Şanlıurfa Barosu eski Başkanı Avukat Hikmet Delebe, 6284 sayılı Kanun'a değinerek, "Aile korunmak isteniyorsa öncelikle aileye dönük tehditlerin bertaraf edilmesi gerekir." dedi.

Ailenin korunması ve kadına karşı şiddetin önlenmesine dair 6284 sayılı Kanun'a toplumun her tabakasından eleştiriler gelmeye devam ediyor. Şanlıurfa’da 2014 ile 2016 yılları arasında Baro Başkanlığı yapan Avukat Hikmet Delebe, 6284 sayılı Kanun'u İLKHA'ya değerlendirdi.

Delebe, aileye verilmesi gereken değerin en üst düzeyde olması gerektiğine dikkat çekti. Aile ve kadını korumak amacıyla uygulanan ceza yönteminin caydırıcı olmadığına dikkat çeken Delebe, aileye yönelik tehditler için önleyici tedbirler alınmasını önerdi.

Kanun'un uygulandığı 2018 yılında 440 kadının eşi ve akrabası tarafından öldürüldüğünü hatırlatan Delebe, yasanın yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini savundu.

Aile mefhumunun toplum için çok önemli olduğunu ifade eden Delebe, "Anayasada ifade edildiği üzere ‘aile’ toplumun temelidir. Aile toplumun temel çekirdeğini oluşturmaktadır. Sağlam temellere oturmuş olan bir toplum, elbette kendisine sağlıklı bir gelecek oluşturur. Bu bakımdan aileye verilen değer her halükarda üst düzeyde tutulmalıdır. Şu anki yasalara bakıldığı zaman temelini anayasadan ve esasında Türkiye'nin de taraf olduğu insan hakları sözleşmelerinden alan ailenin korunmasına dair bir yasa şu anda Türkiye'de mevcuttur. Daha önceki haliyle 4320 sayılı Kanun, yeni haliyle 6284 sayılı Kanun olarak şu an yürürlüktedir. Şimdi esasında tabii ailenin korunması, kadına karşı şiddet ve aile bireylerinin mağduriyetlerinin önlenmesi;  ceza hukuku tekniği itibariyle, cezaların caydırıcılığı yaklaşımından ziyade, önleyici tedbirlerin öne çıkmasıyla kendi ağırlığını ortaya çıkartır. Aile korunmaya değer bir kavram ise; öncelikle aileye dönük olan tehditlerin bertaraf edilmesi gerekiyor. Yani cezalandırılmaya dair tedbirlerin veya ceza hukuku yaklaşımının ötesinde;  önleyici tedbirlerin ağırlıklı olarak önümüzde durması gerekiyor." ifadelerini kullandı.

"Bir zihniyet değişimi ve zihniyet dönüşümü lazım"

Bir insan eğer eşine karşı şiddet uygulamak istiyorsa onu cezalarla caydırmanın mümkün olmadığına dikkat çeken Delebe, "Bununla ilgili esasında yasalar mümkün mertebe geniş bir çerçevede aileyi ve kadını korumaya dönük uygulamalar getirmiş. Fakat bunların ötesinde ‘bir zihniyet değişimi ve zihniyet dönüşümü’ önem arz etmektedir. Çünkü bir insan eğer eşine karşı şiddete meyilli ise, şiddet işlemeğe kararlı ise, onu sonrasında ortaya çıkacak olan cezalarla caydırmak bir anlamda mümkün değildir. Ama esasında önleyici tedbirlerin öne çıkması,  topluma verilecek olan eğitim,  ailenin korunmasına dair mantalitenin topluma aşılanması halinde ailenin ve kadının korunması daha ciddi bir önlem olarak önümüze çıkar. Bu bakımdan cezalandırmaya dönük tedbirlerden ziyade önleyici tedbirlerin öne çıkması gerekmektedir." diye konuştu.

"2018 yılı içerisinde 440 kadın, erkek şiddeti ile hayatını kaybetti"

Yasanın topluma yansımasının ne derece başarılı olduğunu görmek için uygulamalarını görmek gerektiğinin altını çizen Delebe, "Yasalardan ziyade uygulamanın ne denli sağlıklı;  ne denli başarılı olduğu, esasında tartışma alanı olarak önümüzde durmaktadır. 2018 yılı içerisinde 440 kadın, erkek şiddeti ile hayatını kaybetti. Yapılan istatistiki çalışmalarda, kadına karşı şiddetin daha çok eş ve aileleri tarafından gerçekleştirildiği ortaya çıkmıştır.  Aile içindeki huzursuzluk haliyle şiddete evirilmektedir. Yine yapılan çalışmalarda aile içindeki huzursuzluğu tetikleyen nedenlerin başında ekonomik sıkıntılar yani yoksulluk, stres ve bunun dışında sosyal medyanın son derece yaygın bir hal alması yine alkol aile içi şiddeti tetikleyen ve ortaya çıkartan olgulardan bir tanesidir. Yani şu anki mevcut tabloya bakıldığı zaman bütün bu nedenler, hem ailenin içindeki sıkıntıları artırmakta, hem de kadına yönelik şiddetin önünü açmaktadır." dedi.

"Hem mahkemelerin aldığı, hem de kolluğun aldığı kararlar yine kolluk tarafından icra edilmektedir"

Yasanın uygulandığı 2018 yılında, kadına yönelik şiddetin çeşitli nedenlerle arttığına dikkat çeken Delebe, "Bu bakımdan yani yapılan istatistiki çalışmalar, kadına karşı şiddetin daha çok eşleri ve aileleri tarafından kendisine yönetildiği; bunların nedenlerinin de başta ekonomik sıkıntılar olmak üzere bazı nedenlere dayandığı görülmektedir. Hem mahkemelerin aldığı, hem de kolluğun aldığı kararlar yine kolluk tarafından icra edilmektedir. Bununla ilgili olarak da şiddet faili olan kişi, çeşitli tedbirlerle karşı karşıya gelmektedir. Bunların en başında şiddetten, küfür etmekten,  hakaret etmekten ve aşağılamaktan kendisini alıkoyacak olan bir tedbirle karşı karşıya gelmektedir. Bunun yanında aile içerisinde huzursuzluk çıkartan, şiddeti doğuran bir neden olarak görüldüğü takdirde de o kişinin evden uzaklaştırılması gündeme gelmektedir. Yine çocuğa karşı şiddet varsa,  çocuğun korunması adına da ilgili kişinin yani şiddet uygulayan failin okula veya işyerine yaklaştırılması önlenmektedir. Yani bu şekilde geniş bir koruma alanı sağlanmaya çalışılmaktadır. Dediğim gibi uygulamada ufak, tefek sıkıntılar var. Ama genel anlamda yasa bir boşluk bırakmayacak şekilde aileyi ve kadınları korumaya dönük bir tedbir olarak maddeleri sıralamış vaziyettedir." diye konuştu.

"Erkeğin evden uzaklaştırılması ciddi baskı oluşturmakta"

Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun'un en çok bölgemizde sıkıntılar çıkardığına işaret eden Delebe, "Özellikle bizim bölgemizde çok büyük bir sıkıntı var. Ben bunu ara ara toplum içerisinde ifade etmeye çalışıyorum. Şimdi yasa Türkiye'de 81 milyona eşit uygulanan bir kanun, bölgesel ayrımcılıklar yok. Ancak bizim bölgemizde, doğuda ve güneyde şöyle bir sorun var. Normal koşullarda aile içinde bir şiddet meydana geldiği zaman, bir tatsızlık huzursuzluk meydana geldiği zaman, kadın gider babasının evine yerleşir veya akrabaların evine yerleşir. Daha sonra olayın yatışması ile birlikte tekrar aile birlikteliği, araya insanların da girmesi ile beraber sağlanmaya çalışılır. Fakat ailenin korunmasına dair yasaya bakıldığı zaman,  burada erkekler evden uzaklaştırılmaktadır. Erkeğin evden uzaklaşması ile birlikte yıllardır süregelen gelenekler, görenekler, ananeler erkek üzerinde ciddi bir baskı oluşturmaktadır. Hem toplumsal baskı, hem ailesel baskı, bunlar evden uzaklaştırılan bireyin sırtına bindiği zaman,  şiddet meyilli olan kişi maalesef daha da büyük işlere tevessül edebilmektedir." dedi.

"Kanun'un bu haliyle tekrar gözden geçirilmesinde fayda var"

6284 yasa ile birlikte aile içi şiddet haberlerinde artış yaşandığına dikkat çeken Delebe, "Bununla ilgili mesela televizyonlarda, gazetelerde sık sık önümüze bazı haberler çıkar. ‘Evden uzaklaştırma tedbiri ile evden uzaklaştırılan koca,  eşine karşı şiddet uyguladı’. ‘Eşini sokak ortasında bıçakladı.’ ‘Eşine kurşun sıktı.’ ‘Kadını ciddi anlamda mağdur etti.’  ‘Hayatının sonlanmasına neden oldu’. Yani bu ailenin korunmasına dair yasa batı toplumları için bir anlamda koruyucu bir tedbir olarak düşünülebilir. Fakat bizim bölgemizde maalesef olumsuz sonuçlarını da bizzat görmüş vaziyetteyiz. Bununla ilgili pek çok ilde kadın cinayetlerinin işlendiğini gördük, okuduk ve duyduk. Dolayısıyla ailenin korunmasına dair yasanın bu haliyle tekrar gözden geçirilmesinde fayda var diye değerlendiriyorum." şeklinde konuştu.

"Bir insan bedenen ve ruhen evliliğe hazır olduktan sonra evlenmeli"

Erken yaşta evlenip mağdur olanlar için parlamentoda çalışmalar yürütüldüğünü belirten Delebe, "Parlamentoda bir yasa tasarısı gündemde;  cinsel istismar mağduru kişilerle faillerin evlenmesi halinde cezanın ortadan kaldırılacağına dair bir görüş ortaya çıktı. Bu, bundan 3 yıl önce de esasında gündeme gelmişti. Gelen tepkiler üzerine hükümet bu tasarıyı geri çekmek zorunda kaldı. Şu anda geldiğimiz noktada evlilik yaşı Medeni Kanun'a göre 17’dir. Bir kişi 17 yaşının altında ise evlenemez. Ancak özel bazı durumları bulunması halinde yani hâkim kararıyla evlilik 16 yaşında da gerçekleşebiliyor. Ama 15 yaşındaki bir insanın hâkim kararı ile de olsa evlenmesi mümkün değildir. Şimdi bununla ilgili tabi bölgeden bölgeye fark olmakla birlikte Karadeniz'de, Güneydoğu'da ve Doğu bölgelerimizde özellikle erken yaşta evlilikler de söz konusudur. Bir insan bedenen ve ruhen evliliğe hazır olduktan sonra evlenmesi gerekiyor. Fakat bazı zorunlu nedenlerden dolayı aileler küçük yaştaki çocukları da evlendiriyorlar. Bununla ilgili bir yasal düzenleme şu anda gündemdedir. Ancak bu durum tecavüzcüleri affetme şeklinde bir sonuç ortaya çıkartacaksa kesinlikle bütün toplumun buna karşı durması gerekiyor. Bu bakımdan bütün ailelerin çocuklarını evlilik çağına geldikten sonra evlendirmeleri gerekmektedir. Bunun haricinde yapılan evlilikler yani toplumda ciddi sıkıntılar yaşatmakla birlikte esasında evlenen çocuklarda da ciddi anlamda ruhsal ve psikolojik sorunlar ortaya çıkartmıştır." dedi. (Abdurahman Uğurlu-İLKHA) 

İlgili Haberler

Editörün Seçtikleri

Öne Çıkan Haberler