanınmayacak halde olduğunu anlatarak, 90'lı yıllarda ‘Paralel yapı' mensubu olan polis ve askerlerin Müslümanlara karşı çok acımasız olduklarını ifade etti.

"O süreçte ne sıkıntılar yaşadık sadece bir tek Allah bilir"

2001 yılında eşinin işi gereği Gaziantep'e taşındıklarını, ‘Paralel yapı' mensubu olan polis ve askerlerin kendilerini burada da rahat bırakmadığını anlatan Sevin Hanım, eşinin 2004 yılında tekrar gözaltına alınıp tutuklandığını aktardı.

O süreçte çok büyük sıkıntılar yaşadıklarını ama eşinin kendisine, "İnşallah bize bu haksızlığı yapanlar, bu paralel yapının haksızlıkları bir gün ortaya çıkacak' dediğini aktaran Sevin Hanım, 12 yıldır 3 çocuğunu babasız büyütmeye çalıştığını söyledi.

"Bu bir Gültekin Avcı operasyonu"

Paralel Yapının sayısız mağdurundan biri de Mehmet Emin Tetik… Yaklaşık 5 sene cezaevinde kaldığını belirten Tetik'in suçu(!) Camide Kur'an dersi vermekti. İslami çalışmalarda bulunduğu için Paralel Yapının eski savcılarından Gültekin Avcı tarafından kendisine 4 yıl 8 ay hapis cezası verdirildiğini belirten Tetik, halen suçsuz yere cezaevlerinde bulunan dindarların tekrar yargılanması gerektiğini söyledi.

‘İsrail'e ‘Kahrol' diyemezsiniz!'

Paralel ihanetin gadrine uğrayan bir diğer yapı ise Mardin'in Kızıltepe ilçesinde faaliyet yürüten bir STK: İrfan Der… 2009 yılında düzenledikleri İsrail'i telin programında 1,5 yıl ceza aldıklarını hatırlatan İrfan-Der yöneticileri de Paralel Yapı'nın yargı ayağına ve kumpaslarına dikkat çekti.

Mardin'in Kızıltepe ilçesinde faaliyet yürüten İrfan-Der, 10 Ocak 2009 yılında İsrail'in Gazze'ye yaptığı katliamın ardından şehit düşen 1.400'den fazla Müslüman için gıyabi cenaze namazı kılarak bir basın açıklaması yapmıştı. Basın açıklaması sonrası savcılık soruşturma açmıştı. Soruşturmadaki suçlamaları okuyucunun takdirine bırakıyoruz: "Basın açıklaması esnasında kalabalığın ‘Kahrolsun israil, çocuk katili israil Filistin'den defol, Hamas'a selam direnişe devam' şeklinde sloganların atıldığı ve ‘Çocuk katili israil' yazılı dövizler taşındığı tespit edilmiştir." Bu sloganlardan dolayı 8 İrfan-Der yöneticisine 1,5 yıl ceza verildi.

Hukukçular ne diyor?

Elbette bu yapının fecaatlerini ve zulümlerini anlatmaya gazete sayfaları yetmez. Bir de o dönemde ve yakın dönemde İslami kesime kurulan kumpasları mahkeme safhasında takip eden dönemin mağdurlarının avukatlarına sorduk.

"Paralelciler Hizbullah cemaatini tasfiye etmeye çalıştılar"

Paralel yapının 90'lı yıllarda emniyet istihbarat ve TEM şubelerinde örgütlenmeye başladığını ifade eden Hür Dava Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve dönemin dosya avukatı Hüseyin Yılmaz, Paralelci yapının bölgede kendilerine rakip gördükleri İslami yapıları bir şekilde tasfiye etmek ve ondan oluşacak boşluğu doldurma hesabıyla hareket ettiğini söyledi.

Yılmaz, "PKK'nin bölgedeki İslami, yapıları tasfiye etme girişimi ile paralel yapının bölgedeki İslami yapıları tasfiye planları aynı zamana denk geliyor. PKK örgütünün bu amaçla Hizbullah Cemaati'ne saldırması ve Hizbullah Cemaati'nin PKK saldırılarına direnmesi paralel yapı için bir fırsat oldu. Yuvalandıkları emniyet istihbaratının verdiği bilgilerle TEM şubesi paslaşıyordu. Yargıdaki mensupları vasıtasıyla da yakaladıkları kişilerin tutuklanması ve cezalandırılmasını sağlıyorlardı." dedi.

"Gaffar Okkan paralel ile birlikte çalıştı"

İhanet yapılanmasının 28 Şubat sürecinde darbecilere verdiği destek sayesinde devlet kurumlarının hepsinde yuvalandığını ifade eden Yılmaz, "Kendi konumlarını muhafaza etmek için diğer tüm cemaatlerin tasfiyesinde rol aldılar; Kamu kurum ve kuruluşlarından uzaklaştırılmalarını sağlayarak 28 Şubatçılara ‘bakınız irtica ile mücadele ediyoruz' mesajı verdiler. 1997 yılı sonunda Diyarbakır'a Emniyet Müdürü olarak gönderilen Gaffar Okan, camii çalışmaları dâhil tüm İslami çalışmaları bitirmek için paralel yapı ile beraber çalıştı." şeklinde konuştu.

"Paralel, Hizbullah'ı can düşmanı saydı"

Sabri Uzun'un kitabından örnek veren Yılmaz, Cevzet Soysal dışında pek çok konuda önemli bilgiler paylaştı. Yılmaz şunları ifade etti: "Yasadışı gözaltı merkezlerinde uzun gözaltılar, işkenceli sorgular, direnenlerin infazı bu dönemdedir. Sabri Uzun'un kitabında bu yapının, Hizbullah Cemaati'ne mensup Cevzet Soysal'ı kaçırdığı ve direndiği için öldürdüğü sabittir. Yüne bu ekibin kaçırdığı bazı kişileri muhbirleştirdiği ve bu kişilere cinayet işlettirdiği de ortaya çıktı. Kaos ve çatışma ortamı oluşturmak için Bitlis Cezaevi'nde hükümlü olan Murat Kurtboğan'ı cezaevinden çıkartıp Hizbullah Cemaati'ne yakın olan İmam Gıyasettin Barlak'ı öldürttükleri, bununla Bitlis ilinde Hizbullah-PKK çatışması çıkarmayı amaçladıkları deşifre edilmişti. Hacı Bayancuk'un damadını bu kişilere öldürttükleri de ortaya çıkmıştı. Yakaladıkları masum kişilere, muhbirlerinin veya kendilerinin işledikleri bu cinayetleri yüklediler. Bununla ‘Hizbullah Cemaati mensupları birbirini vuruyor, iç hesaplaşma yapılıyor' algısı oluşturmaya çalıştılar. Bu kişilere örnek olarak İdris Hasar adlı kişiyi gösterebiliriz. Yıllarca süren yargılama sonunda beraat etti."

Polis ve yargı el ele

Paralelcilerin, 90 yılların başında TEM şubesince gözaltına alınan ve camilerde İslami faaliyetlerde bulunan dindar gençlere eylem isnadında bulunduğunu ifade eden Yılmaz, bu isnatları kabul ettirmek için gençlere ağır işkenceler yapıldığını ifade etti. Yılmaz şu ifadeleri kullandı: "TEM şubelerindeki işkencelere dayanamayıp isnat edilen suçlamaları kabul edenlere hazırlanan ifade tutanakları okutulmadan imzalattırılıyordu. Birçok kişi savcılık ve sorgu hâkimliğinde ifade tutanaklarında neler yazıldığını bilmiyordu, ancak mahkemede suçlamaları öğreniyordu. Yargı, insiyatifi kolluğa bırakmıştı. TEM şubesine giderek burada savcı kimliğini gizleyerek ifade alan savcılar vardı. Bu kişilere örnek, o dönemde (1994 yılında) Diyarbakır adliyesinde görev yapan Ahmet Başaran adlı savcı verilebilir. Kendisini albay olarak tanıtıp, zanlılardan işkencede kabul ettirilen suçlamaları tekrarlamalarını istiyor ve savcılık ifadesi olarak zapta geçiriyordu."

"Nice cıvanlara kıydılar"

Dindar gençlerin katledilişleri ile ilgili ayrıntılı bilgiler paylaşan Yılmaz, Abdusselam İrdem, Murat Bilik ve Cemal Uçar'ın katledilmesinde bu yapının rolüne dikkati çekti.

Yılmaz, "Yine bu dönemde (1993 Yılında ) isnad edilen silahlı eylemleri kabul etmeyen Abdusselam İrdem adlı üniversite öğrencisi, maruz kaldığı ağır işkenceler sonucu hayatını kaybetmişti. Maruz kaldığı işkencelere dayanamayıp silahlı eylem isnadını kabul eden Murat Bilik adlı kişi de sonradan bu kabulden vazgeçip direndiği için ‘yer gösterme' bahanesiyle götürüldüğü binanın 6. Katından atılarak ‘intihar etti' süsüyle katledildi. Yine bu dönemde (1999 yılı) gündüz ortası sokaktan alınıp kaçırılan Cemal Uçar adlı kişi TEM şubesi dışındaki illegal sorgu merkezinde 1 ay boyunca her türlü işkenceye maruz bırakılıp suçlamaları kabul etmesi sağlandıktan sonra TEM şubesi görevlilerine yeni yakalanmış gibi teslim edilmişti. Bu şahıs, hakkındaki suçlamaları red ettiği için cezaevinde intihar süsü verilerek katledildi" açıklamasında bulundu.

‘Sanıklara düşman hukuku uygulandı'

90'lı yıllarda İslami hizmetlerinden dolayı gözaltına alınan pek çok Müslümanın duruşmasına girdiğini söyleyen Avukat Murat Sadak, sanıklara adeta düşman hukuku uygulandığını ifade etti. Sadak şöyle konuştu: "Baktığımız neredeyse tüm dosyalarda hukuk rafa kaldırılmış adeta sanıklara düşman hukuku uygulandı. Ceza usul yasasında sanık lehine düzenlenmiş olan haklar verilmedi. O dönemde gözaltına alınanlardan işkenceden nasibini almayan hiç kimse yoktu. Bazıları çok ağır işkencelerden geçirildi. Maalesef yapılan işkencelere dayanamayıp hayatını kaybedenler de oldu. Gözaltı süreleri keyfi ve dayanaksız bir şekilde aylarca uzatıldı. Resmi kayıtlara geçmeyen gözaltılar da oldu. Bunun gibi hukuksuzluklar da yaşandı."

‘Son dönem kumpasların tamamı paralel tarafından düzenlendi'

Son dönemde İslami STKlara yönelik gerçekleştirilen operasyonların tamamının paralelciler tarafından düzenlenen kumpaslar olduğunu ifade eden Sadak, "Son dönemlerde oluşturulan bütün kumpas dosyaları FETö örgütünün etkisi altında hazırlandı. Bu terör örgütü, kendisine muhalif gördüğü ve kendisine boyun eğmeyen/biat etmeyen bütün camia, örgüt, gruplara operasyonlar düzenleyerek onları etkisizleştirmeye çalıştı." ifadelerini kullandı.

"Sistem sorunu var"

Türkiye'de hukuki manada yaşanan tüm çarpıklıkların ana kaynağının sistem olduğunu ifade eden Avukat Murat Sadak, paralelin bu adaletsiz çarkın sadece bir parçası olduğunu ifade etti. Sadak şöyle devam etti: "Bugün yargıdaki kısmi temizlemenin bizi büyük beklentiler içerisine sokmaması gerekir. Her şeyin iyi olacağına dair beklentinin içine girmek çok fazla iyimserliktir. Maalesef yargı sistemimiz baştan sona kokmuş durumda ve S.O.S veriyor. Yine de paralelden mağdur olanlar için yapılacak yeniden yargılamalarla bazı mağduriyetler giderilebilir. Ancak yeniden yargılamaları yapacak heyetin kendini bütün önyargılardan arındırarak sadece hukuku rehber edinmesi lazım. Aksi takdirde mağduriyetler daha da katmerleşir."

"Kumpasçılar görevden alındı"

2010 yılında paralel yapılanmanın İslami STK'lara yönelik başlattığı cadı avında Adana, Adıyaman, Mardin, Elâzığ, Ankara ve İstanbul'da pek çok dernek üye ve gönüllüsü ile beraber basına da büyük bir baskı uygulanmıştı. Bu dosyaları yakından takip eden Avukat Abdulgani Orhan, 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında HSYK tarafından görevden alınan hâkim ve savcılar arasında STK'lara operasyon düzenleyen ve ceza yağdıran hâkim ve savcıların da olduğunu ifade etti.

Orhan açıklamasında, Adana 7. Ağır Ceza savcısı 2008/190 esaslı dosyanın savcısı Ender COŞKUN ile 2011/9 esaslı dosyanın mahkeme başkanı Zeki Kayalık, aynı dosyanın üyeleri Eray Doğan ve Müslüm Uzun'un ve 2007/47 esas no'lu dosyanın savcısı Metin Direkçi, mahkeme başkanı Ahmet Karpuzcu, üyeler Arif Bekler ve Aysel Helvacı'nın açığa alındığını ifade etti. Ankara dosyasında savcı Kubilay Taştan, hâkim Dündar öztemiz, VAHDET DER dosyasına bakan Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi Savcısı Şeref Gürkan, başkan Hayrettin Kısa, üyeler Bülent Coşkun ile Mahmut Mavi'nin de açığa alınan isimlerden olduğunu ifade etti.

İslami STK'lara ve kurumlara kumpas soruşturmaları ile onlarca kişinin ceza almasına neden oldukları iddia olunan Hakan Karaali, Mehmet Ali Uysal, Vedat Yılmaz Abdurrahmanoğlu ve Vedat Daldağ da 15 Temmuz süreci sonrası HSYK'nın görevine son verdiği isimlerden. (İLKHA)

YASAL UYARI: Yayınlanan yazılı haber, fotoğraf ve videonun tüm hakları İlke Haber Ajansı Basın Yayın San. Tic. A.Ş.'ye aittir. Hiçbir surette haber, fotoğraf ve videonun tamamı veya bir kısmı yazılı sözleşme yapılmadan veya abone olmadan kullanılamaz.

İlgili Haberler

Editörün Seçtikleri

Mobil Uygulamamızı İndirin

Öne Çıkan Haberler