Doğu Türkistan’daki kamplarda yaşanan zulümler protesto edildi

Doğu Türkistan'daki kapmalarının Nazi kamplarını andırdığını belirten STK'lar, kamplarda yaşanan zulümleri protesto etmek ve yaşanan zulme dikkat çekmek amacıyla basın açıklaması düzenledi.

BM İnsan Hakları Konseyinin 6 Kasım 2018 Salı günü Cenevre’deki merkezinde Çin Hükümetiyle Çin’deki insan hakları ihlallerini değerlendirildiği bir oturum yapıldı. Bu oturuma dikkat çeken STK'lar, Çin’in Doğu Türkistan’daki Uygur, Kazak, Kırgız vb. Müslüman Türk toplumuna yönelik baskı ve zulümlerini protesto etti.

İnsan Hakları ve Adalet Hareketi (İHAK), Doğu Türkistan’da yaşanan zulümleri protesto etmek ve yaşanan zulme dikkat çekmek amacıyla Fatih Camisi'nde öğle namazının ardından toplanan kalabalıkla birlikte, Çin aleyhine sloganlar atarak Fevzi Paşa Caddesi üzerinden Saraçhane Parkı'na kadar yürüdü. Protesto gösterisi İHAK Başkanı Av. Cihat Gökdemir tarafından okunan basın açıklaması ve konuşmalarla devam etti.

Yapılan basın açıklamasında, 1949 yılından bu yana devam eden zulümle insanların can, mal, nesil, namus ve akıl emniyetinin kalmadığı, Çin'in bütün bunlara müdahale ederek nesillerimizi bozduğu ifade edildi.

Gökdemir, "Canımız ve malımıza kastettiği yetmezmiş gibi son yıllarda Hitlerin Nazi kamplarını andıran toplama kaplarında milyonlarca Doğu Türkistanlının zihinlerini bozuyor. Biz bugün burada bu zulmü dünyaya duyurmak için haykırıyoruz. Neden hafta içi toplandığımızı soranlar var. Belki hafta sonu kalabalık olabilirdik ama bugün Cenevre’de BM İnsan Hakları Komisyonu'nda, Çin'in 10 diplomatı Çin’de yaşanan insan hakları ile ilgili bir oturum yapıyorlar. Ben buradan İslam dünyasındaki diplomatlara sesleniyorum. Siz neredesiniz? Bugün Cenevre’de insan hakları komisyonunda hesap veren Çinli diplomatların önünde neden yoksunuz? Niçin hesabımızı sormuyorsunuz?

"Türkiye halkı Doğu Türkistan’a sahip çıkmaya ve kamplar kapatılıncaya kadar ses çıkarmaya devam edecektir"

Çin, önüne geçilemez şekilde ekonomik büyüklüğe kavuştuğunu, bu yüzden siyasi ve ekonomik olarak kimsenin karşısında durmaya cesaret edemediğini belirten Gökdemir, açıklamasını şu şekilde sürdürdü;

Oysa Çin emperyalizmi, dünyanın gözünün içine baka baka insanların canlarına, mallarına, namuslarına kastediyor. Bu sene Türkiye ve Çin arasında kültürel barış antlaşması var. Maalesef ülkemizde kültür ve barış yılı ilan edildi. Biz ülkeler arasındaki siyaset ve diplomasinin nasıl yürüdüğünü bilemiyor olabiliriz ama oradaki toplama kamplarındaki canlarımızın, akrabalarımızın ne durumda olduğunu biliyoruz. Onlar o durumdayken kültür ve barış yılının ilan edilmesini kabul edemiyoruz. Diğer ülkelere göre Doğu Türkistan’da yaşanan zulme tepki gösteren bir ülkemiz var. Ancak Çin'in bu büyüklüğü karşısında son zamanlarda bizim de sesimiz çıkmaz oldu. Maalesef medyamız, siyasi partilerimiz, STK’larımız sessiz. Son dönemlerde Batının, Çin ile aralarının bozulmasından dolayı sesi çıkmaya başladı. Biz on yıllardır ses çıkarıyoruz ama Türkiye’de bir kısım medya bize Amerika Çine karşı çıktı sizde karşı çıkmaya başladınız. Yoksa Amerika’nın güdümüne mi girdiniz diyor. Eğer sen onlarca yıldır bizi takip etmiyorsan bize ne! Türkiye’nin Müslümanları Doğu Türkistan’a bugün değil 1949 yılından beri sahip çıkıyor. Batı ses çıkarsa da çıkarmasa da Türkiye halkı Doğu Türkistan’a sahip çıkmaya ve kamplar kapatılıncaya kadar ses çıkarmaya devam edecektir.

"Türklükten dem vuranlar Doğu Türkistan’ı unuttular"

"Doğu Türkistanlı kardeşlerimiz başta olmak üzere bu meydanı dolduran, mazlumun yanında, zalimin karşısında duran herkesi selamlıyorum" diyerek konuşmasına başlayan HÜDA PAR İstanbul İl Başkanı Erdal Elibüyük,"Bu tür gösteriler sözün bittiği, resim ve pankartların konuşulduğu alanlardır." dedi.

Elibüyük, "Biz ne söylersek söyleyelim sözler kifayetsiz, tepkiler yetersiz kalır. Bizler Hazreti İbrahim’in ateşe atıldığı zaman ağzında su taşıyan kuş misali safımızı belli ediyoruz.  Zaman zaman gerek Doğu Türkistanlı kardeşlerimizin evlerine misafir olarak gerek kanaat önderini, derneklerini ziyaret ederek yaşananlardan haberdar oluyoruz.  Maalesef Doğu Türkistan uzun zamandır unuttuğumuz bir yer. Bizler hem halk hem hükümet hem de siyasi partiler nezdinde tepkilerimizi ortaya koymalıyız. Bugün meclis kürsülerinden grup konuşmalarından Türklüğü kimseye bırakmayan, esip gürleyen, iç politikalara bunu alet edenlere diyoruz ki çıkın Çin'e de bir şey söyleyin, çıkın oradaki soydaşlarımıza sahip çıkmak adına 1-2 cümle söyleyin. İç politikada ırksal anlamda olan söylemlerinizde samimiyseniz bunu dış politikada uygulayın. Kardeşlerimize sahip çıkan açıklamalar yapın. Maalesef toplum olarak duyarsızız ve ciddi bir tepki gösterilmiyor. Medyada sanki hiçbir şey yaşanmıyormuş gibi kör ve sağırları oynuyor. Doğu Türkistan’da yaşanan zulüm Gazze’de, Kudüs’te yaşanan zulmün ötesine geçmiştir." diye konuştu.

"Söylemler adımlara dönüşmelidir"

5 Temmuz 2009 da yaşanan Urumçi katliamı sonrasında bir rapor hazırladıklarını ve aradan geçen zamana rağmen zulmün durmadığını ve daha da şiddetlenerek devam ettiğini söyleyen MAZLUMDER Genel Başkanı Ramazan Beyhan, yüzbinlerce insanın aşırılık bahanesiyle kamplara toplandığını ve işkencelere maruz kaldığını ifade etti.

Beyhan "Uygur Müslümanlara ayrımcılık yapılmakta, temel insan haklarından mahrum bırakılmaktalar. Uygur Türklerine karşı ret, inkâr ve asimilasyon ile adeta etnik imha politikaları izlenmektedir. Ulusalcı Türkiye Cumhuriyeti maalesef Müslümanlara ve akraba olan topluluklara karşı ilgisiz kalmış ve kabuğuna çekilmiştir. 15 yıldır iktidarda bulunan AK Parti yetkililerinin sık sık dile getirdikleri ‘Gönül coğrafyamız’ vurgusu artık söylem olmaktan çıkmalı ve daha etkin adımlara dönüşmelidir."

"Türkiye her ne sebep olursa olsun Uygurları Çine iade etmemelidir"

ÖZGÜRDER Genel Başkan Yardımcısı Kenan Alpay ise yaptığı konuşmada şu ifadelere yer verdi;

Siyasi tarihe ilişkin akademik değerlendirmeleri okuduğumuzda, genellikle 1989 yılında Berlin’de demir perdenin yıkıldığına ilişkin bir değerlendirme okuruz. Bu değerlendirme doğru gibi gözükse de özellikle Çin Devleti'nin Doğu Türkistan’da uygulamış olduğu despotik uygulamaları, asimilasyon politikalarını göz önünde bulundurduğunuzda demir perdenin esasen doğu Türkistan’da tahkim edildiğini rahatlıkla söyleyebiliriz.  Toplama kamplarının Nazi döneminde Yahudi toplumuna karşı uygulanan faşist bir uygulama olduğunu fakat bunun geride kaldığı söylenir ama gelin görün ki Doğu Türkistan’da Çin Devleti, milyonları aşan insanı toplama kaplarında toplayarak akla hayale gelmeyen, insanlığa sığmayan uygulama ve işkencelere maruz bırakmaktadır. Maalesef Türkiye’de Çin'in Doğu Türkistan’a karşı uygulana zulmü savunan ahlaksız troller var. Bunlar diyorlar ki ne zaman Çin ile ilişkilerimiz iyi olsa Doğu Türkistan davası gündeme getiriliyor. Ey utanmazlar, ey ahlaksızlar, gelin buraya bakın. Buradaki insanların akrabalarıyla, aileleriyle, kardeşleriyle yıllardır ilişkisi kesilmiş, bu insanlar akrabalarının akıbetlerinden haber dahi alamıyorlar, siz hangi provokasyondan bahsediyorsunuz?  Türkiye her ne sebep olursa olsun Çin'in kendilerine teslim etmesini ve terörist olarak gördüğü insanları Çin'e iade etmemelidir

"Yıllarca haykırdık sesimizi duyan olmadı"

"Ben size burada doğu Türkistan halkından selam getirmek isterdim ama getiremedim. Onlardan sizlere, Ey Türkiye! Ey Müslümanlar neredesiniz! Ben ölüyorum, katlediliyorum diyen nidalarını getirdim" diyerek konuşmasına başlayan Doğu Türkistan Maarif Derneği yetkililerinden Abdulahad Abdurrahman, şu şekilde konuştu;

"Çin Doğu Türkistan’ı işgal ettiğinde yurdumuz işgal edildi, ismi değiştirildi diye nida ettik ama kimsenin sesi çıkmadı. Sonrasında âlimlerimiz katledildi, gençlerimiz hapse atıldı, kültürümüz yok edildi, dediğimizde kimsenin sesi çıkmadı. Medreselerimiz, camilerimiz yıkıldı. İnsanlarımız dinsizliğe sevk edildi dedik, kimsenin sesi çıkmadı. Kılık kıyafet uygulaması yapıldı, başörtüsü yasaklandı kimsenin sesi çıkmadı. Kadınlarımız zorla kürtaj edildi, bebeklerimiz çöplere atıldı ama kimsenin sesi çıkmadı. Türkiye’de yüzlerce konferans vererek Doğu Türkistan davasını anlatmaya çalıştık. Doğu Türkistan kan ağlıyor dedik ama şimdi kan ağlamıyor ölüyor. Durum böyleyken iman sahibi, vicdan sahibi olanlar buna hiçbir şey demeyecek mi? Nerede sizin imanınız, nerede vicdanınız? Ben iman ve vicdan sahibi olanlara seslenerek bu davaya sahip çıkmalarını istiyorum Türkiye’nin de ekonomik çıkarlarını düşünerek bu davaya göz yummamasını istiyorum. Buradan Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a sesleniyorum. Siz her zaman mazlumların yanında olduğunuzu söylediniz, biz size inanıyoruz. Ne olur, dik durun ve Çin'in ekonomisine boyun eğmeyin" (Nizamettin Aşkın- İLKHA)

İlgili Haberler

Editörün Seçtikleri

Öne Çıkan Haberler