28 Şubat ve FETÖ Mağduru Aileler İnisiyatifinin kendisini ziyaret etmelerinin ardından İLKHA'ya konuşan Prof. Dr. Faruk Beşer, "Eğer insanlar 10-15 yıl hatta 30 yıl içeride haksız yere yatıyorsa bu adaletsizlik birilerini sarsar" dedi.

28 Şubat ve FETÖ Mağduru Aileler İnisiyatifi Prof. Dr. Faruk Beşer'i ziyaret etti.

Yapılan ziyaretin ardından İLKHA'ya değerlendirmede bulunan Prof. Dr. Faruk Beşer, "Mümin kardeşlerimizin içeride olması beni de çok üzüyor. Bu kardeşlerimizin mağduriyetlerini önlemek için devlet yetkililerinin bunun üzerine gitmesi lazım. Eğer insanlar 10-15 yıl hatta 30 yıl içeride yatıyorsa bu adaletsizlik birilerini sarsar. Arşı alayı sarsar." dedi.

Beşer, "Doğuda, güneydoğuda hatta belki İstanbul'da cereyan eden pek çok mümin kardeşimizin içeride olmasına sebep olan olaylar bir Müslüman olarak beni de çok üzüyor. Birtakım insanlar kumpaslarla, oyuna getirmelerle, çeşitli örgütsel iddialarla içeriye atılmış. Bu içeri atılma sürecine baktığımız zaman karanlık bir süreç." ifadelerini kullandı.

"Yetkililerinin bunun üzerine gitmesi lazım"

"28 Şubat ve 90'lı yıllarda içeriye atanlar kim? Neden içeri atılmışlar belli değil! Belki devletin gizli parmağı, belki JİTEM var." diyen Beşer, şöyle devam etti:

Öbür taraftan devletin artık terör örgütü olarak gördüğü FETÖ elemanlarının büyük ölçüde parmağı var. Durum böyle olunca bu kardeşlerimizin mağduriyetlerini önlemek için devlet yetkililerinin bunun üzerine gitmesi lazım. Eğer insanlar 10-15 yıl hatta 30 yıl içeride yatıyorsa bu adaletsizlik birilerini sarsar. Arşı alayı sarsar. O zaman bunun üzerine gitmeliler. Eğer haklı olarak bir suç işlemişlerse ve bunun için içeride yatıyorlarsa kimse buna bir şey demiyor. Ama böyle değil de bu suçlar tamamen yapay suçlarsa ve birilerinin iddialarından ibaretse, o zaman onların dosyalarının tekrar çıkarılması yeniden gündeme getirilmesi ve adaletin yerini bulması gerekir. Aksi takdirde devletin büyüklüğüne yakışmayan bir durum ortaya çıkar. Birtakım insanların sırf Müslümanlıkları sebebiyle mağdur olmaları, bizim inancımıza, ahlakımıza, edebimize aykırıdır. Devletin bunu halletmesi için bir an önce gereken yapması lazım. Bu insanların haksız yere cezaevinde yattığı iddiası var ortada. Eğer bu iddia haksız bir iddiaysa bunun ortaya çıkarılması, haklı bir iddiaysa da gereğinin yapılması lazım

"Mağdurların yanında olmaya devam edeceğiz"

Mağdur ailelerle birlikte Prof. Dr. Faruk Beşer'e yaptıkları ziyaretin olumlu geçtiğini ifade eden 28 Şubat ve FETÖ Mağduru Aileler inisiyatifi yetkililerinden Hasan Aydın, mağdur olan ailelerin çok sıkıntılarla karşı karşıya kaldıklarını ifade etti.

Aydın, "Özellikle 15 Temmuz sürecinde yaşananlardan sonra hükümetin bu işin farkında olarak özellikle FETÖ yargısı sonucu haksız yere, zulümle içeriye atıldığının farkına varıp, aklıselim bir adım atacağını umuyorduk. Lakin şu ana kadar bir adım atıldığını görmedik. İnisiyatif kurulmadan önce de STK ve siyasi parti olarak mağdur olan kardeşlerimizin arkasında durduk ve durmaya devam edeceğiz" dedi.

"Çocuklarım büyüdü evlendi ama hala gözyaşları dinmedi"

17 yıldır cezaevinde olan Selim Kaan'ın eşi Leyla Kaan, süreç içerisinde çektikleri sıkıntının haddi ve hesabının olmadığını söyleyerek, yaşadıkları mağduriyetin son bulmasını ve devlet yetkililerinin bir çare bulmasını istedi.

"Bu kadar eziyet zulüm neden?" diye soran Kaan, "Gerçekten tükendik artık. Kızım babası cezaevine girdiğinde 6 yaşındaydı, şimdi torunum 6 yaşında. Babaları ne düğünlerini ne de okula gittiklerini gördü. Hiçbir şekilde müdahil olamadı. Baba var ama yok! Haksız yere cezaevinde çürüyor. 17 yıl dile kolay geliyor ama o zaman zarfında çocuklarımın her gün gözyaşlarını dindirmek çok zor. Yerine göre anne oldum, yerine göre kardeş, yerine göre psikolog oldum. Çocuklarım büyüdü evlendi ama hala gözyaşları dinmedi. Ben çocuklarımı büyütürken ağladım, onlar da kendi çocuklarını büyütürken ağlıyorlar. Allah'ın (Celle Celalüh) izniyle ayakta durmaya çalışıyoruz ki bu da O'nun yardımıyladır. Eğer bu dünyada zulüm varsa ahirette de karşılığı vardır. Bize zulmedenlere Allah (Celle Celalüh) hakkımızı hem dünyada hem ahirette bırakmasın." şeklinde konuştu.

"Baba kelimesinin anlamını bilmedim"

Selim Kaan'ın kızı Beyza Nur Kaan, ise küçüklüğünden beri babasının cezaevinde olduğunu ve yıllarca baba kelimesinin anlamını bilmeden yaşadığını söyleyerek, şu ifadelere yer verdi:

Baba kelimesini anlamını bilmeden büyüdüm. Hep içimde yaşayarak olgun davranmaya ve kimseye yansıtmamaya çalıştım ama olmuyor, dayanamıyorum. 10 yaşına kadar babamın orada askerlik yaptığını biliyordum. Sonradan anlamaya başladım. Annem babamın camide çocuklara ders verdiği için cezaevine atıldığını söyledi. Bunu öğrendiğim gece çok düşünüp ağladım ve akıl sır erdiremedim. Nasıl olurda bu şekilde birisini cezaevine atarlar! diye. Hala da anlam veremiyorum. Ben onlara hakkımı helal etmiyorum. Babamın başımızda olmasını isterdim. Bayramlarda kendisinden harçlık almak isterdim. İstanbul'da oturuyorum ama hiçbir yerini bilmiyorum. Babamla gezip görmek, onun elini tutmanın nasıl bir duygu olduğunu bilmek isterdim. Bunlardan yoksun büyümek çok zor.

17 yaşındayken kardeşi Mesut Tunce'nin cezaevine konulduğunu ve çeşitli işkencelere maruz kaldığını söyleyen Nilüfer Hanım, devlet yetkililerine defalarca mektup gönderdiklerini ama kimsenin konuyla ilgilenmediğini ve çok ciddi sıkıntılar yaşadıklarını ifade etti. (Nizamettin Aşkın- İLKHA)

İlgili Haberler

Editörün Seçtikleri

Mobil Uygulamamızı İndirin

Öne Çıkan Haberler