Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından düzenlenen "Yurtdışı Din Hizmetleri" konferansında konuşan Mehmet Görmez, "İslamofobik nefret suçlarının ilkokullara kadar inmiş olması endişe vericidir"

Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından bu yıl altıncısı düzenlenen "Yurtdışı Din Hizmetleri Konferansı" Sakarya'nın Sapanca ilçesinde başladı. Dış İlişkiler Genel Müdürlüğünce düzenlenen ve 4 gün sürecek konferans, "İslamofobiye Karşı Ortak Stratejiler-Bilgi ve Hikmet Ekseninde" başlığı altında toplandı.

"Yurtdışı Din Hizmetleri" konferansının açılış konuşmasını yapan Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, Diyanet İşleri Başkanlığının Türkiye'de ve yedi kıtada insanlığın hizmetinde olmasının insanlık için son derece önem arz ettiğini kaydetti.

Toplantının amacının İslamofobinin sebeplerini tartışmak değil, İslamofobiye karşı bilgi, hikmet, eylem planını yapmak ve bir yol haritası belirlemek olduğunu söyleyen Görmez, "Bu toplantımızda üzerinde duracağımız konu ‘İslamofobiye Karşı Ortak Stratejiler Bilgi ve Hikmet Ekseninde' başlığımız, gerçekten son derece önemli bir konudur. Ancak biz bugün bu toplantıda her zaman yaptığımız gibi İslamofobinin sebeplerini tartışmayacağız. İslamofobinin sebeplerini tartışarak nasıl bir düşmanlığa ve nefret sarmalına dönüştüğünü ele almayacağız. Biz bütün yeryüzünde hizmet eden müşavirlerimiz ve ataşelerimizle birlikte, din gönüllülerimizle birlikte burada toplanmamızın sebebi İslamofobiye karşı bilgi, hikmet, eylem planını yapmak, bir yol haritası belirlemek, hep birlikte bu yol haritası üzerinde düşünmemiz gerekiyor. Aslında bu kavram ilk önce bu yüzyılın başında bir Fransız filozof tarafından ifade edilmiştir. Fakat sonra 1997 yılına kadar hiçbir literatürde bu kavramla karşılaşmıyoruz. Bildiğiniz gibi 1997'de Londra menşeli Runnymede Trust isimli bir düşünce kuruluşu ilk defa İslamofobiyle ilgili bir rapor yayınladı ve dünyanın gündemine soktu. Daha sonra 2004 yılında ilk defa Birleşmiş Milletlerin belgelerine Sayın Kofi Annan'ın yayınladığı bir belge içerisinde İslamofobiya zikredildi. Yine aynı şekilde 2007 yılında Avrupa Birliği'nin bazı metinlerinde yavaş yavaş görülmeye başlandı. Devasa bir literatür oluştu. Bilhassa 11 Eylül olaylarından sonra İslamofobiyle ilgili bütün dünyada devasa bir literatür oluştu. Bu literatür bize hastalığı nasıl tedavi edeceğimizi öğretmedi, bize hastalığı anlattı. Gerçekten küçük hacimli bir kütüphaneyi dolduracak kadar bir İslamofobiya literatürü oluştu. Ancak bu literatür sadece bize hastalığın teşhisini yapmakla yetindi. Bu hastalığı nasıl tedavi edeceğimizi bu literatür bize öğretmedi öğretmiyor. Bu toplantının sebebi hastalığı yeniden teşhis etmek değil, hastalığı nasıl tedavi ederiz, bu düşmanlığı yeryüzünden nasıl kaldırabiliriz? Buna öncülük yapabilecek yine dünyada bir kuruluş varsa o da Diyanet İşleri Başkanlığıdır." ifadelerini kullandı.

"İslamofobik nefret suçlarının ilkokullara kadar inmiş olması endişe vericidir"

Görmez konuşmasının devamında şunları kaydetti: "İnanç ve ibadet özgürlükleri İslamofobi bahane edilerek İslamofobinin oluşturduğu iklimden yararlanarak kısıtlamalara dönüşmüştür. İnanç ve ibadet özgürlükleri kısıtlanmaya başlanmıştır her yerde. Güvenlik adı altında yapılanlar İslamofobik nefretin hangi boyutlara vardığını göstermektedir. Müslümanlar İslam'ın varlığı ve Müslümanların varlığı pek çok ülkede, pek çok şehirde bir tehdit olarak algılanmaya başlamıştır. özellikle iş bulmada, konut kiralamada, çocukların eğitim müesseselerinden istifade edilmesinde çok ciddi ayrımcılıklar başlamıştır. İş bulmaya gittiğinde adının Müslüman olması onun o işe alınmamasının en büyük sebebi olarak sayılmıştır. Müslümanlar bizzat vatandaşı oldukları ülkelerde kiralık ev bulamamaya başlamışlardır. Çocuklarını eğitime verdiği zaman aynı şekilde ayrımcılıklar başlamıştır. İslamofobik nefret suçlarının, ayrımcılıkların ilkokullara kadar inmiş olması endişe vericidir. Bütün dünyanın, bütün insanlığın, bütün düşünce insanlarının oturup bu konu üzerinde düşünmesi gerekiyor."

"Ana akım medya İslamofobiyi körüklemeye devam etmektedir…"

Kimi medyanın da İslamofobiyi körüklediğini ifade eden Görmez, "Ana akım medya İslamofobiyi körüklemeye devam etmektedir. Hemen hemen her gün gazete sayfalarında, köşe yazılarında, haberlerin ele alınış tarzında mutlaka İslamofobik nefret görme imkanına maalesef sahip oluyoruz. Hatta sadece ana akım medyayı değil son 10 yıl içerisinde Avrupa'da İslam ile ilgili yayınlanan kitapların kapaklarını, özel sayılar yapan dergilerin kapaklarını yan yana getirmeniz meselenin bütün boyutlarıyla anlaşılmasını sağlamaktadır. Kapakta ya bir kılıç vardır, ya bir kelime-i tevhidin silaha dönüşmüş hali vardır veya bir şekilde o nefretin o kapaklara da yansıdığını görebiliyoruz." diye konuştu.

"İslamofobi, sadece bir hastalık değil, aynı zamanda düşmanlık içeriyor…"

İslamofobinin düşmenlık içerdiğini vurgulayan Görmez, "‘Fobi' dediğimiz hastalık sadece bir hastalık değil, aynı zamanda düşmanlık içeriyor. önce muhakemeyi bıraktırıyor, muhakemeyi ortadan kaldırıyor bu korku. önce akıllara hükmederek her türlü muhakemeyi ortadan kaldırıyor, sonra bu korku korktuğumuzla iletişimi ortadan kaldırıyor. Sonra gücümüz yeterse bunu şiddete dönüştürüyoruz ve daha sonra da yapılan bu kötülükler vicdan azabı hissetmeyecek bir şekilde insanlar nezdinde meşruiyete dönüşüyor." dedi.

Diyanet İşleri Teşkilatını FETö'yle ilişkilendirilmesine tepki

Türkiye'nin dini istikrarının, dini bütünlüğünün ve din güvenliğinin teminatı olduğunu vurgulayan Görmez, Diyanet üzerinde sürdürülen tartışmalara ilişkin de açıklamalarda bulundu.

Görmez, "Bu ülkede paralel devlet, paralel devlet düşüncesi, bu devlete bu millete, bu ülkeye ve bu coğrafyaya ne kadar büyük zarar vermişse paralel diyanetler de bu ülkeye o kadar zarar verir. Bu bilinmelidir. Hele hele İslam'ın en temel, en saf, en temiz, en masum kavramlarını yıllarca ticari emellerine alet eden paralel diyanetlerin bu ülkeye, Diyanet İşleri Teşkilatı'na, bu topluma, Müslümanlara verebileceği hiçbir şey yoktur. Savunabilecekleri hiçbir değer olamaz. Bunu açıkça ifade etmek istiyorum." dedi.

"Son zamanlarda içerisinden geçtiğimiz bu zor süreçlerde, çeşitli vesilelerle Diyanet İşleri Teşkilatını asrın fitnesi olan FETö'yle ilişkilendirmek, irtibatlandırmak en az 15 Temmuz kadar milletimize zarar verecek büyük bir fitnedir." diyen Görmez, şöyle konuştu:

"Buradan herkesi bu fitneden uzak durmaya davet ediyorum. Bu fitne o kadar yaman, o kadar kötü, o kadar çirkin bir iftiradır ki, bu fitneyi Türkiye'de sadece 15 Temmuz'da bu millete her türlü ihaneti, her türlü işgali, her türlü darbeyi yapan o terör örgütünün eseri olabilir ancak. Sadece onların yapabileceği, sadece onların ekmeğine yağ sürebilecek bir fitnedir. 15 Temmuz'da 15 Temmuz'un en kahraman müesseslerinden bir tanesi gurur ve iftiharla ifade etmek isterim ki, Diyanet İşleri Başkanlığıdır. 15 Temmuz gecesinde her imam, her müezzin birleşerek, manevi bir orduya dönüşerek bu milleti her türlü kötülükten, her türlü fitneden korumak için seferber olmuş ve milletimizin hukukunu korumak için elinden gelen her türlü gayreti sarf etmiştir. Ezanları susturan darbelerden, darbeleri susturan sala seslerini bu milletin semalarında o gece yankılatanlar, Diyanet İşleri Teşkilatı'nın mensupları olmuşlardır." (İLKHA)

İlgili Haberler

Editörün Seçtikleri

Mobil Uygulamamızı İndirin

Öne Çıkan Haberler