Suriye hapishanelerinde bulunan kadın ve çocukların özgürlüklerine kavuşmaları için 105 ülkeden aktivist ve aydının katılımıyla basın açıklaması düzenleyen Vicdan Hareketi, uluslararası mekanizmaları bu konuda çaba sarf etmeye davet etti.

Vicdan Hareketi, Suriye hapishanelerinde bulunan kadın ve çocukların acilen özgürlüklerine kavuşmaları için İstanbul'da 45 ülkeden aktif katılımın olduğu uluslararası bir basın açıklaması düzenledi.

Haliç Kongre Merkezi'nde yapılan basın toplantısına 105 ülkeden aktivist ve aydının desteği ile birlikte, Türkiye ve dünyadan yaklaşık 2 bin STK destek verdi.

Geçtiğimiz yıl Suriye'deki savaşta kadınların yaşadığı drama dikkat çekmek amacıyla İstanbul'dan Hatay'a ulaşan Vicdan Konvoyu, bu sene de özgürlüğün önündeki engelleri kaldırmak amacıyla "Vicdan Hareketi" ismiyle faaliyet gösterecek.

Faaliyetler kapsamında dünyanın farklı bölgelerinden siyasetçiler, gazeteciler, akademisyenler ve insan hakları savunucularının destekleriyle 20 Şubat tarihinden 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'ne kadar bir dizi program gerçekleştirilecek.

"Çünkü İnsanız" sloganıyla çalışmalarını yürüten Vicdan Hareketi, Suriye'de son kadın ve çocuk özgür oluncaya dek faaliyetlerini sürdüreceklerini belirtti.

Basın açıklaması öncesinde konuşan Vicdan Hareketi Genel Koordinatörü Yavuz Dede, Suriye'de 8 yıldır devam eden bir savaş ile karşı karşıya olunduğunu söyledi.

Dede, "Bu savaşta maalesef 12 milyon hem iç hem de dış göç ile yerinden edilmiş bir insan kitlesiyle karşı karşıyayız. 500 binden fazla insan bu kirli savaşta öldü. 300 binden fazla insan haklı veya haksız gerekçelerle tutuklanarak hapishanelere atıldı. Bu süreçte insan hakları adına çalışma yapanların tespitiyle 7 binden fazla kadın ve çocuk hala hapishanelerde işkence ve zulüm altında yaşamaya devam ediyor." dedi.

Basın açıklamasını okuyan Vicdan Hareketi Sözcüsü Av. Gülden Sönmez, başta birleşmiş milletler ve İslam İşbirliği Teşkilatı olmak üzere, tüm uluslararası mekanizmaları; Türkiye, Rusya ve İran başta olmak üzere, gücü ve insiyatifi olan tüm devlet liderlerini bu konuda çaba sarf etmeye davet etti.

"Bu savaşlarda sayısız savaş suçu işlendi"

Sönmez, "Geçen yüzyılda yaşanan iki dünya savaşı, milyonlarca insanın hayatını kaybetmesine, yaralanmasına neden olan ve dünya kadar savaş suçu ile bugün herkesin üzüntüyle andığı savaşlardır. Bu savaşlarda dünyanın dört bir yanından her renkten milyonlarca insan hayatını kaybetti. Oysa kıyılan canların her biri en az canımız kadar kıymetli, her birinin hayalleri en az bizim hayallerimiz kadar renkli ve zengindi. Sevdikleri de hepimizin sevdikleri kadar değerliydi. Bu savaşlarda sayısız savaş suçu işlendi. Bir daha asla bu acılar yaşanmasın diye neredeyse yeryüzünde her evden, her sokaktan, her camiden, her kiliseden, her sinagogda dualar göğe yükseldi. Birleşmiş Milletler kuruldu. Nice uluslararası anlaşmalar ve insan hakları belgeleri imzalandı. Ama ne savaşlar bitti ne de çekilen acılar son buldu." diye konuştu.

"Yaşananlar dünyanın dört bir yanında vicdan sahibi insanları derinden üzmüş ve isyan ettirmiştir"

Yeryüzünün gördüğü bir başka acımasız savaşın da Mart 2011'de Suriye'de başladığını hatırlatan Sönmez, "Suriye'de 2011 yılından bu yana 450 binden fazla insan hayatını kaybetti. Daha fazla kayıp ve yaralı var. 11 milyon insan da iç ve dış göçe maruz kaldı. On binlerce insan hapishanelere ve aynı amaçla kullanılan hangarlara, okullara, depolara doldurularak akıl sınırlarını zorlayan işkencelere maruz kaldı. Maalesef bu savaştan sivillerin korunması mümkün olmamış, kadın ve çocuklar da hayatını kaybetmiş ve hapsedilmiştir. Çok sayıda kurumun doğrulamasına göre bugüne kadar 13 bin 500'ün üzerinde kadın hapsedilmiş 7 binin üzerinde kadın hala bu hapishanelerde tutulmaktadır." ifadelerini kullandı.

Sönmez, şöyle devam etti: "Hapishane gibi kullanılan boş fabrika, hangar ve benzeri binalarda tutulanların sayısı ise hiç kimse tarafından bilinmiyor. Bazı kadınların hamile iken alındığı, tutuklu olduğu yerlerde doğum yaptığı, bazı kadınların evlerinde çocukları ile birlikte alınarak bu hapishanelerde tutulduğu da hepimizce malum dur. Tüm bu yaşananlar dünyanın dört bir yanında vicdan sahibi insanları derinden üzmüş ve isyan ettirmiştir. Bu vicdanların isyanı olarak 8 Mart 2018 günü Suriye sınırında gerçekleşen ve 55 ülkeden on binden fazla kadının Suriye sınırında buluştuğu 'Vicdan Konvoyu' bugün 'Vicdan Hareketi' olarak yoluna devam etmektedir. Dünyanın 110 ülkesinden 2 binin üzerinde sivil toplum kuruluşunun bir araya gelmesiyle şimdilik ve öncelikle Suriye savaşı sırasında tutulan kadın ve çocukların serbest bırakılması için, sonrasında ve genelde ise tüm savaş ve çatışma ortamlarında savaş suçlarını önlemek ve sivillerin korunması için çalışmak üzere oluşmuş uluslararası bir inisiyatiftir."

"Adaletin tesisinin insanlık vicdanını harekete geçmesi ile mümkün olabileceğini inanıyoruz"

Uluslararası hukuk, uluslararası yargı mekanizmalarının savaş suçlarını önleyemediği gibi, savaş suçlarını yargı önüne getirmek için çok ciddi bir çaba sarf edilmesine rağmen bugün hala etkili bir sonuç alınamadığını belirten Sönmez, şunları kaydetti:

Vicdan hareketi sivil toplum kuruluşları temsilcileri ile beraber, siyasetçi, hukukçu, akademisyen, aktivist, insan hakları savunucusu, işadamları, iş kadınları, sanatçı, sporcu vb. binlerce temsilcisi ile yaşanan insanlık dışı eylemlerin bir an evvel bitmesi için çeşitli aktiviteler gerçekleştirecektir. Cenevre sözleşmeleri başta olmak üzere, ilgili uluslararası sözleşmeler, savaş koşullarında sivil halkın zarar görmemesi ve insan hakları ihlallerinin önlenmesi için düzenlemeler getirmiştir. Ancak bugün uluslararası hukuk, uluslararası yargı mekanizmaları savaş suçlarını önleyememektedir. Önleyemediği gibi, savaş suçlarını yargı önüne getirmek için, çok ciddi bir çaba sarf edilmesine rağmen, bugün hala etkili bir sonuç alınamamaktadır. Bizler Vicdan Hareketinin tüm destekçileri olarak hukukun etkisinin ve adaletin tesisinin, insanlık vicdanını harekete geçmesi ile mümkün olabileceğini inanıyoruz. Hepimiz biliyoruz ki, barış hangi dilden, hangi ırktan olursak olalım hepimiz için hayırlı olandır. Ama barışı inşa etmek savaş kadar kolay olmuyor. Yine de Savaşı'nda bir hukuku olsun, vahşiliğin önüne geçmesini istiyoruz. Çünkü insanız ve insana yakışanı yapmak istiyoruz. 'Savaşın bir hukuku bir ahlakı olsun' diyoruz. Bunun için dünyanın dört bir yanından bir araya geldik.

"Biz dini, dili, ırkı ne olursa olsun insanların işkence görmeden, zulme uğramadan, onurlu ve insanca yaşaması gerektiğine inananlarız." diyen Sönmez, "Biz Suriye savaşında zalimce hapsedilen her mahpus ve çocuk ve kadının özgürlüğü için, yeryüzündeki İnsanları kalbinden ve dudaklarından yükselen duaları ve kelimelerin ta kendisiyiz. Bu sebeplerle hemen şimdi Suriyeli mahpus kadın ve çocukların hiçbir pazarlık konusu yapılmadan, şartsız ve koşulsuz bir şekilde serbest bırakılmalarını istiyoruz. İnsanlığı savaşta kadın ve çocukların korunması için etkili tedbirler almaya davet ediyoruz. Başta birleşmiş milletler ve İslam İşbirliği Teşkilatı olmak üzere, tüm uluslararası mekanizmaları; Türkiye, Rusya ve İran başta olmak üzere, gücü ve inisiyatifi olan tüm devletleri bu konuda çaba sarf etmeye davet ediyoruz." ifadelerini kullandı.

Suriyeli kadın zindanda yaşadıklarını anlattı

Basın açıklamasının ardından Suriye zindanlarında yaşadıklarını anlatan Mecid Çorbacı (Majed sharbajey), "Ben tutuklandığım zaman dışardan hiç kimse nerede olduğumu bilmiyordu. Ailem öldüğümü sanıyordu. Ben de aynı şekil dört duvar ardında ne olup bittiğini bilmiyordum. Bu sadece seni tutuklamak anlamına gelmiyor, seni tamamen tüm hürriyetlerinden alıkoymaktır. Zindan içerisinde birbirimizi numaralarla çağırıyorduk. Bu işlemi tamamıyla kayıp olma halimizin devam etmesi için yapıyordular. Hiçbir şekilde ismimiz duyulmasın diye yapıyordular. Aramızda isimlerimizle konuşmamız kesinlikle yasaktı. Benim numaram 291'di. Olur da zindandan biri çıksa içerde hangi isimlerin tutuklu olduğunu dışarıdakilere söylemesin diye böyle bir şeyi uyguluyorlardı." dedi.

"Beni defalarca tecavüz etmekle tehdit ettiler"

Çorbacı, "Ben ve eşim özgürlüğe dair yürüttüğümüz faaliyetlerimizden dolayı tutuklandık. Yerin iki kat altında bulunan bir odada tutuluyorduk. Hiç ışık yoktu ve nefes alabilecek hava bile azdı. Uzunluğu ve genişliği 2 metre olan bir odada 20 kadın kalıyorduk ve uyuyamıyorduk. Aramızda nöbetleşerek bir kısmımız ayakta kalıyordu diğerleri oturuyordu sonra oturanlar kalkıyordu ayaktakiler oturuyordu. Bana her türlü işkence yapıldı. Elektrik vererek, sopayla veya kamçıyla dövüyorlardı ve nice işkence çeşitlerini üzerimde uyguladılar. Eşime gözlerimin önünde işkence yaptılar. Beni defalarca tecavüz etmekle tehdit ettiler ve eşimin önünde defalarca örtüme el uzattılar. Zindanın durumu tam anlamıyla korkunçtu. Oradaki yaşam koşulları hiç tahayyül edilemeyecek derecede zor. Ben 3 ay boyunca yıkanamadım. Çünkü yasaktı. Hepimiz zindanlarda bitlenmiştik ve bize kurtçuklar musallat olmuştu. Bazılarımız buna dayanamayıp ölüyordu. Zindancılar her sabah mazgalları açıp ölüleri çıkarın diyordu. Çünkü her gün nefessizlikten, ağır işkencelerden ölenler oluyordu. Ölenleri morglara koyup sonra toplu olarak gömüyorlardı. Benim ve eşimin tutuklanmasından sonra çocuklarım da tutuklandı. Tabi bunu zindandan çıktıktan sonra öğrendim. Aralarında iki yaşında olan küçük çocuğum da vardı. Diğerleri de 7 ve 8 yaşlarındaydılar. Çocukları korkutmak için önlerinde gençleri öldüresiye dövüyordular." şeklinde konuştu.

"Kadınları psikolojik baskı yapmak için tutukluyorlar"

Zindanda ciddi hastalıklara yakalanan kişilerin olduğunu belirten Çorbacı, son olarak şu ifadelere yer verdi: "Ben zindandayken beraberimizde hamile ve yaşlı kadınlar da vardı. Bunlardan kanser hastası olanlar acıdan çığlık atıyordu. Ama kimse onlara ilaç vermiyordu. Bu insanların hiçbir suçu yoktu. Beşer Esed bunu sadece intikam hırsıyla yapıyordu. Kadınları dışarda cihat eden eşlerine psikolojik baskı yapmak için tutukluyorlar." (Nizamettin Aşkın, Zeyd Varol-İLKHA)

İlgili Haberler

Editörün Seçtikleri

Mobil Uygulamamızı İndirin

Öne Çıkan Haberler