Hizb-ut Tahrir üyesi olduğu gerekçesiyle tutuklu bulunan Murat Kaluoğlu'nun, gardiyanlar tarafından müdür odasına alınarak darp edildiği iddia edildi.

Hizb-ut Tahrir'den dosyası olduğu için 6 yıl 8 ay hapis cezası alan Murat Kaluoğlu, 18 Nisan'da tutuklu bulunduğu cezaevinde gardiyanlara, kışlık elbiselerini dışarıya göndermek için talepte bulundu.

Talebi reddedilen ve elbiseleri koridora atılarak, ayaklar altında çiğnenen Kaluoğlu'nun, aynı gün saat 17.00 sıralarında 2 gardiyan tarafından müdür odasına çağrılarak, darp edildiği ileri sürüldü.

Ailesi, 4 aydır cezaevinde bulunan Kaluoğlu'nun, yaşanan sıkıntılarla ilgili dilekçe ve mektuplar yazarak Adalet Bakanlığına gönderdiğini ve bu sebepten ötürü bu kötü muameleye maruz kaldığını belirtiyor.

Konuyla ilgili olarak İLKHA'ya konuşan Murat Kaluoğlu'nun eşi Sibel Kaluoğlu, "Yaşanan darp hadisesinden sonra eşim, Silivri Devlet Hastanesine sevkini istiyor. Doktor inansın diye tişörtünü kaldırmak istiyor fakat yanındaki gardiyanlar hemen müdahale edip, tişörtünü kaldırıp yaralarını göstermesine mâni oluyorlar. Bunun üzerine revirdeki doktor bir rapor hazırlayarak sağlam olduğunu söylüyor." dedi.

"Müdür bizi savcıyla görüştürmüyor"

Eşine 2 günlük hücre cezası verildiğini fakat günlerce hücrede tutulduğunu anlatan Kaluoğlu, şunları söyledi:

3 ay boyunca ailesiyle görüşmeme cezası verildi. Eşim duruma itiraz ediyor. Hâkim kararı yokken 16 gün boyunca hücrede kalıyor. Ortada bir mağduriyet söz konusu olduğu için savcıyla görüşme talebinde bulunduk. 15 gündür bununla uğraşıyorum fakat müdür, konunun içeriğini öğrenince savcının toplantıda olduğunu söyleyerek, bizi görüştürmüyor. Bu durumla ilgili Silivri İnfaz Hâkimliğine de çıkıp dilekçe verdim. 'Eğer böyle bir durum söz konusuysa ceza bile veririz.' dediler. Konuyla ilgileneceğini, gerekirse cezaevine yazı yazacağını söyledi. Ben, 'Eşim 16 gündür hücrede tutuluyor.' deyince 'Olamaz, imkânsız. Hücre cezası en fazla 7 saat olabilir.' dedi.

"Cezaevinde yaşananların dışarıya yansıtılmasını istemiyorlar"

Eşinin kendilerine, İslami kimlikli mahkûmlara farklı muamele yapıldığını söylediğini aktaran Kaluoğlu, "Bununla ilgili basına mektup yazacağını söylemişti. Ne bize yazdığı ne de basına yazdığı hiçbir belge elimize ulaştı. Onlar, cezaevinde yaşananların dışarıya yansıtılmasını istemiyorlar. Eşimin 16 gündür hücrede kaldığını söylediğimiz zaman bize, 'Bu bilgiyi nereden öğrendiniz?' diyorlar. Biz de 'Eşim doğal olarak kendi eşine yaşadıklarını anlatır.' dedik. Eşim daha önce de yaşanan sıkıntılarla ilgili Adalet Bakanlığına dilekçe yazdı fakat dilekçesinin işleme konulup konulmadığından ya da yerine ulaşıp ulaşmadığından haberdar olmadık. Beni vasisi olarak ilan etmesi için 17 Mayıs'ta mahkememiz olacak. Eğer mahkeme onaylanırsa ben vasisi olarak onun adına mektup yazabileceğim." ifadelerini kullandı.

Eşinin 3 kılcal damarı tıkalı olduğu için ameliyat geçirdiğini kaydeden Kaluoğlu, darp esnasında ameliyatlı bacağına tekme atıldığını savundu.

"Havalandırmaya çıkarıldığında mahkûmlarla görüştürülmüyor"

"Eşime verilen 3 aylık görüş cezasının sebebi, içeride olanları bize aktarmasıdır." diyen Kaluoğlu, "Eğer o yaşananları bize anlatırsa bizden de dışarıdaki insanlara aktarılacak. Ben sürekli şüphedeyim. 3 ay boyunca eşimle görüşmesem dahi bu olayın tekrarlanıp tekrarlanmayacağından emin değilim. Her hafta telefonla görüşmemiz, 2 ayda bir de açık görüşümüz var. Yeni tebliğ edilen karara göre, 3 ay boyunca eşimle görüşmeme cezası verilecek. Biz buna itiraz ettik fakat itirazın sonucunda ne olacağını bilmiyoruz. Cezaevi, bize kendisinin hücrede kalmadığını söylüyor fakat tek başına bir odada ve sadece günde bir saat havalandırmaya çıkarılıyor. Bu hücre cezası değil de nedir? Havalandırmaya çıkarıldığında dahi siyasi mahkûmlarla görüştürülmüyor. Bunun da sebebi, yaşananların diğer siyasi mahkûmlar tarafından bilinmemesinin istenmesidir." şeklinde konuştu.

"Yeni müdür geldikten sonra sıkıntılar artmaya başladı"

Kaluoğlu, eşinin daha önce de bu gibi sıkıntıları yaşadığını belirterek, "Yeni müdür geldikten sonra sıkıntılar artmaya başladı. Bunun gibi sıkıntılar 8 numaralı cezaevinde de yaşanıyordu fakat bu şekilde değildi. Eşim, ‘Öyle bir durumda da artık işkence normalleşecek ve gizli kalacak.' dedi. Oradaki personellerin ismi bilinmiyor. Her personel, kendi kimlik numarasıyla biliniyor. Adem adındaki başgardiyan işkenceyi yapmış. 80'li yıllarda yaşanan işkenceler bugün de yaşanıyor. Eşimin işkenceye tabi tutulmasının özeldeki sebebi, sadece kışlık elbiselerini dışarı çıkarma isteğidir. Cezaevinin kurallarına göre, bir elbise tamamen yırtılmayana kadar yeni bir elbise içeri götürülemiyor. Eşim de buna binaen 'Şayet sağlam oldukları için dışarı çıkarmıyorsanız verin, hepsini yırtayım. O şekilde çıkarın. Çünkü gardıroplarda elbise koyacak yerim yok.' deyince başka kişilerin elbiselerini alıyorlar fakat eşimin elbiselerini koridora atarak, çiğniyorlar." dedi.

Mahkûm ve mahkûm ailelerinin sindirilmeye çalışıldığını sözlerine ekleyen Kaluoğlu, şunları kaydetti: "Cezaevinde yaşanabilecek herhangi bir olayın dışarı yansıması halinde aileleriyle görüştürülmeyeceği hissettirilen mahkûmlar sindiriliyor. Aileler de içeriye girişlerde yapılan keyfi uygulamaları şikâyet ettikleri zaman cezaevinde olan akrabalarıyla görüştürülmeme olasılığına karşılık seslerini çıkarmıyorlar. Bu sebepten dolayı ne aileler ne de mahkûmlar idare ile ters düşmek istemiyorlar. Çünkü böyle bir durumda birbirlerini göremeyecekler."

"Babam orada hayatını kaybedebilirdi"

Babasının yaşadığı sıkıntıları anlatan Sümeyye Kaluoğlu ise "İsmi Adem olan başgardiyan, sanki psikolojik baskı yapmak ister gibi, babamı müdür masasının yanındaki kırmızı halkanın içerisine alarak, darp ediyor. Babam kalp ve damar hastasıdır. Ömür boyu kullanması gereken ilaçlar var. Doktordan da bu yönde raporu var. Kullanmış olduğu kan sulandırıcı ilaçlar sebebiyle dışarıdan aldığı bir darbe sonucunda orada hayatını kaybedebilirdi. 4-5 kişilik bir ekip, oracıkta saldırıyor. Babam da 'Sizin niyetiniz beni öldürmekse burada öldürün! Benim raporlarım var, hastayım.' diyor. Müdür inanmayarak, 'Gidin raporlarını getirin.' deyince, koğuştan hastalığına dair raporlar getiriliyor ve bu şekilde işkenceden vazgeçiliyor. Fiziksel saldırı ve baskı koğuşta da devam ediyor. Revire çıktığında doktora darp edildiğini söylese de doktor inanmadığını söylüyor. Yaşanan olaydan sonra babamla ilk görüştüğümüzde hâlâ fiziksel işkencenin izleri duruyordu. 15 gün geçmesine rağmen hâlâ izleri geçmemişti. Son görüşmemizde artık iyileşmişti. Çünkü olayın üzerinden 3 hafta geçmişti." ifadelerini kullandı.

"Onlara emanet edilen canlara bu şekilde davranmalarını kabul etmiyoruz"

Cezaevi yönetimine ve adli makamlara başvuruda bulunduklarını bildiren Kaluoğlu, "İdari inceleme için Silivri Başsavcılığına da şahsı ve ailesi adına başvuruda bulunduk. Dilekçelerimiz kabul edildi ancak 'OHAL kapsamında olduğumuz için bize tam yetki verildi.' deniliyor. Biz de 'Olağanüstü hal kapsamında size cinayet işleme yetkisi mi verildi?' diye soruyoruz. Onlara emanet edilen canlara bu şekilde davranmalarını asla kabul etmiyoruz. Biz özelde babam için ama genelde bütün Müslümanlar için başvuruda bulunduk. Amacımız, babam özelinde içeride İslami davalardan yatan mahkûmların sesi olmak, onların seslerini medyada duyurmak. Buna rağmen biz kendimizi şanslı görüyoruz çünkü birçok Müslümanın eşi çok uzak cezaevlerine veriliyor, bu şekilde ailelerine de işkence ediliyor." şeklinde konuştu.

Temmuz 2009'da, hilafetin kaldırılmasının hicri yıldönümü münasebetiyle Köklü Değişim Dergisi tarafından İstanbul Hakkı Başar Spor Kompleksi'nde gerçekleştirilmek istenen "Hilafet Konferansı" valilik tarafından hiçbir gerekçe gösterilmeden engellenmiş ve 23 ilde 200'den fazla kişi gözaltına alınmıştı.

Hizb-ut Tahrir'den 2005 ve 2009 yıllarına ait dosyaları olan Murat Kaluoğlu, daha önce 10 ay cezaevinde kalmıştı. 2009 yılına ait dosyadan 6 yıl 8 ay hapis cezası alan Kaluoğlu, tutuklanıp 4 numaralı Silivri L Tipi Cezaevine gönderilmişti. (Nizamettin Aşkın - İLKHA)

İlgili Haberler

Editörün Seçtikleri

Mobil Uygulamamızı İndirin

Öne Çıkan Haberler