Çeyrek asırdır dinmeyen acı: Susa

PKK’nin 26 Haziran 1992 tarihinde Diyarbakır’ın Silvan ilçesi Susa (Yolaç) köyünde gerçekleştirdiği cami katliamının acısı, aradan geçen 25 yıla rağmen tazeliğini koruyor.

Tarihi zulüm, zorbalık ve katliamlarla dolu olan PKK, Diyarbakır’ın Silvan (Farqîn) ilçesine bağlı Yolaç (Susa) köyünde 26 Haziran 1992 tarihinde camide namaz kılan 10 köylüyü kurşuna dizerek şehid etti.

Dünden bugüne Müslüman Kürt halkına zulmederek büyük acılar yaşatan, inancıyla savaşan PKK, Susa köyündeki işbirlikçilerinden aldıkları destekle bir mabedin dokunulmazlığını çiğneyerek 15 köylüyü sırf onlar gibi düşünmedikleri için kurşuna dizdi. 10 kişinin şehid olduğu bu saldırı Kürdistan tarihinde de bir ilk oldu. Cumhuriyetin ilk dönemlerinde camiler ahırlara çevrilmiş, Kur'an dersi yasaklanmış, halkın dinine savaş açılmıştı. Fakat 26 Haziran 1992 tarihinde Kürdistan'da PKK tarafından bir cami basılıp topluca katliam yapılmıştı.

Aradan geçen 25 yıla rağmen acıları tazeliğini koruyan aileler, yaşanan katliamı unutamıyor. Menfur saldırıda Zeki (12), Medeni (18), Mehmet Meki (19) ve M. Sait Fidancı (28) isimli 4 çocuğu şehid olan Remziye ve Mustafa Fidancı çifti, çocuklarının yaklaşan şehadet yıldönümleri dolayısıyla duygularını İLKHA’yla paylaştı.

Çocuklarının, arkadaşlarıyla beraber camide ibadete önem verdiğini ifade eden Fidancı ailesi, PKK’nin camiye baskın yapacaklarını tahmin bile etmediklerini belirtti. Çeyrek asırdır acılarının dinmediğini dile getiren Fidancı ailesi, çocuklarının katledilmesini hatırladıklarında uyuyamadıklarını söylediler.

Evlatlarının, ahlaklarıyla çevrelerindekilere örnek olduklarını söyleyen Remziye Fidancı (74), onları çok özlediğini ifade etti.

PKK’nin tüm baskılarına rağmen çocuklarının inançlarından taviz vermediğini belirten Fidancı, onları İslam dini için şehid verdiğini ve onların şehadetinden gurur duyduğunu dile getirdi.

Çocuklarının dertlerinin İslam davası olduğunu söyleyen Fidancı, şunları dile getirdi: “Çocuklarımın ahlakı çok iyiydi, dindardılar, namazlarını kılıyorlardı, oruçlarını tutuyorlardı. İki çocuğum bana, ‘Dünyanın bir faydası yok. İnşallah bizim memleketimizde de İslam artık hâkimdir’ dediler. Ben de ‘Biz göremiyoruz’ deyince onlar da bana ‘Biz mi göreceğiz, artık bizden kim gitse kim kalsa, bir Müslümanın bir damla kanı aksa Müslümanların sayısı binlerce artar. Kim ki bizi öldürse bile eğer gelip İslam fikrine girse onlarda bizim kardeşlerimizdir, onlardan ilginizi kesmeyin’ dediler.”

“Şükürler olsun evlatlarım Allah yolunda şehid oldular”

Çocuklarıyla şehadetlerinden önce yaşadığı birkaç anısını anlatan anne Fidancı, sözlerine şöyle devam etti:

“Bir gün bir çocuğum bana, ‘Şehitler rüyalarında şehit olduklarını görmeyince şehit olmuyorlar’ dedi. Ben de ‘Oğlum niye uykuda şehadetini mi gördün?’ diye soracaktım, boğazım düğümlendi söyleyemedim. O da bana Şehit Emin’in şehadetinden önce arkadaşlarına rüyasında şehadet müjdesini aldığını ve annesine kimsenin söylememesi için tembihlediğini hatırlattı. Bir gün oğlum Zeki, benim yanıma gelerek ‘Anne sence ben şehitlere benzemiyor muyum?’ diye sordu. Ben de sesimi etmedim. O yine tekrarlayınca ben de ‘İşine bak! savaş nerde var ki sen şehit olacaksın?’ dedim. O da bana savaşın da olduğunu, kâfirin de olduğunu söyledi. Daha sonra bana, ‘uykum geliyor ama yine camiye gideceğim’ dedi. Ben de ona yatmasını söyledim. O ise gitti. Giderken bana, ‘Anne insan uçsa nasıldır?’ diye sordu. Ben de ‘Herhalde uçunca insan Allah’ın yanına gider’ dedim. Ardından gitti. Gittiğinde PKK caminin etrafını çevrelemişti. Allah’a şükürler olsun evlatlarımı bu yolda verdiğim için pişman değilim. Allah yolunda şehit oldular. Onlar tüm baskı ve tehditlere rağmen ‘Bizi öldürmek istiyorsa gelip camide öldürsünler, biz gidip kimseye karışmıyoruz’ diyorlardı.”

“Çocuklarımı çok severdim, onlar da beni çok severdi”

Çocuklarını bazen yanında hissettiğini söyleyen Fidancı, “Onları özlüyorum, bazen de rüyamda görüyorum. Onları rüyamda hep köyde görüyorum. Hatta bazen onların yanıma geldiğini hissediyorum, seslerini de işitiyorum. Ben çocuklarımı çok severdim, onlar da beni çok severdi. Oğlum Meki sürekli ‘İnşallah annemden önce vefat ederim’ derdi. O gitti ben kaldım burada. Bize onun yolu kaldı, onun ve kardeşlerinin yolundan gideceğiz. Allah bizi Peygamberlerin ve onların şefaatine nail kılsın. Bizim için mal mülkün kıymeti yoktur, her zaman ölüm aklımızda vardır.” şeklinde konuştu.

4 oğlunun acısının hâlâ taze olduğunu söyleyen baba Mustafa Fidancı ise PKK’nin camiye saldırı düzenleyeceğini beklemediklerini belirterek, “Bizim kimseye zararımız yoktu, evimiz caminin hemen yanındaydı, oraya gidip geliyorduk. Orada cemaatle namazımızı kılardık, Kur’an’ımızı okurduk. Köyde bazıları bundan rahatsız oluyorlardı. PKK baskısından dolayı da köylüler korkuyordu. Köylüler bize ‘Camiye gitmeyin’ diyorlardı. Bu köylüler zaten PKK ile bağlantısı olan insanlardı. Hatta bunlardan biri dağa gitmişti orada eğitim alıp birkaç ay sonra ortalığı bozmak için köye geri gelmişti. PKK’liler bazen bizim evin yanına gelirlerdi. Kendi aralarında ‘Silahları var dikkat edin’ derlerdi ama bizim silahımız yoktu. Köyümüzde biri vardı ve sürekli çocuklarına, ‘Onları öldürün ve eşleriyle nikâh kıyın’ diyordu. Bu şahıs PKK’liydi ve bizimle konuşmuyordu zaten.” dedi.

Çocuklarına camide bulundukları zaman bir kişiyi nöbet tutması için görevlendirmeleri tavsiyesinde bulunduğunu dile getiren Fidancı, sözlerine şöyle devam etti:

“Katliamın olacağı gün tarladaydım, akşam saatlerinde işimiz bittikten sonra yavaş yavaş dönüyordum. Bu şahsın çocukları da babalarının evine gelmişlerdi. Paydos ettik, akşam namazını kıldık, yola çıktık. Gelirken baktım birisi tütünün yanında başını çıkarmış bekliyor. Baktım birbirlerine ‘Öldürelim mi?’ diye soruyorlar. Biri de ‘Yok öldürme camide hepsi toplanınca o zaman öldürelim. Şimdi gürültü çıkarma’ dediğini duydum. Oğlum Muhammed Said de önümde yürüyordu o duymadı ama ben ve küçük oğlum Zeki duyduk. Eve geldiğimde yeğenim kardeşimin bizi evine misafirliğine davet ettiğini söyledi.”

“Hani Allah-u Ekber diyordun, Allah-u Ekber’in gelsin seni kurtarsın! diyorlardı"

Baba Fidancı, “Katliamdan önce köylülerden biri PKK’lilere, ‘Benim de çocuğum onlarla beraber, ne yapsanız ayrılmaz. Camiye saldıracağınız gece bize haber verin, oğlumu dışarı çıkarın kalanları öldürün’ diyerek anlaşıyor. Camide böyle bir şeyin olacağı aklımın ucundan dahi geçmezdi. Nasıl Müslüman bir köyde camiye saldırı olur diye düşünüyordum. PKK’lilerden biri caminin önünde gizli bir yere geçip kimin camiye girip çıktığını, kaç kişi olduklarını takip etmiş. Orada camidekilerin elleri bağlanırken Abdussamed isimli biri kendini çözüp kurtuluyor. Biz de misafirlikte oturuyorduk, baktım silah sesi geldi. Dışarı çıkınca bütün evlerin damı PKK’lilerle doluydu. Şehit Hacı Ahmet Kantar PKK’lilerin üzerinde asker üniforması olduğundan dolayı onların jandarma olduğunu söyledi. Hatta 'askerlere' camidekilerin gariban insanlar olduğunu söylemek için gitti. Gittiği gibi baskına gelenlerden biri,  ‘Bu da onlardandır’ deyip hemen ellerini bağlayıp duvar dibine götürdüler. Caminin oraya geldik, benle Molla Hüsnü’ydük. O benim önümdeydi, beni duvar dibine çekti. Gece ay aydınlığı olduğu için görünmüyorduk. Camiye baktığımızda Şehit Hüseyin Çetinkaya’yı kovaladıklarını gördük. Hüseyin’i kovalayanlar ona, ‘Hani Allah-u Ekber diyordun, Allah-u Ekber’in gelsin seni kurtarsın’ diyorlardı. Onların bu sözleri üzerine Şehit Hüseyin de tekbir getirdi, onu orada şehit ettiler.” ifadelerini kullandı.

“Evlerimizi yakmak için benzin getirmişlerdi, köyde evler birbirine bitişik olduğu için evlerimizi yakmadılar”

O gece köye çok sayıda PKK’linin geldiğini dile getiren Fidancı, “Gelen PKK’liler evlerimizi yakmak için yanlarında benzin de getirmişlerdi. Köyde evler birbirine bitişik olduğu için evlerimizi yakmadılar. Yoksa yangın onlarla işbirliği yapan köylülerin de evine sıçrardı. Camidekileri şehid ettiler. Şehid naaşlarının başına gittik, bizim hiç silahımız yoktu. Yanımdakilere yaralıları kontrol etmelerini söyledim ve ardından aracımız için şoför aramaya çıktım.Bizim arabamız vardı ama şoförümüz yoktu. Bir kaç eve gittim korkudan şoför vermediler. Muhtarın evine gittim yakınlarımıza telefon açmak için orada da baktım ki telefon kablosunu kesmişlerdi. O şekilde 4 oğlumu şehit oldu.” diye konuştu.

Çocuklarının katledilmesini unutamadığını söyleyen Fidancı, “Ne zaman başımı yastığa koysam çocuklarım aklıma gelse saatlerce uyuyamıyorum, onlara bu zulmü yapanların yanına Allah bırakmasın. Onlar, Allah‘ın evinde abdestli, namazlı ve Kur’an okuyan insanları katlettiler.” dedi.

Susa’da ne oldu?

26 Haziran 1992 tarihinde Diyarbakır’ın Silvan (Farqîn) ilçesine bağlı Yolaç (Sûsa) köyünde yatsı namazını kılmak için köy camisine giden köylülere PKK'liler asker üniforması giyerek baskın yaptı. Baskında camide bulunan 15 Müslümanın elleri arkadan bağlayıp kutsal değerlerine küfredilerek, uzun namlulu silahlarla kurşuna dizildi. Yaşanan vahşet sonucunda 2'si çocuk olmak üzere 10 kişi şehid olurken, 4 kişi de yaralandı.

Tarihe PKK’nin Susa Cami Katliamı olarak geçen olayda; Zeki (12), Medeni (18), Mehmet Meki (19) ve Mehmet Sait Fidancı (28) isimli 4 kardeş, M. Emin (15), Adnan (20) ve Ahmet Kantar (48), M. Ali Uslu (26), Hüseyin Çetinkaya (30) ve köy imamı Abdulhaluk Ugas (37) şehit oldu. (M. Hüseyin Temel, Abdurrahman Tetik – İLKHA)

İlgili Haberler

Editörün Seçtikleri

Mobil Uygulamamızı İndirin

Öne Çıkan Haberler