​PKK'nin katlettiği Susa şehitlerini anma programında konuşan Molla Beşir Varol, "Yaşadığımız müddetçe bu dine sahip çıkacak ve Müslüman halkı kâfirlerin ve mürtetlerin insafına terk etmeyeceğiz ve sahip çıkacağız." vurgusunda bulundu.

Diyarbakır'ın Silvan ilçesine bağlı Susa (Yolaç) köyünde 1992 yılında PKK tarafından camide kurşuna dizilerek katledilen 10 cami yareni, şehadetlerinin 26'ncı yıldönümünde düzenlenen etkinlikle hayır ve minnetle yad edildi.

Silvan ilçe merkezinde faaliyet gösteren Susa Mazlumları ve Mağdurları Anma, Anlama, Yaşatma Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (Susa-Der) tarafından organize edilen program saat 15.00 itibariyle başladı.

Şehitlerin katledildiği Susa köyünde düzenlenen anma programı, kadın ve erkeklerin ayrı ayrı, katliamın gerçekleştirildiği köyün eski camisini ziyaretle başladı.

Ziyaretlerin ardından erkekler kabirlerin medfun olduğu mezarlıkta, kadınlar ise köyün camisinde ikindi namazını eda etti.

Namazın ardından şehitlerin kabirleri ziyaret edildi. Ziyaretçiler burada dua edip Yasin-i Şerif okudu. Daha sonra İbrahim Yaz, kabirlerin başında şehitlerin hayatlarından kısa kesitler sundu.

Etkinlikte katılımcılara hitap eden bölgenin tanınmış kanaat önderlerinden Molla Mehmet Beşir Varol, konuşmasına, "Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyin. Onlar diridirler fakat siz anlamazsınız." ayetine atıfta bulunarak başladı.

Şehit olan cami yarenlerinin vesilesiyle bir araya geldiklerini ifade eden Varol, "Allah-u Teâlâ bizleri onların hayır ve bereketinden mahrum etmesin." niyazında bulundu.

"Müslüman halk iki gaddar düşmanın arasında kalıp, mengenelerin arasında eziliyordu"

Varol, "Bu kardeşlerimiz İslam uğrunda canlarını feda ettiler. Çünkü biz bundan 1400 sene önce bu İslam dinini kendi rızamızla kabul ettik. Bu  son yıllarda, bilhassa 80'li yıllarda bu memlekette Müslüman halk iki gaddar düşmanın arasında kalıp, mengenelerin arasında eziliyordu. Zulüm ve zorbalık Müslümanlara yapılıyordu."

İslam topraklarında hilafetin kaldırılmasıyla birlikte Müslümanların sahipsiz, başsız, rehbersiz ve güçsüz kaldıklarını vurgulayan Varol, "Zalimler, kâfirler, tağuti rejimler tüm İslam beldelerine hâkim oldular. Bizim memleketimize de hâkim oldular. Müslüman halk gün be gün İslam’dan uzaklaştırıldı. Allah'a secde edenlere, İslam dinine sahip çıkanlara düşmanlık yapıldı. Hem tağuti rejim tarafından haksızlık yapıldı hem de mürted örgüt PKK tarafından haksızlık ve zulüm yapıldı. Biri Türklük adına, diğeri Kürtçülük adına Müslüman halkı İslam’dan uzaklaştırmak üzere perde arkasından ittifak ettiler. Bu halkın kalbinden İslam’ı kaldırmak ve küfrü kalbimize ve memleketimize hâkim kılmak için ittifak halindeydiler." dedi.

"Hiçbir zaman meydan kâfirlere kalmadı ve kalmayacaktır"

Varol, "Hiçbir zaman meydan kâfirlere kalmadı ve kalmayacaktır. Gayretli bazı Müslümanlar tıpkı Ashab-ı Kehf, Resulullah’ın sahabeleri, Hazreti İsa’nın havarileri gibiler bu zamanda. 80’lerde bazı Müslümanlar yan yana geldiler. Elele verip ‘insanlarımızın, memleketimizin İslam’dan uzaklaşmasını kabul etmiyoruz’ dediler. İslam dinine, Müslüman memleketlerine, hak hukuka sahip çıktılar. İslam için elele verip İslam için bey’at verip söz verdiler. Yaşadığımız müddetçe bu dine sahip çıkacak ve Müslüman halkı kâfirlerin ve mürtetlerin insafına terk etmeyeceğiz ve sahip çıkacağız." ifadelerini kullandı.

"Bizler yaşadıkça bu mübarek dine sahip çıkacağız"

Bazı insanların, Susa şehitlerinin niçin katledildiklerini ve şehitlerin davalarının ne olduğunu sorduğunu aktaran Varol, şunları söyledi: "Dünyaya ilan ediyoruz: Bizim davamız, şehit edilen bu insanların davası İslam’dır. İslam dışı hiçbir davamız yoktur. İslam dışında hiçbir şey istemiyoruz. Bizler yaşadıkça bu mübarek dine sahip çıkacağız. Vicdanını bir kenara atmış insanlar hariç kimse, 'bu insanların İslam’dan gayri işi vardır' diyemez. Bizler İslam’a sahip çıktık. Zira İslam, kâinatın Rabbinindir. Bizler İslam’a sahip çıktık. Çünkü kâinatın Rabbi, 'Allah indinde din İslam’dır' diye buyuruyor."

"Memleketimizin kurtuluşu ancak bu mübarek din ile mümkündür"

Varol, "Hak ve dürüst olan din İslamdır. Rabbimiz hak ve dürüst dinin İslam olduğunu söylediği için biz İslam dinini kabul ettik. Kainatın Rabbi Kur’an-ı Kerim'de şöyle beyan ediyor: Bugün sizin dininizi kemâle erdirdim. Ve üzerinizdeki nimetimi tamamladım. Sizin için din olarak İslâm’dan razı oldum. Rabbimiz bize bu dini verdiği için ve  bu dinle bizden razı olacağı için biz de bu dini kabul ettik ve bu din için fedakarlık yapıyoruz. Allah yine Kur’an'da şöyle  buyuruyor: Ve kim İslâm'dan başka bir din ararsa, o taktirde kendisinden asla kabul edilmez ve o, ahirette, hüsranda olanlardan olur. Bundan dolayı biz Müslümanız ve İslam'a sahip çıkıyoruz.Çünkü biz biliyoruz ki bizim, memleketimizin ve insanlığın kurtuluşu ancak bu mübarek din ile mümkündür. Çünkü bu din kainatın Rabbi olan Allah’ın dinidir.İnsan Allah tarafından yaratılmış ve O’nun kuludur.Kainat,  Allah’ın mülküdür. Mümkün değildir ki insan başka bir fikir, dava, ideoloji ile saadet  ve huzura erişsin." diye konuştu.

"İnsanlığın bütün dert ve hastalıklardan kurtuluş reçetesi İslam’dır"

İnsanlığın kurtuluş reçetesinin İslam olduğuna iman ettiklerini vurgulayan Varol, "İnsanlığın bütün dert ve hastalıklardan kurtuluş reçetesi İslam’dır. Bundan dolayıdır ki biz Müslümanız ve bu dine sahip çıkıyoruz. Biz bu kadar azizlerimizi İslam için feda ettik, bu kadar azizler İslam için canlarını feda ettiler. Bizim başka hiçbir davamız yoktur. Bizler bu azizlerimizi İslam için feda ettik, bizden tek bir kişi kalana kadar kendimizi bu din uğruna feda edeceğiz. Kâfirler, zalimler, Allah düşmanları, Peygamber ve İslam düşmanları zannetmesinler ki öldürmekle gözümüzü korkutacaklar. Tehditlerle, iftiralarla Allah’ın nurunu söndüremezler. Allah’ın nuru sönmeyecektir. Bu nura, kıyamete kadar sahip çıkanlar olacaktır. Bu mübarek din için can verecekler kıyamete kadar var olacaktır. Bu İslam dini için kendini feda edecek kimse kalmadığı vakit işte o zaman kıyametin kopacağı vakittir. Çünkü kainat bu dinin varlığı ile ayaktadır. Kainat Müslümanların var olmasından dolayı vardır. Eğer Müslümanlar kalmazsa, eğer Allah'ın hükümlerinin davasını yürüten insanlar kalmazsa, Allah tek bir gün bile bu dünyayı sağlam bırakmaz." diye konuştu.

"Bütün Müslümanları bu din için kendilerini feda etmeye davet ediyoruz"

Varol, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Bundan dolayı bütün Müslümanları, bütün milletimizi, bütün insanlığı bu din için kendilerini feda etmeye davet ediyoruz. Çünkü bizim, milletimizin, insanların ve bütün Müslümanların izzeti bu din iledir. Bundan başka hiçbir yol yoktur, başka bir reçete yoktur, diğer bütün her şey hile ve yalandır. Hepsi aldatmacadır, bunların hepsi insanlık için zillettir. Bu din Allah'ın enbiyalarının dinidir. O enbiyalar ki mazlumların mücadelesini vermiş, ezilenlerin mücadelesini vermiş, kimsesiz ve mahrum insanların mücadelesini vermiştir. Bunların mücadelesini veren her zaman enbiyalar olmuştur. Bilhassa Hazreti Muhammed Mustafa bunların mücadelesini vermiştir ki o bütün enbiyaların imamıdır. O, insanları Nemrutların, Ebu Cehillerin tahakkümü altından çıkarmak için, kurtarmak için sabah akşam çalıştı, ömrünü feda etti ve bu uğurda mücadele etti. Bu din için kendisini ve en azizizlerini feda etti."

"Bu din o kadar kıymetli ve önemlidir ki Peygamber en azizlerini öne çıkarmıştır"

İslam dinin çok kıymetli olduğunu vurgulayan Varol, "Eğer bu din kıymetli olmasaydı, Allah'ın Peygamberi ilk savaşta Bedir Savaşı'nda amcası olan Hazreti Hamzayı öne çıkarmazdı. Amcası oğlu Hazreti Ali'yi meydana çıkarmazdı. Bu din o kadar kıymetli ve önemlidir ki Peygamber en azizlerini öne çıkarmıştır, onları en zahmetli ve çetin cephelerde öne sürmüştür. Hendek Harbi, en zor ve zahmetli harp idi. Hazreti Muhammed,  o zor ve meşakkatli savaşta meydana çıkan tağut ve zalim Abdullah bin Ud'un karşısına Hazreti Ali'yi çıkarmıştır. Çünkü bu din uğrunda şehadet, can vermek şereftir, izzettir, dünya ve ahiretin kurtuluşudur. Allah'ın dini sahtekarların dini değildir, hilecilerin dini değildir; Allah'ın dini en dürüstlerin dinidir. Eğer haşa Allah'ın Peygamberi kendi davasında sadık olmasaydı, eğer haşa sahtekar ve yalancıların Peygamberi olsaydı, o zaman en azizlerini meydana sürmezdi. En zahmet ve zor cephelerden biri olan Havazin'de, Huneyn'de  Müslümanlar mağlup olup kaçtıkları vakit Allah’ın peygamberi en öne atıldı ve atıyla düşmanın safına hücum etti ve dedi ki, Ben yalancı peygamber değilim, ben Abdulmuttibin oğluyum.’ Bundan dolayı Bu din dürüstler dinidir. Allah'ın enbiyalarının dinidir, bu din hilebaz ve sahtekarların dini değildir." diye konuştu.

"Bu din korkakların dini değildir"

Ahirette ve dünyada saadet isteyenlerin meydana çıkması ve bu din için kendini feda etmesi gerektiğini belirten Varol, "Bu din korkakların dini değildir, bu din ürkeklerin dini değildir, korkak ve cesaretsiz olan insanlar gitsinler eşlerinin yazmalarını başlarına taksınlar, gitsinler perdelerin arkalarına saklasınlar, deliklere girsinler. Fakat bu mübarek dine imana getiren kişiler, kimseler İslam'ın bu izzetine iman getirmiş kimseler, kainatın Rabbine iman etmiş kimseler, bilsinler ki bu dünya imtihan yeridir. Bilsinler ki ebedi saadet Allah'ın cennetindedir. Bu insanlar korkmamalıdır, geriye çekilmemelidir, gevşememelidir, mücadele meydanına çıkmalıdırlar. Tıpkı bunca İslam davası için canını feda eden aziz şehidler gibi bu mücadele meydanından kaçmamalıdırlar. Bu mücadele meydanını kafirlere, dinsizlere zalimlere bırakmamalıdırlar. Bu mübarek meydan zalimlere, kâfirlere ve dinsizlere terk edilmemelidir. Dinsizler, kendi küfürleri, şeytanları ve  rejimleri uğruna ölüme gidiyorlarsa bu dinin azizleri mücadeleden kaçarsa, onlar bu dinin ehlinden değildirler. Korkaklar bu dinin ehli değildirler. Allah'a inanan insan bu meydanı 3-5 kâfir, şeytanın kulu, şeytanın tarafdarına terk etmez." şeklinde konuştu.

"Bu kanun ve rejimler hiçbir halkın, bilhassa Müslümanların hayrına değildirler"

Varol, "Bugün yürürlükte olan demokrasi ve laiklik tağutların rejimleridirler, emperyalistlerin rejimleridirler. Bu kanun ve rejimler hiçbir halkın, bilhassa Müslümanların hayrına değildirler. Bu rejimler Nemrutları, tağutları, zalim ve diktatörleri yetiştiriyor. Ayıptır ki büyük bir yüzkarasıdır ki Allah'ın kendisini İslam’la şereflendirmiş olduğu bir millet ki bu mübarek din ona kısmet olmuş ve bu dinin kıymetini bilmiyor. Kendini feda etmiyor ve şeytan rejimi uğruna mücadele verip ölüyor. Kendi başına diktatörleri, Nemrutları, firavunları hâkim kılıyor." diye belirtti.

 

"Kendi büyüklerimizle iftihar edip onların hayatlarını okuyup birbirimize anlatmalıyız"

"Büyüklerimiz Allah’ın peygamberleridir, evliyalardır, âlimlerdir, İslam mücahitleridirler. Hz Muhammed Aleyhisselam gibilerdir, Hazreti Ali, Hazreti Ömer, Hazreti Hüseyin, Üstad Bediuzzaman, Seyyid kutup ve Hasan El Benna gibi yüzlerce kahramandır." diyen Varol, "Başkalarını önder kabul edenlerin cehenneme kadar yolu var, gitsinler o büyükleri olarak kabul ettiklerinin peşinden gitsinler." dedi ve şunları ekledi:

Fakat biz büyüklerimizi hiç kimseyle değiştirmeyiz. Çünkü bu din alemlerin Rabbi olan Allah'ın dinidir ve bu kahramanlar o mukaddes ve mübarek İslam dininin kahramanlarıdırlar. Bundan dolayı bizler kendi büyüklerimizle iftihar edip onların yolundan gitmeli, onların hayatlarını okuyup birbirimize anlatmalıyız. Çocuklarımıza anlatmalı, çocuklarımızı bu kahramanların hayatlarıyla büyütmeliyiz. Hiç kimsenin bizimki gibi kahramanları yoktur, bizim kahramanlarımız hak ve adaletin kahramanlarıdırlar, bizim kahramanlarımız insanların kurtuluş kahramanlarıdır, bizim kahramanlarımız zulüm ve kan dökmenin kahramanları değildirler. Bunların dışında kalan diğer bütün kahramanlar hepsi zelildirler ve şeytanın kullarıdırlar. Bunların hepsi yani zelil olan ve şeytanın kulu olan bu kimseler insanları zilletin altına sokmak için meydana çıkmışlardır, hepsi sahtekar ve hilecidirler. Onlar kahraman değildirler, hepsi insanları hile ve sahtekarlıkla kandırdılar ve insanlara egemen oldular ve başlarına geçtiler. Bundan dolayı biz, sizleri ve bütün insanları bu mübarek davaya davet ediyoruz ve mübarek olan dava dünya ve ahiret izzetinin davasıdır. Her kim ki izzeti talep ediyorsa, başı dik olmak istiyorsa, şeref istiyorsa bunların hepsi ve izzet Allah'ın yanındadır. Bunların hepsi Allah'ın dini olan İslam’dadır.

Varol, "Eskiden Araplar cahil bir milleti ve bilgisizdiler,  birlikleri yoktu, birbirleriyle çekişirlerdi.Her zaman birbirlerini öldürürlerdi. Başsız, kimsesiz, rehbersizdiler. Herkes onlara zulüm ediyordu, onlarda birbirlerine.  Allah-u Teala Peygamberi olan Hazreti Muhammed'in içlerinden çıkardı, mübarek olan İslam dinini dava olarak onlara sundu, peygamber onlara rahmetli ve merhametli davrandı fakat onlar peygambere karşı düşmanlık yaptılar. Fakat o peygamber gevşemedi, ümitsiz olmadı, davasından vazgeçmedi, korkmadı, durmadı ve mücadelesini sürdürdü. Bu mücadelesi onların kurtuluşunun bu mübarek dinde olduğunu onlara idrak ettirene kadar devam etti. Bundan sonra Arap milleti peygamberin yolunu tuttu. Peşinden gitti, İslam'ın kıymetini anladılar peygambere iman ettiler. Bundan sonra Allah-u Teala bu mübarek din ve büyük  Kur'an'la onları aziz eyledi, onların arasında birliktelik tesis etti, içlerinden önderler çıkardı. Onları kimsesizlikten kurtardı ve onlar bu din uğrunda mücadele verdiler. Bunun neticesinde Allah-u Teala onları bu dünyanın büyükleri kıldı. Allah onları dünyanın üstadları ve alimleri eyledi, ilimde, terbiyede, ahlakta, adalette ve bütün iyiliklerde onları insanların muallimi yaptı. Bir müddet sonra onlardan sonra gelen nesiller bu dinin kıymetini bilmediler. Bu mübarek dini tanımadılar, zevk ve şehvetlerinin peşinden gittiler. Allah-u Teala bir kez daha onları geri döndürdü, İslamdan önceki eski hallerine döndüler, bundan dolayı onlar da ne şeref ne haysiyet ne de izzet namına hiçbir şey kalmadı. Emperyalist ve kafirlerin zulmü altına girdiler, nasıl ki bugün emperyalistler vampirler gibi onların kanını emiyor ve onlar da bunun farkında değiller ise; aynen o şekilde oldular. O duruma düştüler. Müslümanlar bugün hayatta zillet içerisindedirler." ifadelerini kullandı.

Varol, şunları söyledi: "Türkler de cahil ve bilgisiz bir milletti bedevi idiler, çadırlarda yaşarlardı. Sürüleri vardı. Dağlarda sürülerini otlatırlardı. İlim, bilgi namına bir şey yoktu, bütün kabileleri birbirine düşmandı, bu halde olan bu millet için şeref ve haysiyet namına bir şey yoktu. Kadir ve kıymetleri yoktu. Onların içerisinden bazı kamil insanlar ortaya çıktı ve İslam bayrağını dalgalandırdılar. Aynen Osmangazi gibi bu mübarek din için hizmet ettiler, İlayı Kelimetullah için çalıştılar ki Allah'ın hükümlerini, şeriatını kendi içlerinde ve yeryüzünde hakim kılmak için. La ilahe illallah bayrağını kaldırdılar ve dalgalandırdılar ve bu din için kendilerini feda ettiler. Allah-u Teala onları aziz kıldı. Allah o kötü durumdaki Türkleri yüceltti, aziz kıldı ve dünyanın 4/3 ünü onların hakimiyeti altına koydu. Allah onlara başı olan sonu olmayan bir imparatorluk bahşetti, aziz oldular, şeref sahibi oldular. Dünyadaki bütün kavimler onların büyüklüğünü kabul etti, onlara itaat ettiler. Allah-u Teala onları ilerletti, bir müddet sonra onlardan sonra gelen nesiller dediler ki eskiden beri bu izzet ve şeref bizim elimizdeydi. Anlamadılar ki bu şeref ve izzet İslam'dadır,  İslam'la birlikte onlar şeref ve izzet sahibi oldular. Kalktılar İslam'ı ve Allah'ın davasını terk ettiler, Allah'ın dini için fedakarlıktan vazgeçtiler, mücadele meydanından çekildiler, şehvetlerinin peşine düştüler, bundan sonra Allah-u Teala onları çıkardığı makamdan aşağı indirdi, günbegün gerilediler, ta ki dibe  vurana kadar. Ne hakimiyet ne izzet  ne de şeref kaldı onlarda. Devlet kalmadı,  hiçbir şey  kalmadı, her şey ellerinden gitti."

Kürdlerin de  eskiden cahil ve bilgisiz bir millet olduğunu hatırlatan Varol, "Okuma bilmezdiler, bedevi idiler,  haysiyet ve şereften yoksundular. Selahattin Eyyubi gibi kimi kahramanlar içlerinden çıktı. İslam'ın bayrağını dalgalandırdılar,  Allah'ın ipine sarıldılar,  bu mübarek dini kabul ettiler, bayrağını dalgalandırdılar. İslam dini uğrunda canlarını feda ettiler. Bu mübarek dinin mücadelesini verdiler,  bu şekilde Allah-u Teala Selahattin Eyyübiyi yüceltti.  Kürtler  bu şekilde  kıymet sahibi oldular, Kürtler İslam aleminin  büyükleri oldular. Allah  dünyanın dörtte üçünü  Kürdlerin hakimiyeti altına koydu.  Kürdler  aziz oldular, şeref sahibi oldular,  haysiyet sahibi oldular  Başı dik oldular, devlet sahibi oldular, güç oldular, azamet oldular.  Allah onları zilletin tüm çeşidinden  kurtardı. Hatta düşmanları bile onlarla iftihar etti. Kürtlerin tarihinde ve Avrupalıların tarihinde bile Selahattin Eyyubi şerefli ve izzetlidir. Bu şekilde Allah onları yüceltti. Fakat Selahattin Eyyübi’den sonra gelenler onun davası ve dininin kıymetini bilmediler, bilmediler ki bu din ile aziz olduklarını, şeref sahibi olduklarını ve bu makama eriştiklerini, kuvvet ve devlet sahibi olduklarını. Keyiflerinin peşine takıldılar, şehvetlerinin peşine takıldılar, savaş ve mücadele meydanından çekildiler. Meydanı düşmanlarına bıraktılar. Bu şekilde Allah-u Teala onları gerisin geri getirdi, başı olan ve sonu olmayan devletleri, adalet ve azametleri ellerinden gitti, günbegün gerilediler. Zamanın en zelil insanları oldular." diye konuştu.

"Her millet ve her kavim Allah'ın dinine sarıldığı vakit aziz oluyor ve başı dik oluyor"

"Tarih gösteriyor ki her vakitte her millet ve her kavim Allah'ın dinine sarıldığı vakit aziz oluyor ve başı dik oluyor. Şeref ve izzet için başka yol yoktur." diyen Varol, "Her Müslüman eğer bu dilin kıymetini bilmezse ve düşmanların peşinden gitse, Avrupa'nın peşinden gitse, Amerika'nın peşinden gitse Yahudilerin ve israilin peşinden gitse, onların eteklerinden tutar ve bu  kan emici ve yamyamlardan medet umarsa, böyle birine insan denilir mi? Kimse onlara insan diyemez. Onlar bu büyük tarihi okumuyorlar ve düşmanlarına bağlanıyorlar,  onların eteklerine tutunyorlar ve onlarla iftihar ediyorlar. Allah'ın olduğu yerde, Kur'an'ın olduğu yerde İslam dininin olduğu yerde insan nasıl oluyor da alemlerin Rabbi olan Allah'ı terk ediyor. Nasıl olur da Hazreti Muhammed Mustafa'yı ki bu dinin rehberidir, terk ediyor. İnsanlar nasıl İslam'ı ve Kur’an’ı terk ediyor ve Marx ve Lenin'in peşinden sürükleniyorlar. Onlar Avrupalı yamyamların peşinden gidiyor, düşmanlarının peşinden gidiyor, o kan emicilerin peşinden gidiyorlar, bunlar insan değiller Müslüman değiller. Bunlar Avrupa'nın ninnileriyle, onların kitaplarıyla büyümüşler. Çocukluklarından beri Avrupalılar onları kendisinin kokuşmuş fikirleriyle büyütmüşler ve kendilerini onların gözünde rab olarak göstermişlerdir ve onlara bunu kabul ettirmişlerdir. Bunları her zaman Avrupanın büyük ve onlarında köle olduklarını benimsetmek için yetiştirmişlerdir. Bunlar av tazısı gibi düşmanları için ava çıkıyorlar ve kendilerini öldürtüyorlar ve kendi düşmanlarını hakim kılıyorlar." diye konuştu.

Varol, "Eğer  Müslümanlar, bu mübarek dini anlamışlarsa, bilhassa ulema ve bu dini tanımış olan yazar, çizer ve aydın Müslümanlar nasıl oluyor da bu milleti bu cehalet ve sefaletin eline terk ediyorlar, bu Müslüman millete sahip çıkmıyorlar? Nasıl oluyor da bu islam memleketlerine ve mukaddesatlarına sahiplik yapmıyorlar? Bunlar Allah'ın huzuran çıktıkları vakit Allah'a nasıl hesap verecekler? " dedi.

Varol, konuşmasına, "Allah, esması hürmetine bizi gafletten ve cehalatten uyandırsın  ve bize kendi dininin hak ve hidayetini bize idrak ettirsin.Bu dinin uğrunda fedakarlık yapmayı ve bu perişan, esir ve cahil milletin kurtuluşunda fedakarlığı bize nasip etsin. Allah, bize bu mübarek dinin uğrunda dava adamı olmayı, mucahidi olmayı nasip etsin. Bütün dünya bilsin ki biz Müslüman'ız ve  Allah'ın taraftarıyız.  Dünya iki taifeden oluşuyor; Allah taraftarları ve Allah'ın düşmanları. İnsanlar ya Müslümandırlar ya da kafirdirler.  Allah bizi kendi taraftarı olanlardan eylesin, Allah bize bu din uğrunda şehid olmayı ve bu  dinin bayrağını dalgalandırmayı nasip etsin. Bu izzet ve şerefi bize nasip etsin." dua ve temennileriye son verdi. (Emrah Deniz, M. Sait Çelik- İLKHA)

İlgili Haberler

Editörün Seçtikleri

Mobil Uygulamamızı İndirin

Öne Çıkan Haberler