Kürd meselesiyle ilgili değerlendirmelerde bulunan Yazar İbrahim Güçlü, Türkiye'deki birçok sorunun çözümünün, Kürd meselesinin çözümüyle olacağını söyledi.

HÜDA PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu'nun çağrısıyla tekrar gündeme gelen Kürd meselesine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Kürd yazar ve siyasetçi İbrahim Güçlü, bu çağrının doğru ve yerinde olduğunu söyledi.

Kürd meselesinin sadece Türkiye'nin meselesi olmadığını belirten Güçlü, bunun, Ortadoğu'nun da meselesi olduğunu dile getirdi.

Kürd meselesinin Irak Kürdistan'ındaki bağımsızlık referandumuyla daha güncel ve önemli olmaya başladığına işaret eden Güçlü, Kürd meselesi, Türkiye'de her zaman temel bir mesele olmuştur. Bugünün meselesi değildir. Osmanlı imparatorluğu döneminde de önemli bir meseleydi ama Osmanlı dönemindeki mesele ile bugünkü mesele arsında bir fark var. Osmanlı döneminde Kürdistan otonomdu, Kürdistanlılar kendi dilleriyle eğitim ve öğretim yapabilecek durumdaydılar. Kendi bölgelerinde kendilerini yönetebilir durumdaydılar. Sadece merkezi hükümete asker gönderen, vergi veren bir konumdaydılar. Ama Osmanlı saltanatının son bulması, Kemalist darbenin yapılmasından sonra, Kemalistlerin kendi adına bir devlet kurmaları ki, diyorlar ya ‘biz ulus devlet kurduk’, aslında benim buna da itirazım var. Türk milleti adına bir devlet kurulmadı, sivil, asker, bürokrasi adına bir devlet kuruldu. Türk milleti de kullanıldı. Yani onun sırtına binerek bir elit sivil, asker, bürokrat Kemalistleri kendileri için bir devlet kurdu. O kuruluştan sonra Kürd meselesi temel bir mesele oldu. Zaten devletin kuruluşu anti Kürd ve anti İslam yapısı üzerine kuruldu. Yani Kürdlere ve İslam’a düşmanlık arasındaydı." dedi.

"Devletin İslam’la olan sorunu devam etmektedir"

Türkiye'nin kuruluşundan bu yana devletin İslam'la probleminin olduğunu söyleyen Güçlü, "Halen de bu devletin İslam’la olan sorunu devam etmektedir.  İslamcı bir partinin ya da kendine İslamcı diyen bir partinin, bile iktidarda olması bu sorunu halen çözmüş değildir.  Kürd meselesi ise Kemalist devletin kuruluşu döneminde dediler ki, 'Biz Osmanlı İmparatorluğundan daha geniş bir özerklik tanıyacağız.’ Oysa geldikten sonra Kürdler inkâr edildi. Kürdistan inkâr edildi. Kürdistan işgal edildi. Yeniden ilhak edildi. Kürtçe eğitim ve öğretim dili ortadan kaldırıldı. Yani medreselerdeki kültür ortadan kaldırıldı.  O zamanki eğitim, şimdiki Milli Eğitim sistemindeki gibi değildi. Onun için ayaklanmalar dönemi başladı. Ve bu ayaklanmalarla birlikte katliamlar oldu. Büyük katliamlar oldu. 1919’da Koçgiri’de 1925’de Diyarbakır ve çevresinde, Zilan’da, Dersim’de katliamlar oldu." İfadelerini kullandı.

"Türkiye'de Kürd sorunu yoktur.' demek, 'Türkiye'de hiç sorun yok' demektir"

"Türkiye'de Kürd sorunu yoktur.' demek, 'Türkiye'de hiç sorun yok' demektir." diyen Güçlü, HÜDA PAR Genel Başkanı Yapıcıoğlu'nun Kürd Meselesini ilişkin açıklamalarına işaret ederek, "Sayın Zekeriya Yapıcıoğlu'nun da belirttiği gibi, belki de birçok meselenin çözümü bu meselenin çözümüyle olabilecektir. O kadar hayati bir mesele ki eğer bu çözülmezse, Kürdler kendi haklarına kavuşmazlarsa, Kürdler ve Türkler arasında hem statü hem de haklar açısından eşit bir yapı oluşmazsa diğer meselelerin çözümü mümkün değildir. O bakımdan son dönemlerde özellikle hükümet, ırkçı ideolojilerin, ırkçı eğilimlerin etkisi altında, Kemalist eğilimlerin etkisi altında. Yani başlangıçtaki durumdan çok farklı bir tutumla ‘işte Kürd meselesi yoktur, terör meselesi vardır. Aslında Kürd vatandaşlarımızın meselesi yoktur ama işte PKK diye bir sorun vardır.’ diyerek. Evet, PKK bir sorundur. PKK, sadece Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bir sorunu değil; PKK bana göre Kürdlerin bir sorunudur. Öncelikle Kürdlerin sorunudur. Çünkü PKK’yi yaratan Türkiye Cumhuriyeti Devletidir." diye konuştu.

Kürd meselesinin bir dönem sadece solcuların meselesiymiş gibi gösterilmeye çalışıldığını belirten Güçlü, bu meselenin toplumun tüm kesimlerine ait olduğunu vurguladı.

Güçlü, Kürd meselesinin 15 Temmuz darbe girişimi ve PKK şiddeti gerekçe gösterilerek üzerinin örtülmeye çalışıldığını; bu durumun aslında "iktidarın kendisine kötülük yapma" anlamına geldiğini ifade etti.

"HÜDA PAR'ın açıklamaları önemlidir"

Güçlü, şunları söyledi: "Kürd meselesinin, belirli gerekçelerle askıya alınmış olan ve gündemden çıkarılmaya çalışılan bu meselenin Zekeriya Bey ile yeniden gündeme gelmesi çok önemlidir. Seçimler döneminde, Kürd meselesinden bahsettiğinde belki dışlanacağın ve şeytanlaştırılacağın, oy kaybına uğrayacağın bir dönemde bunu söylemek, sağduyunun, adaletin ve vicdani davranışın bir gereğidir. HÜDA PAR marjinal bir parti değildir. O anlamda açıklamaları önemlidir. Elbette ki HÜDA PAR’ın dışında bir takım Kürdistan partileri (HDP; Kürdistan partisidir, demiyorum. Onu dışında tutarak söylüyorum. Kürdistan ismiyle kurulmuş olan partileri söylüyorum.) Ne yazık ki görünen odur ki son günlerde bu ittifak tartışmalarından sonra, uzun bir dönem bu partiler HDP’ye iltihak, HDP’yi destekleyici bir güç olması için önemli çaba sarf etti. Görünen o ki yeniden o yola girdiler. O yola girmekle de HDP’nin hesap ve kitaplarına hizmet etmiş olacaklardır."

Türkiye, İran, Irak ve Suriye topraklarında yaşayan Kürdlere, bu ülkelerin yönetimleri tarafından haklarının iade edilmediğini savunan Güçlü, Batılı ülkelerin bu nedenle bu soruna müdahalede bulunduğunu söyledi.

Batılı ülkelerin müdahalesine engel olmak için Kürd sorununun çözüme kavuşturulması gerektiğini anlatan Güçlü, "Eğer bu milletlerin iktidarları Kürd meselesini çözerse hiçbir problem kalmaz. Kürdler; israille, ABD'yle ve zaman zaman Rusya’ya işbirliği ya da başka ülkelerle devletlerle iş birliği ihtiyacı duymaz." diye belirtti.

"Asıl aktör de Kürd milletidir"

Kürd meselesinin çözümünde bölgedeki kanaat önderleri, sivil toplum kuruluşlarıyla görüşülmesi gerektiğini vurgulayan Güçlü, "PKK üzerinden çözmeye çalışmak; Amerika üzerinden çözmeye çalışmak demektir. Biz asli unsurlarla, asıl aktörle sorunu çözmeye çalışıyoruz. Asıl aktör de Kürd milletidir. Biz bir milletiz. Haklarımızı vermeyecek misiniz?  Kürtçe eğitim öğretim hakkımızı vermeyecek misiniz? Bizim Diyarbakır’ı veya Kürdistan’ı kendi kendimize yönetmemiz millet olarak hakkımız olduğu gibi ekonomik gelişmenin, demokrasinin, insan ve hak özgürlüklerinin gelişimi için önemlidir." şeklinde konuştu.

"Hükümet Türklerin, Kürdlerin hükümeti olmalıdır"

Güçlü, "Her milletin kendi kaderini tayin etme hakkı var. Her insanın kendi kaderini tayin hakkı var. Bu bütün felsefelerin, dini inançların kabul ettiği bir prensiptir. Biz, kendi kaderimizi kendi elimizle tayin etmek istiyoruz. Kendi kendimizi yönetmek istiyoruz. Biz kendimiz olmak istiyoruz. Biz başkalarının bize hükmetmesini istemiyoruz. Biz başkalarıyla dostluk kardeşlik ilişkilerini, diplomatik ilişkileri, komşuluk ilişkilerini geliştirmek istiyoruz. Biz kendi kendimizi yönetmeye çalışıyoruz. Biz de her millet gibi kendi dilimizi geliştirmek istiyoruz. Hükümet Türklerin, Kürdlerin hükümeti olmalıdır. Meclis, Türklerin Kürdlerin meclisi olmalıdır." değerlendirmesinde bulundu." (Emrah Deniz, Mehmet Çelik - İLKHA)

İlgili Haberler

Editörün Seçtikleri

Mobil Uygulamamızı İndirin

Öne Çıkan Haberler