​ABD Başkanı Trump'ın İran nükleer anlaşmasından çekilmesinin piyasalara bir etki yaptığı belirten Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın, "Mali disipline dayalı ekonomi politikaları aynen devam edecek, yani bir seçim ekonomisi söz konusu değil." dedi.

Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreter Yardımcısı ve Sözcüsü İbrahim Kalın, Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde bir basın toplantısı düzenledi. Gündemdeki gelişmelere ilişkin açıklamalarda bulunan Kalın, basın mensuplarının sorularını da cevapladı.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 6 Mayıs günü İstanbul İl Kongresi'nde açıkladığı seçim manifestosuna değinen Kalın, şunları söyledi: "Tabii uzun bir metin, bunun üç ayağı olduğunu ifade edebiliriz. Sayın Cumhurbaşkanımızın direktifleriyle hazırlanan bu manifestonunum birinci ayağını ‘vizyon’ oluşturuyordu. ‘Büyük ve güçlü Türkiye’ vizyonu orada çok etkili bir şekilde ortaya kondu. Bu zaten yaklaşık 16 yıldır AK Parti iktidarlarının, Cumhurbaşkanımızın önce Başbakan daha sonra da Cumhurbaşkanı sıfatıyla Türkiye’ye hedef olarak ortaya koyduğu büyük ideali ifade etmektedir.

İkinci olarak Sayın Cumhurbaşkanımız, manifestosunda bir sistem tanımı yaptı. Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi'nin, nasıl bir yapıya Türkiye'yi kavuşturacağına dair detaylı izahatları oldu. Burada da üç ana başlığın öne çıktığını ifade edebilirim. Birincisi 'güçlü yasama', yani Meclisin tamamen artık yasa yapmaya ve hükûmeti denetlemeye odaklanması. İkincisi 'etkin yönetim.' Böylece bu yeni sistemle çift başlılık, bürokratik oligarşi, kararların sürüncemede bırakılması gibi ihtimaller tamamen ortadan kaldırılacak ve etkin bir şekilde alınan kararlar uygulanacak.

Üçüncü olarak da 'tam bağımsız ve tarafsız yargı.' Zaten bir demokratik sistemin üç ayağını oluşturan yasama, yürütme ve yargıyla ilgili bu sistem de sağlam bir şekilde 24 Haziran'da oylanacak, ondan sonra da hayata geçirilerek, Türkiye'nin bu büyük ve güçlü ülke olma vizyonuna hizmet edecek hâle gelecek.

Bir üçüncü ayağı da ‘duygu’ boyutu, çünkü hiçbir sistem sadece kâğıt üstünde yazılarak, hayata geçirilmez. Bunu hayata geçirecek insanların, toplumun, toplumun paydaşlarının bu fikri, vizyonu, ideali sahiplenmesi son derece önemli. Bu çerçevede de Sayın Cumhurbaşkanımız bir duygu boyutunu da güçlü bir şekilde ortaya koydular ve bunu da üç kelimeyle ya da üç kavramla ifade ettiler; erdem, irade ve cesaret. Zira bu üçü olmadan bu sistemi hayata geçirmek mümkün değil ve Türkiye bu değerlerle şahlanacak."

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı başkanlığında bugün bir Ekonomi Koordinasyon Toplantısı yapılacağını hatırlatan Kalın, bu toplantıda  hem ithalat-ihracat dengesi, hem istihdam, hem sanayi yatırımları, yabancı sermaye ve diğer alanlarla ilgili konuların etraflı olarak ele alınacağını kaydetti.

Kalın, "Tabii dövizle ilgili konu birkaç haftadır gündemimizde. Bunun özellikle küresel dalgalanmalarla, küresel hareketliliklerle ilgili olduğunu da tekrar ifade etmekte fayda var. Dün Amerikan Başkanı Donald Trump’ın tek taraflı olarak İran nükleer anlaşmasından çekilmesi de tabii piyasalara bu manada bir etki yaptı, petrol fiyatı bildiğiniz gibi yükseldi. Dolayısıyla bu ekosistem içerisinde birbirini etkileyen birçok dinamik var. Fakat bu noktada kısa ve net bir mesaj vermek gerekirse; hükûmetimizin, Cumhurbaşkanımızın başkanlığında uzun yıllardır sürdürdüğü mali disipline dayalı ekonomi politikaları aynen devam edecek, yani bir seçim ekonomisi vesaire söz konusu değil. Zaten büyük yatırımlar, yani bu TANAP’tır, üçüncü havalimanıdır, Çanakkale Köprüsü’dür, Kanal İstanbul’dur, bunun gibi birçok büyük proje seçim kampanyasından ve sürecinden bağımsız olarak zaten tam hızla, tam kapasiteyle devam etmektedir. Bugün yapılacak toplantıda da tabii bu konular, faiz meselesi, enflasyon, cari açık, istihdam ve diğer konular da etraflı bir şekilde ele alınacaktır. Bu manada 2018, Türk ekonomisi açısından da asla bir kayıp yıl değildir. Aslında seçimlerin erkene alınmasının böyle bir faydası da oldu. Öbür türlü 2018 işte seçim tahminleri, hazırlıkları vesaireyle geçecekti. Erkene alınmasının piyasalara böyle bir olumlu katkısı da oldu. Bunu da özellikle ifade etmek istiyorum." dedi

"TSK, İdlib’de 12 gözlem noktası inşa ediyor"

İdlib bölgesinde potansiyel bir risk alanı olarak TSK'nın 12 tane gözlem noktası inşa ettiğini belirten Kalın,  "Bugün itibarıyla onuncusu da kurulmuş durumda. Bu özellikle İdlib’e sıkışmış olan 2,5 milyondan fazla insanın güvenliği açısından da önem arz ediyor, bizim sınır güvenliğimiz açısından da ehemmiyet arz ediyor. Bu konuda da çalışmalar yoğun bir şekilde ilgili birimlerimiz tarafından devam ettiriliyor. Bundan sonra da terörle mücadele en etkin bir şekilde devam ettirilecek." diye belirtti.

"Amerika Birleşik Devletleri’nin tek taraflı olarak anlaşmadan çekilmesi endişe vericidir"

Kalın, şunları söyledi: "Bir diğer önemli konu dış politikada, bildiğiniz gibi dün Amerika Birleşik Devletleri’nin İran nükleer anlaşmasından tek taraflı çekilmesiyle ortaya çıkan bir durum var. Bizim pozisyonumuz, dün yaptığımız açıklamalarda da ifade ettiğimiz gibi, bu anlaşmanın devam etmesinden yana. Amerika Birleşik Devletleri’nin tek taraflı olarak anlaşmadan çekilmesi endişe vericidir. Bu, bölgede yeni istikrarsızlıklara, gerilimlere ve çatışmalara yol açma riskini taşımaktadır. Uzun müzakereler sonunda, diplomatik girişimler neticesinde varılmış bir anlaşmanın tek taraflı olarak kaldırılması ya da iptal edilmesi, elbette Amerika Birleşik Devletleri’nin güvenilirliğini de sarsmaktadır. Bu konuda biz diğer, çok taraflı bir anlaşma olduğu için diğer ülkelerle birlikte bu anlaşmanın aynen devam etmesi tarafındayız. Nitekim dün de çeşitli Avrupa ülkelerinin bu konuda ortak açıklamaları oldu. Biz bölgede hiçbir ülkenin nükleer silaha sahip olmasını istemiyoruz. Bölgemizin tamamen sahibi kim olursa olsun bütün nükleer silahlardan arındırılması bizim öncelikli hedefimizdir. Buna bölgede nükleer silah sahibi olduğu bilinen ülke ya da ülkeler de dâhildir. Dolayısıyla bu konuyla ilgili bizim de temaslarımız, girişimlerimiz devam edecek, konuyu yakından takip edeceğiz."

Fransa’da yayınlanan skandal Kur'an bildirisine de değinen Kalın, "Almanya İçişleri Bakanının geçenlerde yaptığı bir resmi açıklamaya göre, 2017 suç istatistik raporunda, geçtiğimiz yıl, 2017 yılında İslam karşıtı nefret suçlarının sayısında çok ciddi bir artış tespit edilmiş durumda. Geçen yıl sadece Almanya’da 1075 İslam karşıtı nefret suçu işlendi. Şimdi bu tabii kayıtlara giren, rapor edilen, resmi olarak elimizde veri hâline gelen saldırılar. Muhtemelen bunların dışında daha başka saldırılar da var." değerlendirmesinde bulundu.

"Antisemitizmin kaynağı ne İslam’dır, ne Müslümanlardır"

Kalın, "Şimdi aynı şekilde İslam karşıtı saldırılara paralel olarak antisemitik saldırıların da, nefret suçlarının da artış gösterdiğini görüyoruz. Gene aynı rapora göre 2017 yılında Almanya’da 1507 antisemitik suç işlenmiş. Saldırı ve benzeri hadiselerin yaşandığını görüyoruz; yani yüzde 2,5’luk bir artış. Şimdi bütün bunları topladığımızda bizim mesajımız çok açık ve net: Antisemitizmin kaynağı ne İslam’dır, ne Müslümanlardır. Avrupa’da yükselişe geçen aşırı sağ hareketlerdir, ırkçı söylemlerdir, nefret söylemleridir ve bu gruplardır. Dolayısıyla bazı Avrupalılar kutsal kitabımıza ilişkin kendilerince birtakım çağrılarda, taleplerde ya da tasarruflarda bulunmak yerine, öncelikle Avrupa’da yükselişe geçen bu aşırı sağın nereye gideceğine dair birtakım tedbirler almalıdırlar. Bizim kitabımızla uğraşmak yerine, aşırı sağın yükselişini önlemek için çaba sarf etmelidirler. Çünkü antisemitizm gibi ırkçı nefret söylemlerinin, İslam karşıtı ırkçı nefret söylemlerinin kökeni ne Müslümanlardır, ne de kutsal dinimizin kitabıdır. Bu Avrupa’da yaşanan, yükselişe geçen aşırı sağcı ırkçı nefret söylemleridir. Bunun da özellikle kayda geçirilmesinin önem arz ettiğini ifade etmek istiyorum." diye konuştu.

"Sosyal medyayı kullanarak birtakım manipülasyonlara girişmek de netice vermeyecek beyhude çabalardır"

Basın toplantısının ardından bir gazetecinin Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yaptığı bir açıklama üzerine. “Milletimiz tamam derse ancak o zaman kenara çekiliriz” sözlerinin ardından, sosyal medyada ‘tamam’ mesajlarıyla başlatılan kampanyanın bir algı operasyonuna dönüştüğünü düşünüyor musunuz? Yine ‘devam’ mesajlarına da bir sansür uygulanmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?" sorusuna şu yanıtı verdi:

"Şimdi sosyal medya tabii etkin bir iletişim aracı, çağımızın önemli mecralarından birisi. Buna bigâne kalmak mümkün değil. Fakat sosyal medyayı kullanarak birtakım manipülasyonlara girişmek de netice vermeyecek beyhude çabalardır. Biz geçmişte daha önceki seçimlerde, başka olaylarda, Gezi olaylarında ve başka yerlerde de bu tür şeyleri çok yaşadık, çok tecrübe ettik. Bunun nihai kararını verecek olan milletimizdir. Sandığa gittiği zaman vereceği karar asıl belirleyici olacaktır. Bu, sosyal medyaya ilgisiz kalalım, kullanmayalım anlamına gelmez.

Ama dediğim gibi, burada birtakım işte bot, sahte hesaplar üzerinden manipülasyonların yapılmasının bir netice vermediğini geçmişte, bundan sonra da vermeyeceğini bir kez daha ifade etmek isterim. Biz gerçeklerle uğraşalım. Zaten hayatımızda çok fazla sanal şey var, gerçekler her şeyi ortaya çıkaracak. 24 Haziran’da milletimizin önüne sandık konulduğunda milletimizin kararının ne olacağını hep birlikte göreceğiz. Biz tabii ki bu kararın devam olacağını öngörüyoruz, düşünüyoruz, inanıyoruz. Bu konuda güvenimiz tam, en ufak bir tereddüdümüz yok. Şu kadar tweet atılmış, bu kadar TT olmuş vesaire, bunlar açıkçası çok bağlayıcı şeyler değil. Aslolan milletimizin aklıyla, vicdanıyla o gün vereceği karardır ve biz de bütün gayretimizi, çabamızı buna teksif etmiş durumdayız.

ABD'nin, büyükelçiliğini Tel Aviv’den Kudüs’e taşıma kararı

Kalın, bir gazetecinin "Önümüzdeki hafta Amerika Birleşik Devletleri israildeki Büyükelçiliğini Tel Aviv’den Kudüs’e taşıyacak. Bu konuyla ilgili Türkiye İslam İşbirliği Teşkilatı Zirve Dönem Başkanlığı yapıyor. Ne tür önlemler alınacak? Yani bir paket var mıdır, bir yaptırım uygulanacak mıdır Amerika Birleşik Devletleri ve israile?" sorusuna karşılık şunları söyledi:

"Biz daha önce de ifade ettik, bildiğiniz gibi Amerika Birleşik Devletleri’nin aldığı bu kararı tanımadığımızı. Sadece biz değil, yani Birleşmiş Milletler’de 128 ülke tek ses halinde bu kararı tanımadığı ifade etti. Şimdi İslam İşbirliği Teşkilatı Dönem Başkanı sıfatıyla da Sayın Cumhurbaşkanımız bu konudaki çalışmalarını yoğun bir şekilde sürdürüyor. Yani 14’ünde ki İsrail’in kuruluş yıldönümü oluyor, ama Filistinlilere göre Nakba’nın, yani büyük felaketin başlangıç tarihidir o, Amerika Birleşik Devletleri’nin elçiliğini oraya taşıması gene bizim için yok hükmündedir.

Biz Filistin yönetimiyle, hem Batı Şeria, hem Gazze olarak yakın ilişkilerimizi devam ettireceğiz. Özellikle Kudüs ve çevresindeki tarihi, dini eserlerin ve o bölgenin tarihi, dini kimliğinin korunması noktasındaki çalışmalarımızı da yoğun bir şekilde devam ettireceğiz. Geçen yıl burada yapılan zirvede bildiğiniz gibi bir karar da alınmıştı. Bununla ilgili bir fon oluşturulması ve Kudüs ve civarındaki hem vatandaşların, hem tarihi eserlerin, yani okuldur, camidir, hastanedir vesairedir, işte tarihi binalardır, surlardır vesaire, bunların korunmasıyla ilgili bir fon da oluşturuldu. Bununla ilgili çalışmalar da devam ediyor.

Bir diğer önemli konu da dün biliyorsunuz Sayın Cumhurbaşkanımız Birleşmiş Milletler Filistin Mülteciler Komiserini kabul etti, UNRWA diye bilinen. Ve orada da Amerika Birleşik Devletleri’nin bu Kudüs kararı çerçevesinde Filistinli mültecilere verdiği fonu kesmesiyle ortaya çıkan durumu telafi etmek için bir çalışma başlatıldı. Ve Ramazan ayı boyunca bütün İslam ülkelerinde Filistinli mülteciler için, hem Batı Şeria’da, hem Gazze’de yaşayan Filistinliler için büyük bir yardım kampanyası yapılacak. Endonezya’dan Malezya’ya, Pakistan’dan Bangladeş’e, Türkiye’den Fas’a, işte Mısır’dan Cezayir’e kadar bütün İslam ülkelerinde kapsamlı bir yardım kampanyası başlatılacak. Bu da gene Cumhurbaşkanımızın İslam İşbirliği Teşkilatı Dönem Başkanı sıfatıyla hem katılacağı, hem de destekleyeceği bir kampanya olacak. Kendisi İslam ülkeleri liderlerine ve gözlemci ülkelerine bir mektup gönderecek bununla ilgili ve bu kampanyaya katılmaları çağırısında bulunacak.

Dolayısıyla Birleşmiş Milletler ile birlikte biz Filistinli mültecilere sahip çıkmak için bu geniş kapsamlı kampanyayı da önümüzdeki günlerde Ramazan ayı içerisinde başlatacağız. Bunun koordinasyonu da Başbakan Yardımcımız Sayın Recep Akdağ yürütecekler. STK’larımız; AFAD’dır, Kızılay’dır, Diyanet’tir, işte yayın kuruluşlarımız, özel sektör, diğer STK’lar hep birlikte bu kampanyaya katılarak Filistinli mültecilerin ihtiyaç duyduğu maddi imkânların sağlanması için gerekli çalışmayı da yapacağız.

Dolayısıyla bu vesileyle tekrar ifade edeyim, yani Filistin halkı yalnız değildir. Hangi ülke ne kararı alırsa alsın, İsrail istediği işgal politikalarını istediği şekilde devam ettirirse ettirsin Filistin halkı yalnız değildir, Kudüs yalnız değildir. Kudüs bizim kırmızı çizgimizdir ve bu pozisyonumuzda en ufak bir değişiklik söz konusu olmayacaktır." (İLKHA)

İlgili Haberler

Editörün Seçtikleri

Mobil Uygulamamızı İndirin

Öne Çıkan Haberler