HÜDA PAR'dan ABD hegemonyasına karşı dayanışma çağrısı

Dünyada yaşanan önemli olayları gündemine alan HÜDA PAR, ABD'nin 8 ülkeye karşı ambargo muafiyetini kaldırma kararına karşın dayanışma çağrısında bulundu.

HÜDA PAR Genel Merkezi tarafından yapılan dış gündem değerlendirmesinde; Sudan'daki son durum ve Suudi'nin ABD adına verdiği vekâlet savaşı, ABD ve Afgan güvenlik güçlerinin Afganistan bilançosu, ABD'nin 8 ülkeye ambargo muafiyeti kaldırması ve Mısır Referandumu gibi önemli konu başlıkları ele alındı.

ABD'nin İran ile ilgili 8 ülkeye tanıdığı ambargo muafiyetini kaldırdığını açıklamasına karşılık HÜDA PAR; "Gayrı hukuki yollarla ülkelerin komşularıyla ticari ve siyasi her türlü ilişkilerine müdahale eden bu kontrolsüz güç tanınmamalı, kararları desteklenmemeli ve bu hukuksuzluğa karşı kuvvetli bir dayanışma örneği gösterilmelidir." çağrısında bulundu.

Farklı konuların ele alındığı HÜDA PAR açıklamasında, Suudi Arabistan yönetiminin geçtiğimiz günlerde aralarında 18 yaşın altındaki çocukların da bulunduğu 37 kişiyi, "terör hücresi" kurdukları ve mezhep gerilimini arttırdıkları gerekçesiyle idam etmesine tepki gösterilerek, bu idamların gözdağı niteliğinde olduğuna dikkat çekildi.

Mısır'da darbeci Abdülfettah el-Sisi'nin görev süresini 2030 yılına kadar uzatan anayasa değişikliği için yapılan referandumuna değinilen değerlendirmede, "Katılım oranı yüzde 44 olan referandumda seçmenlerin yüzde 88,83'ü anayasa değişikliğine 'evet' dedi. Anayasa değişikliği kapsamında askeri bölgelere ve silahlı kuvvetlere saldırı suçundan siviller askeri mahkemelerde yargılanabilecek ve ülkede gerçekleştirilecek askeri darbeler anayasa ile meşru hale getirilecek." denildi.

Muhammed Mursi'nin darbeyle görevinden uzaklaştırılmasıyla ülkede oluşan istikrarsızlığa dikkat çekilen değerlendirmede, "Mısır'ın seçilmiş ilk Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi'nin askeri darbeyle görevden uzaklaştırılmasının ardından ülkede siyasi bir katliam başlatılmış, binlerce muhalif gözaltına alınmıştı. Birçok kişi delilsiz suçlamalarla, adil yargılanma hakları ihlal edilerek idam cezasına çarptırıldı. 7 Mart 2015 ile 20 Şubat 2019 arasında 42 sanık hakkındaki idam kararı, işkence ve kötü muamelenin insan hakları kuruluşları tarafından delillendirilmesine rağmen infaz edildi." bilgisi paylaşıldı.

Batılı egemen ülke ve kuruluşlarının Mısır'daki cadı avına, katliam ve işkencelere karşı sergiledikleri ikiyüzlülüğe değinilen değerlendirmede şöyle devam edildi:

İnsan hak ve hürriyetleri ile demokrasiyi dillerine pelesenk yapan batılı egemen ülke ve kuruluşlar, demokrasinin askeri darbeyle askıya alınışına, darbe sonrasında ülkede başlatılan cadı avına ve işkence iddialarına rağmen gerçekleştirilen idam cezalarına bir tepki göstermemiş hatta idamların hemen ardından ülkede uluslararası kuruluşlar öncülüğünde bir toplantı düzenlemiştir. Mısır'daki durum demokrasi ve insan hakları gibi kavramların araçsallaştırıldığının açık delilidir.

Sisi'nin görev süresinin uzatıldığı Mısır'da henüz istikrarın sağlanamadığı, Suudi Arabistan eksenli bir siyaset yürütüldüğü ve işgal rejimi ile son derece uyumlu bir politika yürütüldüğü açıkça görülmektedir. İç ve dış siyasetinde Suudi Arabistan'a bağımlı Mısır, Müslüman Kardeşler Hareketinin ülkede ve bölgede yok edilmesine dair projede önemli bir aktördür. Askeri cuntanın gayrı meşru yollarla elde ettiği siyasi kazanımı tanımıyor ve ülkenin barışçıl, adil, bağımsız, sivil bir yönetime kavuşmasını temenni ediyoruz.

Sudan'da son durum ve Suudi'nin ABD adına verdiği vekâlet savaşı

Dış gündem değerlendirmesinin konu başlıkları arasında yer alan Sudan'daki son duruma dair görüşlerin sunulduğu değerlendirmede şu ifadeler kullanıldı:

Afrika Birliği; Sudan'daki Askeri Geçiş Konseyine, yönetimi sivil geçiş hükümetine teslim etmesi için verdiği 15 günlük süreyi 3 aya uzattı. Ülkede devam eden protestolara rağmen geçiş sürecinin uzatılması, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE)'nin çıkarları doğrultusunda bölgede gerçekleşen birçok hadiseyi organize eden Muhammed Dahlan'ın Sudan ziyareti, aynı gün Riyad'da Abu Dabi Emiri ve Suudi Arabistan kralı arasında gerçekleştirilen zirve, Sudan devriminin de tıpkı Mısır, Libya, Yemen gibi ülkelerde olduğu gibi Suudi Arabistan lehine çalındığının göstergesidir.

Suudi Arabistan ve BAE'nin Sudan diplomasisi, yönetimin sivillere devredilmesi aşamasında Mısır'da olduğu gibi işbirlikçi bir yönetim arzuladıklarını ortaya koymaktadır. Sudan'ın yeni 'sivil' sürecinde Suudi Arabistan ve BAE destekli Taha Osman el Hüseyni'nin aktif rol alabileceği düşünülüyor.

"Sudan halkı bağımsız bir sivil yönetim için örgütlenmeli"

Sudan halkını bağımsız bir sivil yönetim için örgütlenmeye çağıran HÜDA PAR, "Askeri Geçiş Yönetimi'nden sonra Sudan halkı, Mısır'da olduğu gibi ekonomik yardımlarla ayakta kalan bağımlı bir yönetime mahkum edilmeye çalışılacaktır. İşbaşına gelecek yönetimin, Suudi Arabistan ve BAE'nin çıkarları doğrultusunda hareket etmesinden endişe edilmektedir. Sudan halkı ve siyasi oluşumları, ülkenin menfaatleri aleyhine yazılan senaryolara alet olmamalı, bağımsız bir sivil yönetim için örgütlenmelidir." ifadeleri kullanıldı.

Suud yönetimi tarafından 37 kişinin idam edilmesinin ülkede bir gözdağı niteliğinde olduğu görüşünde bulunulan değerlendirmede, "Suudi Arabistan yönetimi geçtiğimiz günlerde 37 kişiyi, terör hücresi kurdukları ve mezhep gerilimini arttırdıkları gerekçesiyle idam etti. Ancak, Birleşmiş Milletler tarafından, zanlılara işkence yapılarak itiraflar alındığı, idam edilen 3 kişinin cezayı aldıklarında 18 yaşının altında olduğu açıklandı. Suudi Arabistan'ın ülke içerisinde ve bölgede mezhepçiliği esas alan politikaları özellikle Suriye iç savaşıyla birlikte vahim bir noktaya ulaşmıştır. Bahreyn'de barışçıl gösteriler katliamla bastırılmış, ülke içerisinde rejimi eleştiren aktivistler, gazeteciler, din adamları tutuklanarak ağır cezalara çarptırılmıştır. Son olarak çoğunluğu farklı mezhepten olan 37 kişinin idamı adeta gözdağı niteliğindedir. Irak, Yemen, Suriye gibi ülkelerde mezhepçiliğin somut sonuçları açıkça görülmekteyken Suud yönetimi ülke içerisinde ve bölgede ayrıştırıcı, şiddet odaklı politikalarına, ABD adına yürüttüğü vekalet savaşına son vermelidir." çağrısında bulunuldu.

ABD ve Afgan güvenlik güçlerinin Afganistan bilançosu

BM'nin 2019 raporuna göre, ABD'nin Afganistan'da gerçekleştirdiği saldırılarının geçen senelere oranla artığına işaret edilen değerlendirmede, "Birleşmiş Milletler tarafından 2019'un ilk çeyreğiyle ilgili hazırlanan rapora göre ABD tarafından düzenlenen hava operasyonlarında 145 sivil öldürüldü, 83 sivil ise yaralandı. Bu oran 2018 yılına göre yüzde 41'lik bir artış gösteriyor. 2019'un ilk üç ayında ülkede 581 sivil öldürüldü, bin 192 sivil ise yaralandı. Operasyonlarda Taliban 227 sivili öldürürken Afgan güçleri tarafından öldürülen sivillerin sayısı ise 305. Çatışmalar, el yapımı bombalar ve intihar saldırıların ardından ABD'nin hava saldırıları ülkede en çok can alan sebepler arasında görülüyor.

Raporda, gerçekleşen ölüm ve yaralanmaların 529'una sivillerin bilinçli olarak hedef alınmasının sebep olduğu açıklandı. Ülkede istikrarı sağlamakla görevli güvenlik güçlerinin ve yine istikrar vaadiyle işgal gerçekleştiren ABD güçlerinin ülkede daha büyük bir istikrarsızlığa sebep olduğu BM raporuyla birlikte delillendirilmiş oldu." denildi.

Raporda, ülkedeki istikrarsızlığın en çok sivilleri etkilediğine değinilen değerlendirmede, "Taliban, Kabil yönetimi ve ABD arasında; ABD güçlerinin Afganistan'dan çekilmesi, tutukluların serbest bırakılması, Taliban'ın diğer örgütlerin ülkedeki faaliyetini sonlandırmasına dair bir antlaşma yapılmış, ancak bu anlaşma yürürlüğe konulamamıştı. 2019'un ilk çeyreğini kapsayan rapor, ülkedeki istikrarsızlıktan en çok sivillerin etkilendiğini ortaya koymaktadır." ifadelerine yer verildi.

Taliban ve Afgan yönetimine uzlaşma çağrısının bulunduğu değerlendirmede, "Ülkede barışın ve istikrarın sağlanması, ithal örgütlerin tasfiyesi ve sivil ölümlerinin sonlandırılması için; Afgan yönetimi ile Taliban'ın kendi aralarında anlaşmaları ve ABD'nin elinin çektirilmesi ile mümkün olabilir. ABD, hiçbir zaman Afganistan'da istikrarın oturmasını istemez. Bu nedenle Taliban ile Afgan yönetiminin kendi aralarında masaya oturup uzlaşmaları büyük önem arz etmektedir." denildi.

ABD'nin 8 ülkeye ambargo muafiyetini kaldırması

ABD'nin 8 ülkeye ambargo muafiyetini kaldırmasının bölgede gerilimi tırmandıracağı belirtilen değerlendirmede, "ABD Başkanı Donald Trump, İran'dan petrol ithalatı için Türkiye, Japonya, Hindistan, İtalya, Çin, Güney Kore, Tayvan, Yunanistan gibi ülkelere Kasım 2018'de verilen ve süresi 2 Mayıs'ta sona erecek olan muafiyeti, uzatmama kararı aldı. ABD'nin İran ile ilgili nükleer antlaşmadan çekilme kararı, yeni ambargolar ve devrim muhafızlarının terör örgütü ilan edilmesi sonrası bu adımı, bölgedeki gerilimi tırmandıracaktır." denildi.

Emperyalist ABD'nin aldığı bu gayri meşru kararların, İran içerisinde toplumsal bir kargaşaya zemin hazırladığının altı çizilen değerlendirmede şöyle devam edildi:

Gayrı resmi ticaret, takas, paravan şirketler, yerel para gibi alternatiflerle ambargonun başarıya ulaşamayacağı açıkça görülmekteyken, ABD'nin bu kararının iç politikada hâkimiyeti güçlendirme, bölgede siyonist işgal rejimini koruma, İran'ı terörize etme ve İran içerisinde toplumsal bir kargaşaya zemin hazırlamaya yönelik olduğu ortadadır.

"ABD'nin ekonomik ve siyasi şantajlarla dünya ülkeleri üzerinde kurduğu hegemonya vahim bir aşamaya ulaşmıştır." denilen değerlendirmede, "Gayrı hukuki yollarla ülkelerin komşularıyla ticari ve siyasi her türlü ilişkilerine müdahale eden bu kontrolsüz güç tanınmamalı, kararları desteklenmemeli ve bu hukuksuzluğa karşı kuvvetli bir dayanışma örneği gösterilmelidir." çağrısında bulunuldu.

Değerlendirmenin sonunda şu bilgilere yer verildi: "Artık ABD'nin ulusal çıkarlarını tehdit eden her ülke askeri müdahale, ekonomik yaptırım gibi şantajlarla karşı karşıya kalmaktadır. Türkiye açısından S-400, F-35 krizinin yaşandığı bu günlerde ekonomik muafiyetin uzatılmaması bir mesaj niteliğindedir. Türkiye, bir şantaj süreciyle ABD'nin eksenine girmeye zorlanmaktadır. Bugün AB ülkelerinin ABD hegemonyasını tartıştığı, alternatif bir oluşumu planladığı süreçte yıllardır iç savaşlarla dizayn edilmeye çalışılan bölge ülkeleri artık bağımsız ve özgün bir sürece evrilmek, ticarette ve siyasette egemen güçlere karşı ortak bir politika üretmek zorundadır." (Ramazan Casuk-İLKHA)

İlgili Haberler

Editörün Seçtikleri

Mobil Uygulamamızı İndirin

Öne Çıkan Haberler