HÜDA PAR Türkiye ve dünya gündemini değerlendirdi

HÜDA PAR Genel Merkezi; Danıştay’ın başörtüsü kararı, mescitsiz okul kalmasın projesi, donarak hayatlarını kaybeden göçmenler, Doğu Türkistan’daki Çin zulmü, Mısır’daki idam kararları ve Yemen barış görüşmelerine dair değerlendirmelerde bulundu.

Türkiye ve dünya gündeminde yaşanan olayları değerlendiren HÜDA PAR Genel Merkezi, Danıştay’ın başörtüsü kararı, yönetmelikler ve 28 Şubat, İnsan Vakfı’nın başlattığı ‘Mescitsiz Okul Kalmasın’ projesi, göçmenlere yönelik kötü muamele, Doğu Türkistan’daki Çin zulmü, Mısır’daki idam kararları ve Yemen barış görüşmelerine yönelik önemli açıklamalar yaptı.

Başörtüsünün anayasal güvence altına alınmasının vurgulandığı açıklamada, hukuktaki en zayıf halkalardan birinin yönetmelik olduğu; "halkın inanç ve değerleriyle barışık olmasını gerektiren uygulamaların anayasal güvence altına alınması gerektiği" belirtildi.

Yunanistan’ın göçmenlere yönelik muamelesine değinilen açıklamada, uluslararası sözleşmelere aykırı olan geri itme vakalarının endişe verici sonuçlar doğurduğu ifade edildi.

Komünist Çin’in Doğu Türkistan’daki vahşetleri ile koalisyon güçlerinin Yemen’deki zulümlerinin sona erdirilmesi gerektiğinin altı çizilen açıklamada, ayrıca Mısır’daki cunta mahkemenin 9 İhvan üyesine verdiği idam kararına ilişkin değerlendirmelerde bulunuldu.

Danıştay savcısının TSK’daki başörtüsü ile ilgili hazırlamış olduğu mütalaaya tepki gösterilen açıklamada, "22.02.2017 tarihinde Milli Savunma Bakanlığı tarafından ‘Türk Silahlı Kuvvetleri Kıyafet Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik’ ile silahlı kuvvetlerde başörtüsü yasağı kaldırılmıştı. Danıştay savcısının yasağın kaldırılmasının laikliğe aykırılık iddiası; Türkiye’de sistemin halen halkın değerleriyle barışmadığını ve ‘bin yıl sürecek’ denilen 28 Şubat’ın despot ve yasakçı zihniyetinin henüz bitmediğini göstermektedir." denildi.

"Hükümet, halkın inanç ve değerleriyle barışık olmasını gerektiren uygulamaları anayasal güvence altına almalı"

Halkın inanç ve değerleriyle barışık olmasını gerektiren uygulamaların anayasal güvence altına alınmaması, yasakçı zihniyeti harekete geçirdiği ifade edilen açıklamada, "Yönetmelik, hukuktaki en zayıf halkalardan biridir. Hükumetin, halkın inanç ve değerleriyle barışık olmasını gerektiren uygulamaları anayasal güvence altına almaması, yönetmelik gibi geçici ve iktidar sahipleri değiştiğinde rahatlıkla dönüştürülebilecek normlara bağlaması; bu temel hak ve özgürlüklerin sıhhatlerini etkilemekte ve gelecekte de bu tür manipülasyonlara açık olacağını göstermektedir. Hükümet, başörtüsü serbestisini ve bireyin din ve vicdan hürriyetinin önündeki engellerin kaldırılmasını anayasal güvence altına almadıkça, gücü ve çoğunluğu eline geçiren yasakçı zihniyetin bu özgürlükleri yasaklama teşebbüsleri olacaktır." ifadelerine yer verildi.

"Mescitsiz okul kalmasın projesi umut verici"

Bu projenin ahlaklı ve bilinçli bir neslin yetiştirilmesi noktasında umut verici olduğu kaydedilen açıklamada, "İnsan Vakfı'nın başlattığı ‘Mescitsiz Okul Kalmasın’ projesinin Milli Eğitim Bakanlığı tarafından onaylanması ahlaklı ve bilinçli nesillerin yetiştirilmesi ve geleceğimiz adına umut vericidir.  Daha önce Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yürütülen ‘Okul-Cami Buluşması’ da dini ve ahlaki bilincin yerleştirilmesinde önemli bir adım olarak hatırlanırken, onaylanan yeni proje bunu pekiştirecektir. Bakanlık bünyesinde bu tür projelerle, kuşakların din ve ahlaki bilinçlerinin pratikle harmanlanacak olması; geleceğimiz adına umut vaat edecek ve toplumu ihya edecek nesillerin yetiştirilmesine önayak olacaktır. Bu tür projelerin uygulanması ve eğitim sistemimizin toplumun değerlerine uyarlanması noktasında biz de HÜDA PAR olarak daima takipçi olacağız." denildi.

"Avrupa ülkelerinin insanlık dışı uygulamaları vicdanlarda derin yaralar açmaktadır"

Yunanistan polisinin göçmenlere yönelik kötü muamelesine değinilen açıklamada, şu ifadeler kullanıldı: "Yunanistan polisinin, Avrupa’ya ulaşmaya çalışan mültecilere yönelik insanlıktan yoksun muamelesi neticesinde mülteciler sınırda donarak yaşamını yitirmektedir. Yunanistan sınırında yakalanan onlarca mülteci, kıyafetleri, eşyaları alınarak ve darp edilerek Türkiye’ye geri gönderilmektedir. Uluslararası sözleşmelere aykırı olan geri itme vakaları endişe verici sonuçlar doğurmakta ancak uluslararası kuruluşlar tarafından Yunanistan’a yönelik bir yaptırım söz konusu olmamaktadır. Daha önce Uluslararası İnsan Hakları Örgütleri tarafından gündeme getirilen Danimarka’da sığınmacıların değerli eşyalarına el konulduğu, Avrupa ülkelerinde birçok sığınmacı çocuğunun kaybolduğu, ırkçı saldırılara karşı korunmadıkları ve kollarına belli renkte bilezikler takılarak afişe edildikleri iddiaları da ne yazık ki soruşturulmamış ve belli bir yaptırıma tabi tutulmamıştır. Avrupa ülkelerinin insanlık dışı uygulamaları vicdanlarda derin yaralar açmaktadır. Söz konusu hak ihlalleri, yaptırım gücü bulunan uluslararası kuruluşların da güvenirliğini zedelemekte ve insan hakları evrensel bildirgesini etkisiz hale getirmektedir. Sığınmacılar ticari bir kazanç unsuru olarak görülmekte ve maddi manevi zarara uğratılmaktadır. Müslüman sığınmacılara yönelik insanlık dışı politikalar Akdeniz’de binlerce mültecinin boğulmasına yol açarken, Yunanistan’da da devlet terörü halini almıştır. Yaşananlar, uluslararası kuruluşların en kısa sürede harekete geçmesini ve ihlallerin önüne geçecek caydırıcı tedbirler ortaya koymalarını zorunlu kılmaktadır."

"Türkiye, Doğu Türkistan’a uygulanan zulüm karşısında, uluslararası kuruluşları harekete geçirmeli"

Komünist Çin’in Doğu Türkistan’da yaptığı vahşetlere değinilen açıklamada, "Çin Devleti tarafından Uygur Müslümanlarına yıllardır uygulanan asimilasyon, aile yapısına müdahale, mesken masuniyetini ihlal, ev ve iş yerleri üzerinde tahakküm kurma, ibadet hakkını engelleme gibi devlet terörü tüm şiddetiyle devam etmektedir. Asılsız suçlamalarla kamplara ve zindanlara atılan birçok kişi ağır işkenceler sonucu yaşamını yitirmekte, barışçıl gösteriler kanlı müdahaleyle bastırılmaktadır. Birçok ülke tarafından görmezden gelinen bu durum Türkiye’de de siyasi otorite tarafından dile getirilmemektedir. Eski Başbakan Binali Yıldırım’ın; bölgede yaşananlar tüm delilleriyle ortaya konulmasına rağmen Çin’in toprak bütünlüğünün önemini vurguladığı bölge ziyaretinde, Uygur Müslümanlarının ise teröre karışmış olması halinde olumlu bakmayacaklarına dair açıklaması talihsiz bir açıklama olarak vicdanları yaralamıştır. Adalet ilkesiyle hareket edenler hiçbir stratejik ilişkiyi ve çıkarı insan hayatından daha önemli görmemeli ve tüm haksızlıklara karşı tepkilerini fiili olarak göstermelidir. Türkiye, bu mazlumlara uygulanan zulüm karşısında uluslararası kuruluşları harekete geçirmesi için gereken adımları hemen atmalıdır." denildi.

Mısır’daki idam kararları

Mısır’da 9 İhvan üyesine verilen idam kararını değerlendiren açıklamada, "Mısır’da cuntacı mahkeme tarafından, yargılanan 9 İhvan üyesine verilen idam cezası onaylanmıştır. İşbirlikçi bölge ülkeleri ve batının desteğiyle, seçilmiş meşru yönetimi deviren askeri cunta, binlerce kişiyi aleyhlerine delil olmaksızın tutuklamış ve kötü şartların hâkim olduğu hapishanelere mahkûm etmiştir. İslam coğrafyasındaki otoriter yönetimlere karşı demokrasi vaadiyle bölgeye fiili müdahaleler gerçekleştiren Batı, Mısır’da seçilmiş bir yönetimin askeri darbeyle devrilmesine destek vererek gerçek yüzünü bir kez daha ortaya koymuştur. Mısır cunta yönetimi, ülkede yaşanan siyasi ve ekonomik istikrarsızlığı ve insan hakkı ihlallerini gündemden düşürmek için tıpkı siyonist rejim gibi sınır kapısını ve tünelleri kapatarak can damarını kestiği Filistin için arabuluculuk rolü üstlenmiştir. Adaletin unutulduğu, çıkarların her şeyden üstün kabul edildiği, düşmanlarına benzeyen İslam ülkeleri için bu, utanç verici bir durumdur." ifadeleri kullanıldı.

"Yemen sorununun çözümünün İsveç’te aranıyor olması İslam dünyasının perişan halini gözler önüne sermektedir"

Son olarak Yemen’deki insani krizin sona ermesi için "barışın" İsveç’te aranıyor olması, İslam ülkelerinin perişan halini gözler önüne serdiğine dikkat çekilen açıklamada, "Başını Suudi Arabistan’ın çektiği uluslararası koalisyon tarafından vurulan, açlık ve salgın hastalığın binlerce can aldığı Yemen’de insani krizin sonra ermesi için İsveç’te barış görüşmelerinin gerçekleştirileceği duyuruldu. İslam ülkelerinin bir iç sorunu olması gereken Yemen sorununun çözümünün İsveç’te aranıyor olması İslam dünyasının perişan halini gözler önüne sermektedir. Bununla birlikte Yemen'de iç savaşa ve Müslüman kanının akmasına engel olacaksa olumlu bir adım olarak görülebilir. Söz konusu görüşmelerin başarıya ulaşmaması halinde çatışmaların ortasında kalan masum insanlar ölmeye, açlık ve salgın hastalıklar ülkeyi ve bir medeniyeti harap etmeye devam edecektir. Dünyanın en fakir ülkelerinden olan Yemen, yaşanan iç savaş sebebiyle daha da fakirleşmiş ve adeta bir nesil yok edilmiştir. Öncelikle taraflar arasında ateşkes sağlanmalıdır. Uluslararası yardım kuruluşları da bölgeye acilen gıda ve ilaç ulaştırmalı, akabinde her kesimin dikkate alındığı siyasi süreç başlamalıdır." şeklinde ifade edildi. (Ramazan Casuk-İLKHA)

İlgili Haberler

Editörün Seçtikleri

Mobil Uygulamamızı İndirin

Öne Çıkan Haberler