​Toplumun kitap okumadaki eksikliğinin temelinde, meseleye ibadet şuuruyla bakılmamasının yattığını söyleyen Yazar Muhammed Şakir, Kur'an'daki emirlere ilişkin mevcut duyarlılığın bir benzerinin 'OKU'ma için de geliştirilmesi gerektiğini söyledi.

İslami hizmetlerinden dolayı dönemin despot devlet anlayışı tarafından mahkum edilen ve 26 yıldır cezaevinde bulunan Araştırmacı Yazar Muhammed Şakir, kaldığı Diyarbakır D Tipi Cezaevinden Söz ve Kalem Dergisine röportaj verdi.

“Gençlik, Teknoloji ve Okuma” üzerine yapılan röportajda Şakir, önemli tespitlerde ve değerlendirmelerde bulunarak toplumun kitap okumadaki eksikliğinin temelinde, meseleye ibadet şuuruyla bakılmamasının yattığını söyledi.

Şakir, Kur'an'daki 'Namaz kılın, zekât verin, oruç tutun, …' emirlerine ilişkin mevcut duyarlılığın bir benzerinin  'OKU'maya ilişkin de geliştirilmesi gerektiğini vurguladı.

Söz ve Kalem Dergisinin Muhammed Şakir ile yaptığı röportajın tamamı şöyle:

Teknolojinin sürekli gelişim içerisinde olduğu 21'inci yüzyılda İslam beldelerinde kitap okuma oranları ciddi manada düşmektedir. Teknolojik gelişmelere rağmen kitap okumaya rağbetin artması için neler yapılabilir?

"En fazla okuması gereken ve beklenen kesimimiz bile okumuyor"

Bismihi Subhanehu

Evvela bir tespit: Toplum olarak teknolojik gelişmeler öncesine dayanan bir okuma zafiyetimiz vardı zaten. Tarihin bir dönümünden sonra okumayla arası pekiyi olmayan bir toplumuz. Teknolojik gelişmeler ise bu zaafiyetimizi daha da derinleştirmiş bulunuyor. Açıktır ki bu temel bir sorundur, bireysel-toplumsal birçok sapma ve yozlaşmanın da kaynağıdır. Daha da ötesi ümmetteki ihtilafın, çözülüşün ve gerilemenin boy verdiği bir zemindir de… Bunu temelde bir anlayış, bir eğitim-öğretim ve yetiştirme sorunu olarak görüyorum. Sözgelimi en fazla okuması gereken ve beklenen kesimimiz bile okumuyor. Yani 'okumuşlarımız, okumayı bilenlerimiz' okumuyor. Oysa yetişen neslin/nesillerin bakıp örnek aldığı kesim bu kesimdir. Şu halde buradan başlamak gerekir.

"Oku'manın da namaz ve dua gibi yapılması emredilen ibadetlerden olduğunu hesaba katmamız gerekir"

Okumada tarihi arka planda sağlam olan bir toplumuz. Büyük insanlar yetiştirdiğimizi, medeniyetler kurduğumuzu ve medeniyetlere yön verdiğimizi unutmayalım. Kur'an'ın ilk emrinin 'oku' olduğunu bugün bilmeyenimiz yok gibi. Eksiklik, meseleye bir ibadet anlayış ve şuuruyla bakamıyor oluşumuzdandır. Şunu yapmak gerek: Kur'an'daki 'Namaz kılın, zekât verin, oruç tutun, …' emirlerine ilişkin mevcut duyarlılığın bir benzerini 'OKU'maya ilişkin de geliştirmeliyiz. 'Oku'manın da namaz ve dua gibi yapılması emredilen ibadetlerden olduğunu, onlar gibi mendup, sünnet, vacip ve farz olarak taabbûdi derecelere ayrıldığı an ve zamanların bulunduğunu hesaba katmamız gerekir. Dolayısıyla şuur, anlayış ve inanç şeklinde bu hayatımızı renklendirmelidir.

"Okumayı ihmal etmiş davetçi bir neslin ümmete öncülük etmesi müşkül bir durumdur"

Teknolojinin fiziki okuma üzerindeki büyüleyici etkisini görmezden gelemeyiz elbet. Ama biri diğerinin alternatifi olarak görülmemelidir. Asıl sıkıntı neslin korunmasına yönelik alınan veya düşünülen tedbirlerle ilgilidir. Çözüm; zamanımıza tekabül eden bu dil ve ruhun anlaşılmasında ve fıtratla uyumlu yolların bulunmasındadır. Kabul edelim etmeyelim, teknolojinin gelişimi ve insanlığa nüfuzu 'Oku'madan ayrı/bağımsız olarak düşünülemeyecektir. Yani teknolojinin kendisi okumanın bir ürünü olarak karşımızda durmaktadır. Onun için okuma derken, okumanın içerik ve hedeflerini de gündemimize alıp tartışmalıyız. Allah Resulü (sav) 'Ben muallim olarak gönderildim…' der ve muazzam bir okuma seferberliğini başlatır. Bu o zamana kadar görülmüş bir şey değildi. Şunu anlayalım; okumayı bırakmış bir ümmetin insanlığa şahitlik etmesi ve okumayı ihmal etmiş davetçi bir neslin ümmete öncülük etmesi müşkül bir durumdur. Hayat devam ettiğine göre hâlâ fırsatlar var demektir, dönüş ve silkiniş şarttır.

"Kitaba bakış ve anlayışımızın tazelenmesi ve yeniden dinamik bir içeriğe kavuşması gerekir"

'Ne yapabilirize gelince: Bir kere kitaba bakış ve anlayışımızın tazelenmesi ve yeniden dinamik bir içeriğe kavuşması gerekir. 'Oku' emri buna öncülük etmeli, muhteva buna göre örülmeli, çeşitli etkinliklerde güçlü bir şekilde hissettirilmeli ve pratik bir karşılığı muhakkak oluşturulmalıdır. Yeni, cazibeli ve inkılabî bir tarz ve içeriğe şiddetle ihtiyaç vardır. Fıtrat 'yeni'yi istiyor, gençlik itminanı verecek cazibeyi ve enerjiyi ab-ı hayata dönüştüreceği inkılabî bir zemini arıyor. Bu da disiplin ve sistematikle, yani plan ve programla olur. Silkiniş harekete geçiş bundan sonradır.

"Asla olanla yetinmemek gerekir"

İkincisi; kitapların okunmasına dair şu ana kadar yapılagelen teşvik içerikli etkinlikler -faydalı olduğu sürece- önemlidir; ancak asla olanla yetinmemek gerekir. 'Olanla yetinmek' ve 'Hazırdan beslenmek' zararlı ve gerilemenin de sebeplerindendir. Beldelerimizdeki çözülmenin sebeplerinden biri de bu 'olanla yetinme' canavarıdır. Bu meseleye duyarlı kesimlerle birlikte hal çareleri üzerinde kafa yormalı ve ihtiyacın ruhuna uygun çözümler üretmenin dışında yol yoktur. Bu etkinleştirilmelidir.

"Sıkıntının aşılmasında birinci dereceden sorumlu İslam beldeleri yönetim veya yöneticileridir"

Üçüncüsü; bir de elini taşın altına sokacak sorumlular bulmak lazım. Bunun toplumsal bir sorun olduğunu söyledim. Sıkıntının aşılmasında birinci dereceden sorumlu İslam beldeleri yönetim veya yöneticileridir. Sonra eğitim/öğretim kurumları özellikle de üniversiteler gelir. Sonra bağımsız kurumlar, hususi İslami yapı ve şahsiyetler gelir. Bunlarda her birinin yapması gereken çok önemli işler var. Yerel yöneticilerin, üniversitelerin, STK'ların eşgüdümlü olarak işe el atmaları, sorunun aşılmasında çok büyük bir eşik olacaktır. Bireysel girişim ve örnek çalışmaları da unutmamak lazım.

Kitap okurken herhangi bir alanda mı okumalı yoksa tüm alanlar ile alakalı kitaplar mı okunmalıdır?

"Umuma el atan umumdan olur"

Bütün alanlarla alakalı okumak bütün alanlardan mahrum kalmak gibi bir sonuca götürebilir bizi. Bu, tedrici eğitim/öğretim yöntemine de terstir. 'Umuma el atan umumdan olur.' vecizesi meşhurdur. Üniversiteye gelmişlerin belli bir altyapı ve birikimle gelmiş olması beklenir. Hiç olmazsa İslami temel bilgiler, İslam tarihi, yakın tarih, genel kültür, edebiyat ve hatta siyaset gibi alanlarda belli bir okuma yapmış olması gerekir. Hazmedilmiş bir bilgi olmasa da neticede alt birikim olarak değerlendirilebilir. Tam da burada merak, ilgi, eğitim, istidat, tercih… gibi yetiler ortaya çıkar ve bazı alanlar yönünden daha meyilli, daha seçici olur ki bu da tabiidir. Dolayısıyla tercih edilecek alan bunlar hesaba katılarak yapılacaktır. Tercihi doğru yapmak şartıyla bana göre belli bir alan üzerinde yoğunlaşmak ve sağlam bir okuma yapmak daha verimli bir sonuç alıcı olur. Bu, bir kıvama geldikten sonra ihtiyaç duyulduğu takdirde başka alanlara yönelmek de söz konusu olabilir. Okuma sağlam ve bakışa tesir etmeli, bakış açısı okumayla/bilgiyle bakıştaki açılara yeni bir ruh, ihatalı bir fehm adam akıllı bir derinlik vermiyorsa artık ona okuma değil, başka bir şey demeli. Ve bilelim ki bakışın oluşması ve açıların onunla muvafık gelişmesi fikirler/kavramlar yoluyla elde edilebilir.

Bir üniversite öğrencisi olsaydınız öncelikle hangi tür kitapları okurdunuz?

"Siyer Kur'an'ın hayata bakan yüzü ve uygulamasıdır"

Müslüman bir gencin iman ve İslam'ın temel meselelerini okuyup hazmetmesi öncelikli olmalıdır. Kur'an günlük virdim olurdu. Gölgesinde yaşamaya, yönlendirmesiyle yürümeye çalışırdım. Kur'an ve siyer; biri metin diğeri yazılı ve ameli beyan, diğeri nur, rehber… Siyeri Kur'an'dan ayırmaz; Kur'an'ı siyerden okurdum. Siyer Kur'an'ın hayata bakan yüzü ve uygulamasıdır. O yüze dokunmak nurunda almak için arkadaşlarımla, çevremle, hocalarımla kafa yorar, yol bulmaya çabalardım. Ya da mevcutlar arasında en doğru olana destek olurdum. Vecizelerim için ilmihali, akaitle ilgili temel bazı kavramları mutlaka okurdum. Sadece Rabbim razı olsun diye ahlak ve maneviyat okumalarını yapardım. Kur'an'ın ahlakı ile ahlaklanmış, Peygamber (aleyhiselam) ahlakını kazanmış bir davetçi veya örnek şahsiyet binasını örmeye çalışırdım. Bunlar binanın temel taşlarıdır. Diğer tüm okumalarımla bu binayı yükseltecek, ümmet için faydalı hale getirecektim. Tarihi, hususen yakın tarihi severim. Özellikle de 19'uncu yüzyıl itibariyle dünyadaki gelişmeler, İslam beldelerine yönelik istila ve işgaller, eşzamanlı ortaya çıkan ihya ve ıslah hareketleri, ümmeti uyandıran öncü şahsiyetler, etkileri, karşıt dünyayı, ideolojileri, bunları oluşturan kavramlar ve düşünce anlamlarını anlama ve tanımaya yönelik yoğun ve disiplinli bir okuma yapardım. İslam irfanına, edebiyata, bu sahanın sembol şahsiyetlerine hususi zaman ayırırdım. Bu okumalarımı tam bir disiplin ile yapmaya gayret ederdim.

Sizce kitap okurken özellikle nelere dikkat edilmelidir?

"Niçin okuduğunuzu bilmiyorsanız ve okumaya başlarken bir hedefiniz yoksa okumadan istifade edemezsiniz"

Bir kere şunu kabul etmek gerek; her okumanın kendisi için istediği bir iklim vardır. Her okuma türünün kendine özgü bir tadı var ve bu tat ait olduğu mevsimde etkin ve anlamlı olur. Mesela sonbaharda nar, kışta portakal, ilkbahar ve yazda başka başka meyveler var ve onlar mevsimlerinde güzeldirler. Dikkat ederseniz burada tabii bir seçicilik de ortaya çıkıyor. Dolayısıyla rastgele bir okuma yok! Okumanın bir maksat ve hedefi vardır veya mutlaka olmalıdır. Burada üç soruya cevap verilmelidir. Birincisi 'Niçin okuyorum?' Buna akıl, nakil ve mantıkla örülmüş bir cevabınız olması gerekir. Niçin okuduğunuzu bilmiyorsanız ve okumaya başlarken bir hedefiniz yoksa okumadan istifade edemezsiniz. O yüzden maksadınız belli hedefiniz net olmalıdır. İkincisi 'Ne okumalıyım?' Buna da adamakıllı bir cevabınızın olması gerekir. Ne okuyacağınızı bilmeden okumak, yani rastgele okumak, bilemeyeceğiniz bir yere yapacağınız yolculuğa benzer. Hedefinizde işaretle yol almanız ne okuyacağınızı bilmenize bağlıdır. Dolayısıyla yola çıkarken iyi hazırlanmış bir okuma listenizin olması şart. Üçüncüsü de 'Nasıl okumalıyım?' Okuyanların önemli bir kısmı bu konuda çok dağınıktırlar. Zaman programlaması sıfır, düzenli ve sistematik bir okuma yapmıyorlar. Oysa zaman kontrol ve ayarlaması/yönetimi olmada düzenli ve sistematik bir okuma yapmanız zordur. Yaparsanız da hedefinize varamazsınız. Bireysel-Toplumsal mesuliyetlerinizi müdrikseniz ve faydalı olmak istiyorsanız 'sıradan olmaktan' çıkmalısınız. Yani sıradan herkesin yapageldiği kriter ve alışkanlıkların dışına çıkmalısınız. Kendi alışkanlıklarınızı gözden geçirmeli ve kendinize ait birçok haktan feragat edebilmelisiniz. Size birkaç isimden söz edeyim: 9 yaşındayken hafız olan İmam-ı Şafii; sabah namazından kuşluk vaktine kadar tefsir, kuşluk vaktinde öğleye kadar hadis, öğleden sonra kelam, ikindiden sonra şiir başta olmak üzere edebiyat vs. dolu dolu bir okuma… Seyyid Kutup günde yaklaşık 10 saat okurdu. Bediüzzaman'ın kendine özgü okuma ve telifine aşina olmalısınız. Günde 400 sayfa tashih yapardı. İmam-ı Nevevi; okuma ve yazmaya da fazla zaman ayırabilmek için 24 saatlik bir günde sadece seher vaktinde yiyip içiyordu. İbn-i Sina o kadar okuyup yazıyordu ki 'uyku bastıracak olsa bir bardak bir şeyler içerek açılıyor, yeniden çalışmaya koyuluyordum. Uykuda bile zihnim okuduğum şeylerle meşgul oluyordu.' der. İbn-i Teymiyye, kitap okuyacağı zaman uzun saçlarını bir çiviye asar, öylece okurdu. Eric Hoffer, okuma alışkanlığı vesilesiyle hamallıktan üniversite hocalığına yükselir. Cemil Meriç 'Sadece klasiklere çeyrek asır verdim' der. Okumayı bir ibadet olarak telakki etmek durumundayız. Ve okumanın merkezinde üç ana unsur var: Rabbimizin gönderdiği kitap, Kitabı Kübra olan Kâinat ve Kâinat-ı suğra olan insaniyet.

Kitap okunurken not mu tutmalı yoksa önemli yerlerin altı mı çizilmeli?

"Notlu okumayı tavsiye ediyorum"

Bu kişiden kişiye değişebiliyor. Okuma ve bilgi kalıcılığı ile öne çıkan yöntemler arasında şunlar var:

-Not alarak okuma.

-Önemli yerlerde altını çizerek okuma.

-Bu ikisini (altını çizerek ve not alarak) beraber yapma.

Zaman sorununu aşma, devamlılık, pratiklik ve kalıcılığı bakımından notlu okuma daha tercih edilmektedir. Kendim de notlu okumayı tavsiye ediyorum. Ama zaman sorunu yaşamayanlar, devam etmekte sıkıntı yaşamayacak olanlar, kendilerine uyan diğer yöntemlerden de yararlanabilirler.

Bir öğrenci mutlaka bu üç kitabı okumalıdır dediğiniz üç kitap nelerdir?

Bugün piyasada çok güzel kitaplar var 'mutlaka' desem de şu üç kitabın okunmasını öneriyorum: Muhammed Ebu Zehra'nın 'Son Peygamber Hz. Muhammed(s.a.v)', Yusuf el-Karadavi'nin 'İlahi Öğretiler Işığında İslam Nizamı', İbn-i Haldun'un 'Mukaddime' isimli eserleri. Ek olarak Aliyya İzzetbegoviç'in 'Özgürlüğe Kaçışım' ve Abdulkadir Geylani'nin 'Fethul Rabbani' eserlerini de tavsiye ediyorum.

Son olarak dergimizin okurlarına neler tavsiye edebilirsiniz?

Okurlarınızı kendimden bir parça bildiğimden sizi aradan çıkararak direk onlara konuşmak istiyorum. Öncelikle iç âleminizi kontrolünü sağlayabilecek malzemelere sahip olacaksınız. Rabbinizle çok sağlam ve içli bir bağ kuracaksınız. Kur'an-ı Kerim'i daima cebinizde, yanınızda taşımayı ahlak edineceksiniz. Günlük cüzünüz olacak. Namazlarınızı cemaatle kılacaksınız. Yalnız değil, size Allah'ı, ahireti, oradaki hesap-kitabı hatırlatan kardeşlerinizle olacaksınız. Allah'ın anıldığı meclislerle sorumluluk düzeyinde bağlarınız olacak. Günlük ve haftalık programınız olmalı. Namaza, sünnet oruçlarına ve Allah Resulünü hatırlatacak nafilelerine büyük önem vermelisiniz. Boşa geçirecek zamanınız hiç olmamalı. Ailenizle çok sıkı bağlarınız olmalı. Kardeşlerinize sahip çıkma sorumluluğunu taşıyacaksınız. İslam uğrunda şehitleri, muhacirleri ve esaret altında olanları anacaksınız. Onların ailelerini, çoluk-çocuklarını tefekkür edeceksiniz. Yapabilirseniz gece namazlarını ahlak haline getiriniz. Ve bir de çok dua edeceksiniz. Duanıza ümmetin derbeder olmuş yavrularını misafir ediniz. Bizi ve bu kardeşlerinizi de misafir ediniz. Ve Hazreti Peygamber (sallallahualeyhivesellem) izinden giden mücahit fedakârlardan olmak için dua edeceksiniz. Ve 'Rabbim!' deyin. 'Beni ve tüm mümin kardeşlerimi razı olduğun suhela ve şüheda kullarından eyle.' Böyle deyin ve ağlayın, Allah için, onun davasını dert edinerek, çareler arayarak ağlatın… Ve sonra silkinmek, bir araya gelmek ve ayağa kalkmak için ağlayın…

Rabbim sizleri hayırda muvaffak eylesin. Amin. 

Muhammed Şakir kimdir?

İslami hizmetlerinden dolayı dönemin despot devlet anlayışı tarafından 1992 yılının ekim ayında mahkûm edilen Muhammed Şakir, 26 yıldır cezaevinde bulunuyor. Cezaevinde geçirdiği çeyrek asırlık süre içerisinde kendini İslami ilimlere adayan Muhammed Şakir, Açıköğretim Fakültesi Önlisans İlahiyat ve Adalet bölümlerini de bitirdi. Muhammed Şakir'in, Üstad Bediüzzaman Said Nursi/Hayatı Mücadelesi Eserleri 1-2-3 isimli biyografi kitabı,  Esaretten Dirilişe Selam, Bir Çığlık Bir Direniş Bir Muştu isminde de 2 şiir kitabı bulunuyor. Yazarın ayrıca yayınlanmamış Xezal adında Kürtçe şiir kitabı da mevcut. (İLKHA)

İlgili Haberler

Editörün Seçtikleri

Öne Çıkan Haberler