Adıyaman Eğitim Bir Sen Şubesi tarafından "Eğitime Bakış 2018 Raporu" değerlendirilerek, eğitimdeki sorunlara dikkat çekildi.

Adıyaman Eğitim Bir Sen Şube Başkanı Ali Deniz, Eğitim Bir Sen’in "Eğitime Bakış 2018 Raporu"nu değerlendirerek açıklamalarda bulundu.

Yapılan açıklamada, öğretmen atama, yer değiştirme ve kadro sorunu, 3600 Ek Gösterge, öğretmen açığı, ikili eğitim ve taşımalı eğitimdeki birçok sorun dile getirildi.

Öğretmen atama, yer değiştirme ve kadro sorunu ortadan kalkmalı

"Mevcut atama ve yer değiştirme usulleri, Türkiye’deki bölgeler ve iller arasındaki farkları azaltmak yerine daha da artırma yönünde işlev görmektedir. Öğretmenlerin bölgelere ve illere daha dengeli bir şekilde dağılımını destekleyecek insan kaynakları politikaları üretilmelidir." diyen Deniz, “Öğretmenleri şikâyet mekanizması hâline gelen, öğretmenin motivasyonunu tüketen Alo 147’nin kaldırılmasını, öğretmene yönelik performans değerlendirme çabalarının sona erdirilmesini öğretmene güvenen ve öğretmene güven veren hamleler olarak görüyoruz. Sözleşmeli öğretmenlikteki 3+1 değişimi de öğretmenlik mesleğinin saygınlığını artırmaya dönük doğru fakat eksik bir adımdır. Bakanlık, eksik adımı tamamlamalı ve sözleşmeli öğretmen istihdamını sonlandırmalı, sözleşmeli öğretmenlerin kadroya geçiş sürecini de ivedilikle başlatmalıdır. Öğretmenler açısından gereksiz bir ehliyet tartışmasına, kamu personel sistemi açısından da adalet duygusunun aşınmasına neden olan öğretmen atamalarındaki mülakat uygulamasına yönelik itirazlarımızı giderecek, tekliflerimizi hayata geçirecek bir hamleyi de olabilecek en kısa sürede bekliyoruz.” ifadelerini kullandı.

“3600 Ek Gösterge”

“Son dönemlerde öğretmen odalarının değişmez gündem maddesi hiç kuşkusuz 3600 ek göstergedir.” şeklinde konuşan Deniz,  “Bir taraftan ne zaman gerçekleşeceği konusundaki merakın, diğer taraftan da gerçekleşmeyeceği noktasında kaygıların artmaya başladığı bir süreci yaşıyoruz. Şimdi, ikinci 100 Günlük İcraat Programı’nda Millî Eğitim Bakanlığı’nın icraat programı arasında yer verildi. Bu hesaba göre mart ayının sonu gelmeden ek gösterge düzenlemesinin yürürlüğe gireceği anlaşılıyor. Eğitim sisteminin diğer unsurlarını da sevindirmek, kamu personel sisteminde milletimize hizmet eden diğer unvanlardaki kamu görevlilerinin de ek gösterge beklentilerini karşılamak, mağduriyetlerini gidermek gerekiyor.” dedi.

"Okul Müdürü ve öğretmenlerin yetkileri arttırılmalı"

“Türkiye, OECD içerisinde en katı merkeziyetçi eğitim sistemine ve dolayısıyla en güçsüz okul yapısına sahip ülkedir. Türkiye’deki aşırı merkeziyetçi idare anlayışı dolayısıyla okul müdürü ve öğretmenlerin yetkileri oldukça kısıtlanmıştır.” ifadelerini kullanan Deniz, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Eğitim sisteminde verimliliği artırmak ve daha kaliteli bir eğitim sunabilmek için, okul müdürleri ve öğretmenleri güçlendirecek bir yetki devri reformu yapılmalıdır. Bugüne kadar okul müdürü ve öğretmenini yetkilendirmeyen Türkiye’nin, aynı anlayışı takip ederek, 21. yüzyılın bilgi temelli küresel rekabet ortamında başarılı olması mümkün görünmemektedir. Halen 400 binler bandında olan KPSS eğitim bilimleri testi aday sayısının önümüzdeki yıllarda 600-800 binlere doğru hızla artacağı dikkate alındığında, öğretmen arz ve talebi arasındaki uyumsuzluğu giderecek sahici politikalar üretilmelidir. Bu çerçevede, YÖK’ün arz ve talep arasındaki uçurumu daha da açan politikaları terk etmesi gereklidir. Zira bugünden sonra öğretmenliğe kaynaklık teşkil eden hiçbir yükseköğretim programına öğrenci alınmasa dahi, eski mezunlar ve halen üniversitede okuyan adaylar için gerçekçi alternatif kariyer imkânları sağlanmalıdır. Okullaşma oranı gerçekleştirilen politikalar olumlu sonuçlar vermekle beraber hala OECD ortalamasının çok gerisinde kalmaktadır. 2017 yılı ilköğretim kademesindeki mevcut derslik ve şube sayıları göz önüne alındığında sadece ilköğretimde ikili eğitime son verebilmek için 27 bin derslik ihtiyacı bulunmaktadır. Yeni okul ve derslik yapımında dezavantajlı bölge ve illere öncelik verilmeli, bölgeler ve iller arası eşitsizliğin azaltılmasını sağlayacak tedbirler alınmalıdır.”

“Yükseköğretim kontenjanlarında arz talep dengesi zayıf”

“AYT ve TYT net ortalamalarına topluca bakıldığında net cevap oranı oldukça düşüktür. Net sayılarındaki düşüklük, Türkiye eğitim sisteminde öğrencilerin temel bilgi ve becerileri öğrenmeden sistemden mezun olduğunu göstermektedir." diyen Deniz, "Yükseköğretime büyük bir talep olduğu halde, yükseköğretim kontenjanlarının boş kalması, arz ve talep arasındaki eşleşmenin zayıf olduğunu ortaya koymaktadır. 2009 yılında üniversite giriş sınavına başvuran adayların yüzde 59,9’u bir programa yerleşmiştir. Zaman içerisinde üniversite giriş sınavına başvuran adayların yerleşme oranı azalmış ve 2018 yılında başvuran adayların yüzde 36’sı bir programa yerleşmiştir. Son yıllarda izlenen politikalar arz ve talep arasındaki eşleştirmeyi daha da zayıflatmış görünmektedir. Hem ortaöğretim mezunlarının hem de yükseköğretim mezunlarının iş piyasasının taleplerine uygun beceriler kazanmasına yönelik tedbirler alınmalıdır. Genelde lise mezunlarının özelde ise meslek lisesi mezunlarının istihdam imkânlarını artırıcı politikalar geliştirilmelidir. Özellikle lisans programlarına ayrılan kontenjanların dörtte birinin boş kalması yükseköğretime yerleştirme sisteminde ciddi bir verimsizliğin olduğunu göstermektedir. Bunun en temel nedeni ise YÖK’ün katı kontenjan politikalarına ek olarak yükseköğretim sisteminin yeni talepler ve ekonomik değişimlere uyum sağlayamamasıdır. Sistemin daha verimli çalışması ve kamu kaynaklarının etkin kullanımı için sıralama kotası uygulamasından vazgeçilmelidir. Bundan dolayı MEB, ÖSYM ve YÖK net ortalamalarının düşük olmasının nedenleri konusunda araştırmalar yapmalıdır. Buna ilaveten MEB, öğrencilerin temel bilgi ve becerileri elde etmesini sağlayacak etkin telafi mekanizmaları kurmalı ve öğrencilerin temel bilgi ve becerileri elde ettikten sonra sistemden mezun olmalarını sağlamalıdır. Açık öğretim sistemi başarısız öğrencilerin yerleştirildiği bir okul türü olmaktan çıkarılmalı ve yüz yüze eğitim kapasitesini arttırmaya yönelik yatırımlar yapılmalıdır.” şeklinde konuştu.

“Öğretmen ihtiyacı karşılanmalıdır”

“Türkiye’de öğretmen başına düşen öğrenci sayılarının OECD ortalamalarına eşit olması için okul öncesinde 19 bin, ilkokulda 52 bin, ortaokulda 70 bin öğretmen ihtiyacı vardır; ortaöğretimde ise Türkiye’nin 11 bin öğretmen fazlası vardır." diyen Deniz son olarak şu ifadeleri kullandı:

"Türkiye’nin OECD ortalamalarında öğretmen başına düşen öğrenci sayılarına ulaşması için toplamda 130 bin 500 civarında öğretmen açığı vardır. Öte yandan, 2023 Eğitim Vizyonu belgesinde 5 yaş çocukların tamamının okul öncesi eğitim kapsamına alınması hedefi dikkate alındığında, 14 bin ek öğretmen ihtiyacı daha söz konusu olmaktadır. Ders saatlerinde yapılacak değişikliklerin yeni öğretmen ihtiyacı doğurabileceği dikkate alındığında ders çeşidinde ve saatinde pedagojik olarak zorunlu olmadıkça ani ve büyük bir değişikliğe gidilmemelidir. Bunun yerine, uluslararası örneklerle daha uyumlu bir şekilde Türkiye’de okullara ders belirleme konusunda daha fazla esneklik verilmelidir. Türkiye’de son on yılda toplam derslik sayısı yüzde 54 oranında, şube sayısı ise yüzde 37 oranında artmıştır. Aynı dönemde tüm kademelerdeki öğrenci sayısının artışı ise yüzde 16,5 civarındadır. Bu veri, derslik ve şube başına düşen öğrenci sayısı ile ikili eğitim yapan okul sayısının azaldığını göstermesi açısından önemli görülmektedir. Özellikle kırsal bölgelerde görece dağınık yerleşim yerlerinde az sayıdaki öğrencinin eğitime erişimi için uygulanan taşımalı eğitim, mevcut haliyle pedagojik birçok sorunu içermektedir. Bu nedenle taşımalı eğitim uygulamasını en aza indirmek için etkin alternatif politikaların geliştirilmesi gerekmektedir.” dedi. (Cemil Özdaş - İLKHA) 

İlgili Haberler

Editörün Seçtikleri

Öne Çıkan Haberler