Diyarbakır Tarih, Toplum ve Ekonomi Kongresi'nin açılışına katılan Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, "Ben ile öteki, birbirini düşmanlaştırmadan, şeytanlaştırmadan bir arada yaşayabilir." dedi.

İlim Yayma Cemiyeti Diyarbakır Şubesi ve merkezi Mardin'de bulunan Kadim Akademinin koordinesinde Diyarbakır Tarih, Toplum ve Ekonomi Kongresi'nin açılışı gerçekleştirildi.

Kayapınar Belediyesinin ev sahipliğinde düzenlenen uluslararası kongreye, yaklaşık 130 akademisyen katılım sağladı.

Cegerxwin Kültür Merkezi'nde Kur'an-ı Kerim tilavetiyle başlayan kongrenin açılışını yapan Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, katılımcılara hitap etti.

"Ben" ile "öteki" kavramları arasındaki ilişkiyi anlatan Kalın, bütün medeniyetlerin, dış dünya ile irtibat kurarak ortaya çıktığını söyledi.

Kalın, "Ben nedir?' sorusunu incelememiz lazım. Belki soruların en kadimi, en önemlisi… Hiç eskimeyen bu soruyu bugün tekrar sormamız gerekiyor. Bizim geleneğimizde, 'Kendini bilen Rabbini bilir.' sözü aslında kadim bir sözdür. 'Kendini bil!' ifadesinin tarihteki değişik yansımalarını kadim Yunan'da, Mısır'da görmekteyiz. 'Ben' üzerinde bu kadar durduğumuzda, buradan acaba benmerkezcilik çıkar mı? 'Ben' deyince mutlaklaştırılmış, ilahlaştırılmış prometheusçu bir egodan mı bahsediyoruz yoksa başka bir varlıktan veya cevherden mi bahsediyoruz? İslam metafiziği açısından baktığınızda 'ben', hiçbir zaman kendi zatında, kendi varlığında mevcut olan bir şey değildir. Varlığını bir başka varlıktan ödünç almış bir cevherdir. Bu yönüyle de 'ben' dediğimizde kendisinden daha büyük bir bütünün parçası olan bir cevherden bahsediyoruz. Kendini her zaman daha büyük bir bütünün parçası olarak gören bir 'ben', her zaman bir epistemik tevazu içerisinde hareket eder. Bunun bizim kültürümüze, medeniyetimize çok fazla yansımaları vardır." dedi.

"Ben' ile öteki, birbirini düşmanlaştırmadan bir arada yaşayabilir"

Her "ben" tasavvurunun, bir ötekinin varlığını zorunlu kıldığını kaydeden Kalın, şunları söyledi: "Bununla neyi kastediyoruz? Öteki, bizim dışımızda olan her şey olabilir. Tarih, toplum, tabiat, başka kültürler, insanlar… Bunların her biri bizden farklı olduğu, bizim dışımızda olduğu için bir öteki olarak görülebilir. 'Ben' ile öteki arasındaki farkı bütünüyle ortadan kaldırabilir miyiz? Burada temel mesele, 'ben' ile öteki yokmuş gibi kurgulamak yerine, 'İkisi arasında nasıl bir ilişki kurabilirim?' sorusu üzerine yoğunlaşmak gerekir. Bizim açımızdan, 'ben' ile öteki arasındaki farkı bütünüyle ortadan kaldırmak mümkün değil. Çünkü 'ben' dediğiniz anda sizin dışınızda olmayan bir şeylerin varlığını zaten ifade etmiş oluyorsunuz. Modern dönemde 'ben' ile öteki arasında iki tür yaklaşımın öne çıktığını görüyoruz. Birincisi; ötekini yok sayan, onu kendi içinde asimile etmek isteyen mutlakçı, otoriter, totoriter bir yaklaşım var. İkincisi de 'Ben-öteki diye bir şey yok.' diyen köksüz bir liberalizim. Bu ikisi arasında bir tercih yapmak zorunda değiliz. 'Ben' ile öteki, birbirini besleyebilir. İkisi arasında hayra ve güzelliğe dayalı bir rekabet olabilir. Bazen kendimizi başkasının aynasında görmek, kendimizi muhasebeye çekmek, nefsimizi sigaya çekmek için iyi bir vesile olabilir. 'Ben' ile öteki, birbirini düşmanlaştırmadan, şeytanlaştırmadan bir arada yaşayabilir."

"Başka kültürlerden, başka toplumlardan öğrenebileceğimiz birçok şey var"

"Zaten insanlık tarihine baktığımız zaman bunun medeniyet tarihindeki birçok örneğini görebiliyoruz." diyen Kalın, "Hiçbir medeniyet sadece kendi referanslarından hareketle, dış dünya ile hiçbir irtibat kurmadan ortaya çıkmamıştır. Kadim Mısır medeniyeti, Mezopotamya coğrafyasından birçok şey almıştır. Kadim Çin medeniyeti, başka medeniyetlerden beslenmiştir. Kadim Yunan medeniyeti, hem Akdeniz'den hem Mezopotamya'dan hem de Anadolu topraklarından beslenmiştir. İslam medeniyeti, İslam inancının bir yaşam biçimi haline gelmesiyle birlikte kadim Yunan'dan, İran'dan, Mezopotamya'dan, kadim Mısır'dan beslenerek gelmiştir. Bunları yaparken, kendi referanslarını esas alarak bir sentezleme yapmıştır. Dolayısıyla başka kültürlerden, başka toplumlardan öğrenebileceğimiz, alıp verebileceğimiz birçok şey vardır. Şu hususun da altını çizmekte fayda var. Kendimizi unuttuğumuz zaman başkalarıyla da sağlıklı ilişki kurmamız mümkün değildir. Dolayısıyla biz, pergelin ucunu kendi coğrafyamıza, kendi irfani geleneğimize, kendi hafızamıza, tarihimize saplamak ve sabitlemek durumundayız. Bu sabitlemeyi yapmayan bireylerin ve toplumların tarihin önünde adeta savrulması içten bile değildir. Bizim son birkaç asırdır modernleşme, Batılılaşma tecrübesi maalesef böyle bir sonucu ortaya çıkarttı. Modernleşme adına Batılılaştık, batılılaşma adına lümpenleştik. Aslında ne kendimiz kalabildik ne tam anlamıyla Batılı olabildik. İçine girdiğimiz cendereden bugün yeni yeni çıkmaya başlıyoruz." ifadelerini kullandı.

"Türkiye birçok alanda yeni sayfa açıyor"

Türkiye'nin bugün birçok alanda yeni sayfalar açtığını belirten Kalın, "Biz, aslında masalları ve tarihi olan bir coğrafyanın evlatlarıyız ama yaklaşık iki asırdır kendi hikâyelerimizi ve masallarımızı unuttuk. Başkalarının masalları içerisinde kendimize bir yer aradık. Başkalarının kahramanlarını kendi kahramanlarımızla karıştırıp, 'Bizim niye böyle kahramanlarımız yok?' diye adeta kendi kendimizi kahrettik. Bize dayatılan o sahte ve yüzeysel kimlikler üzerinden, 'Biz neredeyiz?' sorusunu karanlıklar içerisinde sorup cevaplamaya çalıştık ama bugün Türkiye, birçok alanda yeni sayfa açıyor. Kendi tarihi ve coğrafyasıyla, kendi insanıyla, diliyle barışıyor ve yeniden kendi masallarını, hikâyelerini keşfetmeye başlıyor." şeklinde konuştu.

Açılış programına; Kalın'ın yanı sıra Diyarbakır Valisi Hasan Basri Güzeloğlu, İlim Yayma Cemiyeti Genel Başkanı Yusuf Tülün, İlim Yayma Cemiyeti Diyarbakır Şube Başkanı Ali Karakaş, Kadim Akademi Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Özcoşar, , kamu kurum ve kuruluşlarının temsilcileri, akademisyenler ile vatandaşlar katıldı. (Hamza Adiyaman, Muhammed Said Aksoy - İLKHA)

İlgili Haberler

Editörün Seçtikleri

Mobil Uygulamamızı İndirin

Öne Çıkan Haberler