HÜDA PAR: Asgari ücret 2 bin 350 TL olmalı ve vergi dışı bırakılmalı

​HÜDA PAR Genel Merkezi, bu hafta yaptığı gündem değerlendirmesinde asgari ücret, mafyatik diziler ve toplum üzerindeki etkileri, yüksek hızlı tren kazası ve yeni sınav sistemi ile ilgili çarpıcı açıklamalarda bulundu.

İç gündeme ilişkin dikkat çekici açıklamalarda bulunan HÜDA PAR Genel Merkezi, gündemine aldığı asgari ücret, kaotik ve şiddet içeren diziler ile toplum üzerindeki etkileri, yüksek hızlı tren kazası ve yeni sınav sistemine dair yetkili makamlara uyarılar ve önerilerde bulundu.

Gündemdeki sıcak başlıklardan birisi olan asgari ücretin, vergi dışı bırakılması gerektiğinin altı çizilen açıklamada, "Dönem sonuna kadar en azından açlık sınırının altına düşmemesi için asgari ücretlinin eline net geçen miktar en az 2 bin 350 TL olmalı" denildi.

Zihinsel ve kültürel emperyalizmin en etkili araçlarından biri olan dizilerin, toplumun inanç ve ahlak değerlerini tahrip ederken, adalet duygusuna da büyük zarar verdiğine dikkat çekilen açıklamada, RTÜK’ün ve ilgili bakanlıkların toplumu anarşi ortamına ve asayişi bozan olaylara özendiren tüm yapımlar hakkında harekete geçmesi gerektiği çağrısında bulunuldu.

Geçtiğimiz Perşembe günü Ankara’da meydana gelen tren kazasına dair görüşlerin sunulduğu gündem değerlendirmesinde, ayrıca Milli Eğitim Bakanlığı Ölçme, Değerlendirme ve Sınav Hizmetleri Genel Müdürü Sadri Şensoy'un, "yakın zamanda, eğitim sistemi içerisindeki tüm sınavlar yeniden düzenlenecek" şeklindeki beyanına ilişkin de dikkat çekici açıklamalar yapıldı.

Asgari ücretin vergi dışı bırakılması ve asgari ücrete makul bir artışın şart olduğu söylenen açıklamada, "Çalışanların üçte birinden fazlasını ilgilendiren asgari ücret görüşmeleri devam ederken telaffuz edilen bazı rakamlar fedakârlığın büyüğünün dar gelirlilerden beklendiğini göstermektedir. Dar gelirli vatandaşlarımızın içinde bulunduğu ekonomik sıkıntılar da göz önünde bulundurularak asgari ücrette insanca yaşama imkân verecek makul bir artışın yapılması şarttır. Yapılacak artışın asgari ücretlilere direkt etki etmesini sağlamanın en etkili ve doğru yolu, asgari ücretin vergi dışı bırakılmasıdır. Son ekonomik gelişmelerin de etkisiyle açlık sınırının epey altına gerileyen asgari ücretten vergi alınması sosyal devlet olma vasfına aykırıdır." denildi.

"Asgari ücretlinin eline net geçen miktar en az 2 bin 350 TL olmalıdır"

Yardıma muhtaç hale getirilmiş asgari ücretliden, dolaylı vergiler hariç yıllık 3 bin 500 TL alınmasının vicdani olmadığının altı çizilen açıklamada, "Sosyal yardımlara 2018 yılında 50,8 milyar TL, 2019 bütçesinde 62,1 milyar TL kaynak ayıran hükumetin, açlık sınırının altındaki ücretle yardıma muhtaç hale getirilmiş asgari ücretlilerin her birinden -dolaylı vergiler hariç- yıllık 3 bin 500 TL vergi almasının vicdanın kabul edebileceği bir izahı yoktur. Karnını doyurabilmek için kazancının tamamını harcaması yetmeyen asgari ücretli, bu nedenle hayatını devam ettirebilmek için borçlanmaktadır. Borçlandıklarını da harcadığında önemli bir oranda dolaylı vergi veren asgari ücretli, maaşından hiç bir vergi kesintisi yapılmasa dahi kamu harcamalarına gücünün üzerinde bir katkı sağlamaktadır. Mecliste görüşülen bütçe revize edilmeli ve asgari ücret vergi dışı bırakılmalıdır. Bu şekilde ekonomik kriz ve durgunluk nedeniyle zor bir dönem geçiren reel sektöre fazla bir yük getirilmeden asgari ücretli bir nefes almış olur. Dönem sonuna kadar en azından açlık sınırının altına düşmemesi için asgari ücretlinin eline net geçen miktar en az 2 bin 350 TL olmalıdır." ifadeleri kullanıldı.

"Gençler ve çocuklar, dizilerdeki kahramanları kendilerine model olarak benimsemektedirler"

Mafyatik diziler ve toplum üzerindeki etkilerine değinilen açıklamada, "Zihinsel ve kültürel emperyalizmin araçlarından biri olarak sosyal mühendisler tarafından toplumun şekillendirilmesi ve yönlendirilmesi noktasında etkili bir şekilde kullanılan televizyon dizileri, toplumun, inanç ve ahlak değerlerini onarılması güç bir şekilde tahrip etmeye devam etmektedir. Özellikle gençler ve çocuklar, hayatla ilgili rollerini belirlerken izledikleri dizilerdeki kahramanları kendilerine model olarak benimsemektedirler." denildi.

"Mafyatik ve kaotik şiddet ortamını canlandıran diziler, toplumu ayakta tutan adalet duygusuna büyük zarar vermektedir"

Silahlı ve şiddet içeren dizilerde her geçen gün artış olduğuna dikkat çekilen açıklamanın devamında şu ifadeler kullanıldı: "2000’li yılların başında ağırlık kazanmaya başlayan silahlı ve şiddet içerikli dizilerin sayısında 2005 yılından sonra ciddi bir artış yaşanmıştır. Çocuklar, kişilik kazanma dönemini bu yayınların tahribatı altında geçirmekte ve kişilik bozukluklarına neden olmaktadır. Bu sebeple, gençler arasında saygıdeğer olmak ve saygı görmek, sert ve kavgacı bir tutum sergilemekle eşdeğer olarak görülmektedir. Özellikle son yıllarda sayıları artan mafyatik ve kaotik şiddet ortamını canlandıran diziler, toplumun adalet duygusunu zedelemekte; toplumu şiddete, cinayete ve düşmanca tavırlar sergilemeye yöneltmektedir. Söz konusu dizilerde toplumu ayakta tutan ve yüce bir değer olan adalet duygusuna büyük zarar vermekte ve adaletin eli silahlı kişilerce sağlanabileceği teması işlenmektedir."

"RTÜK’ün toplumu anarşi ortamına ve asayişi bozan olaylara özendiren tüm yapımlar hakkında harekete geçmesi gerekmektedir"

Kaosun önünü açan şiddet içerikli bu tür dizilere sessiz kalan ilgili bakanlıklara ve RTÜK’e çağrılarda bulunulan HÜDA PAR açıklamasında, "Toplumda artan ayrışma, şiddet, saldırganlık ve cinayetlerde; yine okullarda baş gösteren minyatür çetelerde ve bir takım ırkçı saldırılarda; gençlerde ayrıştırıcı bilinç oluşturan, silahı bir aksesuar olarak gösteren, aklı devre dışı bırakan uyuşturucu maddeleri sevdiren, yer yer de kavmiyetçiliği özendiren söz konusu dizilerin payı göz ardı edilemez. Bu tür kaotik ve mafyatik dizilerin toplumda açtığı derin yaralar karşısında denetim mekanizması olan RTÜK başta olmak üzere ilgili bakanlıkların ve meclisin sessiz kalması anlaşılır gibi değildir. RTÜK’ün toplumun ahlak ve değerleriyle örtüşmeyen hatta toplumu anarşi ortamına ve asayişi bozan olaylara özendiren tüm yapımlar hakkında harekete geçmesi ve bu yayınlar için kitle iletişim araçlarına halkın inanç ve değerleri doğrultusunda belli standartlar getirmesi gerekmektedir. Aksi halde toplumda yaşanan şiddet vakaları, devlet ihmaliyle artış gösterecek ve kaosun önünü açacaktır." ifadelerine yer verildi.

"Sinyalizasyon sistemi ile ilgili bakanlıktan gelen itiraf şeklindeki açıklamalar, kazanın ihmal boyutunu gözler önüne sermektedir"

Geçen hafta Ankara’da meydana gelen yüksek hızlı tren kazasına da değinilen açıklamada, "Geçtiğimiz Perşembe günü Ankara-Konya seferini yapan Yüksek Hızlı Trenin (YHT), aynı rayda kılavuz lokomotife çarpması sonucu yaşanan kazada 9 vatandaşımız vefat etmiş, onlarca vatandaşımız yaralanmıştır. Henüz 8 Temmuz’da Çorlu’da yaşanan facianın yaraları sarılmamışken; en güvenli ulaşım yollarından biri sayılan demiryolunun yeni bir kaza ile gündeme gelmesi kaygı vericidir. Özellikle sinyalizasyon sistemi ile ilgili bakanlıktan gelen itiraf şeklindeki açıklamalar, kazanın ihmal boyutunu gözler önüne sermektedir." denildi.

"Kaza ile ilgili çok yönlü bir tahkikat başlatılarak olay derinlemesine araştırılmalı"

Yaşanan tren kazasında ihmali bulunanların yargı önünde hesap vermesi ve bir daha bu tür kazaların yaşanmaması için gerekli tedbirlerin alınması gerektiği söylenen açıklamada, "Kaza ile ilgili çok yönlü bir tahkikat başlatılarak olay derinlemesine araştırılmalı, sorumlular ve ihmali bulunanlar hangi makamı işgal ediyor olurlarsa olsunlar, yargı önünde hesap vermelidir. Bu olayın da daha önceki kazalarda olduğu gibi üzeri örtülmemeli, yeni facialara yol açmaması için önleyici tedbirlere başvurulmalıdır. Bu kazayı elem verici acı bir tecrübe olarak görüp bir daha bu tür kazaların yaşanmaması için gerekli her türlü tedbir alınmalıdır. Bu vesileyle, kazada vefat eden vatandaşlarımıza Cenab-ı Allah’tan rahmet, ailelerine başsağlığı diliyor; yaralı kardeşlerimize acil şifalar temenni ediyoruz." ifadelerini kullanıldı.

"Eğitim politikaları çocuklarımızı birer öğrenci olarak değil, yarışmacı olarak yetiştirmiştir"

Yeni sınav sistemi ile ilgili değerlendirilmelerde bulunulan açıklamada şu cümleler kullanıldı: "Milli Eğitim Bakanlığı Ölçme, Değerlendirme ve Sınav Hizmetleri Genel Müdürü Sadri Şensoy'un; ‘yakın zamanda, eğitim sistemi içerisindeki tüm sınavlar yeniden düzenlenecek’ şeklinde bir beyanı basına yansıdı. Eğitim öğretim sisteminde yakın geçmişte onlarca farklı sınav sistemi uygulanmış, bunların hiçbirinden istenilen sonuç alınamadığı gibi, çocuklarımız okul hayatlarında birden fazla farklı eğitim ve sınav sistemine muhatap kılınmıştır. Eğitimin amacı faydalı bireyler yetiştirmektir. Sınav maratonu ise sadece maraton koşucusunun sırasını belirlemektedir. Bugüne değin uygulanan eğitim politikaları çocuklarımızı birer öğrenci olarak değil, yarışmacı olarak yetiştirmiştir. Mevcut sistem, öğrencilere zihin yorgunluğu yaşatan, öğretmekten ziyade ezberleten ve dolayısıyla kolay unutturan, bilgiyi; İnsanlığın istifadesine sunmaktan ziyade sınav merkezli kullanan, neredeyse birer otomat olarak yetiştirmekten başka bir şey yapmamıştır."

"Eğitim politikası, ithal değil yerli dinamikler üzerine inşa edilmeli"

Son olarak eğitim sisteminin siyasi iktidarlar tarafından yapboz tahtasına dönüştürülmemesi gerektiğine dikkat çekilen açıklamada, "Aynı şekilde ekonomik modeller ve istihdam yetersizliği, yükseköğrenimde de farklı sorunlar oluşturmakta ve bir ülkenin lokomotifi sayılan genç kuşağı dönüşü olmayan bir biçimde uyuşturmaktadır. Eğitim kalitesinde dünya genelinde ilk 100 ülke arasına bile giremememiz, sistemin kalıcı ve nitelikli bir şekilde dönüşümüne mecbur etmekteyse de bu, eğitimin siyasi iktidarların yapboz tahtasına dönüştürülmesini haklı kılmamaktadır. Eğitim politikası, tarihi ve kültürel birikimlerden faydalanılarak, ithal değil yerli dinamikler üzerine inşa edilmelidir. Toplumun değerleriyle beslenmeli ve ahlaki temelin üzerine oturtulmalıdır. Eğitim politikaları ekonomik ve sosyolojik politikalarla koordineli olarak yürütülmeli; eğitim fakültelerinde de öğretmenler bu formasyonla yetiştirilmelidir. Bu anlamda çocuklar bir yarışmacı olarak değil bilgiyi arzulayan; ahlaklı, adil bir toplumun temellerini atacak, berrak zihin yapısına sahip öğrenciler olarak yetiştirileceği bir eğitim sisteminin inşa edilmesi zaruret haline gelmiştir." şeklinde ifade edildi. (Ramazan Casuk-İLKHA)

İlgili Haberler

Editörün Seçtikleri

Öne Çıkan Haberler