Bir öğrenicinin Edirne'de 10 Kasım törenlerinin yapıldığı alandan geçerken "bu bir kıyamdır" dediği için tutuklanmasına tepki gösteren hukukçular, "Atatürk'ü Koruma Kanunu" kaldırılmadığı müddetçe bu tür hukuksuzlukların devam edeceğini söylediler.

Edirne'de gözaltına alınan Emine Şahin isimli üniversite öğrencisinin, daha sonra "kendi beyanı olmayan ifadelerle" hazırlandığını belirttiği polis ifade tutanağı ile çıkarıldığı mahkemece tutuklanmasına her kesimden tepkiler devam ediyor.

Yaklaşık 60 sene önce çıkarılan "5816 sayılı Atatürk'ü Koruma Kanunu" Türkiye'nin yakın tarihine dair araştırma ve yorumların üzerinde "Demokles'in kılıcı" gibi sallanmaya hala devam ediyor. Söz konusu kanun kullanılarak M. Kemal'e hakaret içermeyen en ufak eleştirinin bile engellendiğine dikkat çeken hukukçular, 5186 sayılı kanunun düşünce özgürlüğünün önündeki en büyük engel olduğunu söylediler.

Söz konusu kanunun en son mağdurunun Edirne'de 10 Kasım törenlerinin yapıldığı alandan geçerken "bu bir kıyamdır" dediği için tutuklanan Emine Şahin'in olduğunu belirten Avukat Hüseyin Kurşun, bu kanun değişmedikçe bu tür hukuksuzlukların devam edeceğini söyledi.

Şahin'in hiçbir şekilde M. Kemal'e hakaret etmediğini ve buna rağmen tutuklanmasının hukuka aykırı olduğunu belirten Kurşun, İLKHA'ya yaptığı açıklamada, "Bu kanun, bu mantıkla yorumlandığı sürece daha çok kişi Atatürk yüzünden cezaevine girer." dedi.

Tutuklanan bayan öğrencinin hiçbir şekilde M. Kemal'e hakaret etmediğini ve buna rağmen de tutuklanmasının hukuka aykırı olduğunu belirten Kurşun, "Ben bayanın ifadesini okudum. İfadesinde 'Bu bir kıyamdır. Şer'i kanunları iptal etti ve yerine de yeni kanunlar getirdi' diyor. Burada inancından kaynaklanan bir refleks söz konusu. Ama konuşmanın içerisine baktığımız zaman her hangi bir hakaret söz konusu değil. 5816 sayılı 'Atatürk'ün hatırasına alenen hakaret' Atatürk'ü koruma kanunun birinci maddesine, Atatürk'ün hatırasına karşı alenen işlenen suçlar ya da hakaret, sövme söz konusu değil. 'Bu bir kıyamdır' demesini de zaten kendisi ifadesinde bunu açıklıyor. Kıyam namazda bir harekettir. Bu anlamda saygı duruşunu da bir kıyam gibi değerlendirerek kendi düşüncesini söylemiştir. Ama kesinlikle hakaret içeren bir söz yoktur.  Diğer taraftan 'Atatürk bir ilah değildir' diyor. Bunu Atatürk'ü seven de sevmeyen de kabul ediyor. Yani Atatürk'ün ilah olmadığını herkes kabul ediyor. Dolayısıyla da verilen tutuklama kararı kesinlikle yanlıştır." dedi.

"Atatürkçülük üzerinden toplum kutuplaştırılıyor"

"Atatürkçülük" üzerinden toplumun kutuplaştırıldığını belirten Kurşun, "Yani Atatürkçüler, Atatürkçü olmayanlar. Atatürk'ü sevenler veya sevmeyenler şeklinde bir ayrıştırma var. Bir lideri herkes sevmek zorunda değildir, eleştiredebilirsin. Özellikle 'Atatürk'ü koruma kanun'un halen yürürlükte olması ve diğer taraftan düşünce özgürlüğünün anayasada teminat altında olması bir çelişkidir. Biz maalesef bu durumu öyle düzeye getirdik ki maalesef Atatürk'ü eleştirmeyi bile bir hakaret olarak gören bir yeni yapıya büründük.  Toplum Atatürk kütüğü çevresinde kamplara bürünüyor. Maalesef bu iyi bir süreç değil." ifadelerini kullandı.

"Türkiye düşünce özgürlüğü bağlamında geriye doğru gidiyor"

Bu tutuklamanın Türkiye'nin düşünce özgürlüğü bağlamında geriye doğru gittiğinin bir göstergesinin olduğunu belirten Kurşun, "Mahkemenin tutuklama gerekçesine baktığımız zamanda delillerin henüz toplanmamış olmasından bahsediyor. Oysa deliller toplanmış yani kamera kayıtları, tanık ifadeleri var. Polislerin de ifadeleri alınmış. Dolayısıyla delillerin toplanmama gibi bir durum söz konusu değildir. Bu açıdan da verilen bu tutuklama kararı Türkiye açısından çok üzüntü vericidir ve düşünce özgürlüğünün önündeki engelleri açma iddiasında olan bir hükümet döneminde bu tür uygulamaların gerçekleşmiş olması Türkiye'nin aslında düşünce özgürlüğü bağlamında geriye doğru gittiğinin bir göstergesidir." diye konuştu.

"Herkesin kutsalı kendisine aittir"

Son dönemlerde dinin kutsallarıyla devletin kutsallarının çakıştığına dikkat çeken Kurşun, "Dolayısıyla dindar kesim ile laik-Kemalist kesim arasında bir çatışma ve kamplaşmanın doğduğunu da görüyoruz. Herkesin kutsalı kendisine aittir. Benim birilerinin kutsalına saygı duymak gibi bir lüksüm yoktur, ama saygısızlık da etmem. Dolayısıyla da kimse bir şahsı sayıyor ve seviyor diye herkesin aynı kişiyi saymak, sevmek ve kutsamak zorunda değildir, yeter ki hakaret içermesin." şeklinde konuştu.

"5186 sayılı kanun düşünce özgürlüğünün önündeki en büyük engeldir"

"Atatürk bu ülkenin kurucusu ve herkesin bir ölçüde takdir ettiği bir insansa neden 'Atatürk'ü Koruma Kanunu' var?" diye soran Kurşun, şöyle devam etti:

Türkiye dışında dünyada bunun bir örneğini göremezsiniz ve ölmüş bir insan 5186 yasa ile korunmaya çalışılıyor. Neden korunmaya çalışılıyor? Neden Atatürk ile ilgili bu arşivler halen açılmıyor? İnsanlar neden Atatürk ile ilgili bu gerçeklerden mahrum bırakılıyor ve resmi tarihin koruması altına alınıyor? Bunların hepsini sorgulaması gerekiyor ve her şeyden önce şeffaflığın hakim olması lazım. Türkiye Cumhuriyeti'nin bir kurucusu var. O kurucu ile alakalı lehte veya aleyhte doğru ya da yanlış birçok iddialar var. Herkes tarihi kendi perspektifinde, kendi değer yargılarına göre yazıyor. Türkiye'de maalesef tarih çalışmaları bu anlamda çok problemli. Ya Osmanlıcı ya Atatürkçü ya da Cumhuriyetçi oluyorsun. Dolayısıyla tarih objektif kriterlere göre maalesef değerlendirilmiyor. Bir takım bilgiler bir taraftan gizlenmeye çalışılıyor. Oysa her şeyin açık, şeffaf ve ortada olması gerekiyor. Kişinin dini veya inancı ile çelişen 'Atatürk'ü Koruma Kanunu'nda olduğu gibi bazı uygulamaların halen hayatta olması kişinin inanç hürriyetini bir şekilde kısıtlamaktadır ve bu kişi inancı gereği Atatürk'ün uygulamalarını eleştirdiği zaman bu sefer 5186 sayılı kanun ile karşı karşıya kalıyor. Bu açıdan da bu kanun aynı zamanda düşünce özgürlüğünün önündeki en büyük engeldir. Arşivlerin açılması, Atatürk ve Cumhuriyet ile ilgili tüm gerçeklerin artık gün yüzüne çıkması gerekiyor. Bu belirsizlik devam ettiği sürece biz Atatürk ile ilgili olarak gerek şahsi gerek yaptığı devrimlerle ilgili daha çok şeyi konuşacağız gibi geliyor.

Türkiye'de Neo-Kemalizm döneminin başladığını belirten Kurşun, son dönemlerde bazı kişi ve kişiler tarafından dindar kesime M. Kemal'in sevdirilmeye çalışıldığını ve bunun da çok trajik bir durum olduğunu vurguladı.

"Bu kanun, bu mantıkla yorumlandığı sürece daha çok kişi Atatürk yüzünden cezaevine girer"

Emine Şahin'in tutuklanmasının ardından kamuoyunun verdiği tepkiyi de değerlendiren Kurşun, şunları söyledi:

Kamuoyunun vermiş olduğu tepki çok yerinde bir tepki. Gerçekten verilen karar çok infial uyandırıcı bir karar. Verilen karar ile 'Siz Atatürk hakkında hiçbir şey söyleyemezsiniz, onun aleyhinde hiçbir şey söyleyemezsiniz. Sadece onu övücü şeyler söyleyebilirsiniz. Onu eleştiren hiçbir şeyi söyleyemezsiniz' denilmek isteniyor. Zaten hakaret bir suç teşkil ediyor. Dolayısıyla kamuoyunun vermiş olduğu tepki yerinde bir tepkidir. Özellikle bayanın 'Atatürk ilah değildir' söylemi ve bu söylem üzerine de 'Bu bir kıyamdır' demesi de toplumun dindar kesimi tarafından yoğun bir tepki ile karşılaşıldı. Çünkü tepki gösteren kişilerde aslında aynı 'suçun' sanığı durumuna getirilmiş oldu. Bu anlamda verilen tepkileri çok olumlu buluyorum. Hukuki anlamda gerekenlerin de yapılması gerekiyor. Bu kanun bu şekilde yorumlandığı sürece ki; bana göre öncelikle de kaldırılması gerekiyor. Ama bu kanun bu mantıkla yorumlandığı sürece daha çok kişi Atatürk yüzünden cezaevine girecek gibi gözüküyor.

"Bu ülkede 95 yıldır insan hak ve özgürlükleri ayaklar altına alınıyor"

Kurşun, "Peygamber efendimizin hadisleri ile ilgili, dinimiz ile ilgili tartışmalar yapılıyor. Dinin ahkam ayetleri sorgulanıyor. Muhkem ayetlerin tarihsel olduğu ileri sürülüyor. Yine Peygamber efendimizin hadislerine uydurma isnadında bulunuluyor. Özellikle laik, ateist, deizm kesim Peygamber efendimizi aşağılayıcı ve hakaret edici ifadeler kullanıyor, bazı karikatürler yazıp çiziyorlar. Ama buna hiçbir tepki gösterilmiyor, bu çok ilginçtir. Oysa bu toplumun yüzde 99'unun Müslüman olduğu söyleniyor. Yüzde 99'unun benimsediği, sevdiği ve kabullendiği bir kişi olan Peygamber efendimize yönelik hakaretlerde hiçbir yargı organı, hiçbir savcı veya polis harekete geçmiyor. Gerçekten de insan hak ve özgürlükleri bu ülkede 95 yıldır ayaklar altına alınıyor. Saldırgan bir eşitsizlik var. Atatürkçü olanlar ile olmayanlar arasında saldırgan bir eşitsizlik söz konusudur ve inanmayan birinin, Peygamberimize hakaret etmesi tolere edilirken, hiçbir işlem yapılmazken bir dindarın hakaret bile içermeyen bir sözünden dolayı içeri alınması ve kamuoyunun da bu şekilde bir tepki vermesi zaten toplumu gerilmesi, kamplara ayrılması anlamına geliyor. Hükümetin ve yargının bu gerilim çok tırmanmadan bu öğrencinin tahliye edilmesi gerektiğini düşünüyorum." dedi. (İbrahim Koçyiğit-İLKHA)

İlgili Haberler

Editörün Seçtikleri

Öne Çıkan Haberler