Tarihçi-Yazar Ahmet Ağırakça: Kudüs'ün 88 yıl dolmadan özgürlüğüne kavuşacağını düşünüyorum
Tarihçi-Yazar Prof. Dr. Ahmet Ağırakça, Kudüs ve Filistin davasından İslam dünyasının bilimsel gerilemesine, yapay zekâdan akademik çalışmalara kadar birçok konuda değerlendirmelerde bulundu.
Malatya'da bu yıl 12'ncisi düzenlenen Kitap Fuarı'na katılan Tarihçi-Yazar Prof. Dr. Ahmet Ağırakça, imza günü kapsamında İLKHA muhabirinin sorularını yanıtladı.
İslam dünyasının geçmişten günümüze yaşadığı siyasi ve bilimsel gelişmeleri değerlendiren Ağırakça, Kudüs'ün geleceği, gençlerin kitap okuma alışkanlığı ve İslam medeniyetinin ilmi mirasını asli kaynaklardan öğrenmeleri, yapay zekânın bilgi üzerindeki etkisi ve Batı'da yükselen İslam düşmanlığına ilişkin açıklamalarda bulundu.
İslam coğrafyasında haritaların yeniden çizilmeye çalışıldığı bu dönemde, Kudüs ve Filistin davasının geleceğini nasıl görüyorsunuz? İslam dünyasının mevcut parçalanmışlığı karşısında somut ve kalıcı çözüm ne olmalıdır?
"Maalesef İslam dünyası, Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra İngilizlerin ve onları destekleyen Fransızların oyunlarıyla parçalandı. Haritalar, onların ellerine cetvel alarak çizdikleri sınırlarla belirlendi. Müslümanların hiçbir müdahalesinin olmadığı devletler ve yönetimler ortaya çıktı. Filistin de bunlardan biridir. Suriye, Ürdün ve Irak devletleri nasıl kurulduysa Filistin'de de bir Filistin devleti kurulacaktı. Ancak İngilizlerin oyunlarıyla bu engellendi ve bölgede siyonist bir devlet kuruldu. Buna rağmen Filistin halkı mücadelesini sürdürdü. Yaklaşık 80 yıldır devam eden bu mücadelenin gittikçe başarıya yaklaştığını düşünüyorum. Allah'ın izniyle haritalar değişecek. Ancak benim kanaatime göre ilk değişecek harita, bugün mevcut olan siyonist devletin haritası olacak. Filistin devletinin kurulmasıyla birlikte bölgedeki ilk harita değişikliği de gerçekleşmiş olacak. Bunun yanında diğer haritaların da değişmesi mümkün mü? Olabilir. Çünkü en son Mekke İttifakı ile yeni bir sürece girdiğimiz kanaatindeyim. İleride ne olacağını kestirmek mümkün değil. Suriye, Ürdün ve Mısır'ın da bu ittifaka katılmasıyla çok farklı bir ortam oluşabilir ve haritalar İslam'ın lehine değişebilir. Bu kanaatimi ifade etmek isterim. Ancak yakın bir zamanda Orta Doğu'nun karışacağını ve büyük bir savaşın çıkacağını düşünüyorum. Çünkü Kudüs'ün Birinci Haçlı Seferi döneminde Haçlılar tarafından işgali 88 yıl sürmüştür. Şu anki siyonist işgal de 80 yılı doldurmak üzere. Dolayısıyla 88 yıl dolmadan Kudüs'ün özgürlüğüne kavuşacağını düşünüyorum."
Dijital yapay zekâ çağında genç neslin doğru İslam tarihini ve medeniyet mirasını klasik okuma alışkanlıklarıyla kazanması sizce hâlâ mümkün mü?

"Evet, yapay zekâ bilgi veriyor ancak çoğu zaman yanlış bilgiler de sunabiliyor. Doğru bilgilerin kesinlikle kaynaklarda olduğunu unutmamak gerekir. Gençlerimizin kitap okuyarak İslam medeniyetine ve İslam ilimleri tarihine ulaşması mümkündür. Özellikle Müslümanların ve İslam âlimlerinin yaklaşık bin yıldan beri İslam dünyasında gerçekleştirdikleri ilmî çalışmaları; tıp, astronomi, fizik, kimya, matematik ve benzeri alanlardaki bilgileri öğrenmek istiyorlarsa bu konularda yazılmış kitaplara, hatta doğrudan kaynaklara inmeleri gerekir. Bu konuları daha derinlemesine araştırmak isteyenlerin Arapça öğrenerek asli kaynaklardan medeniyet ve ilimler tarihimizi okumaları mümkündür. Yapay zekâya fazla güvenmesinler. Çünkü zaman zaman yanlış bilgiler verdiği kanaatindeyim. Kaynaklara ulaşmak mümkündür. Yeter ki gençlerimiz çalışsın."
Günümüz İslam dünyasının bilimsel ve yapısal olarak Batı karşısında geride kalmasının temel sebebi nedir ve bu tıkanıklık nasıl aşılır?

"Aslında İslam dünyası, 17'nci yüzyıldan sonra İslam ilimleri tarihindeki ihmalkârlığı nedeniyle geride kalmıştır. Eğer 16'ncı yüzyıla kadar ilimler tarihinde gerçekleştirdiğimiz büyük buluşları ve her alandaki çalışmalarımızı sürdürebilseydik Batı'nın çok ilerisinde olacaktık. Ancak ihmalkârlık yüzünden ilim gerilemeye başladı. Medreselerimizde okutulan, özellikle 17'nci ve 18'inci yüzyıllara ait eserler, yeni buluşlar ortaya koymak yerine yalnızca tekrar niteliğinde kaldı. Bu nedenle ister istemez Batı dünyasının gerisinde kaldık. Ancak bunun telafisi mümkündür. Tarihimizin bilincine varır, geçmişte matematik, fizik, kimya, tıp, astronomi, coğrafya ve benzeri alanlarda âlimlerimizin ortaya koyduğu çalışmaları yeniden öğrenirsek İslam medeniyetinin dirilişi mümkün olacaktır. Bu ilimleri yeniden ele alıp söz konusu alanlarda çalışmalar yapmamız hâlinde hem İslam medeniyetini yeniden keşfetmiş hem de onun yeniden dirilişine katkı sağlamış olacağız."
Geçmişteki rektörlük döneminizden bugüne Türkiye'deki akademik iklimi nasıl değerlendiriyorsunuz?

"Türkiye'de üniversitelerin çok fazla açılmasına rağmen yeterli sayıda öğretim üyesi bulunmadığı için üniversitelerimizde arzu edilen akademik çalışmalar gerçekleştirilemedi. Bazı üniversitelerde beklentilerimizin de ötesinde güzel çalışmalar yapılsa da 120 devlet üniversitesinin tamamında aynı seviyenin yakalanmasını bekleyemeyiz. Özellikle Doğu illerinde öğretim üyesi sayısının az olması nedeniyle akademisyenlerin bu bölgelere gitmek istemediğini, daha çok büyük şehirleri tercih ettiğini görüyoruz. Bu durum akademik alanda bir zayıflığa neden oldu. Buna rağmen genç nesil içerisinde çok iyi akademik çalışmalar yapan kardeşlerimiz de vardır. Bu yönden ümitvar olduğumuzu söyleyebilirim. Bazı üniversitelerde ilmî araştırmalar çok iyi seviyedeyken bazılarında ise ister istemez bir miktar geride kalınmıştır. Ancak çalışılması hâlinde o akademik seviyeyi yakalayacağımıza inanıyorum."
Batı dünyasında tırmanan İslam düşmanlığı karşısında Müslüman entelektüellerin kendilerini dünyaya doğru ifade edebilmek adına kullanması gereken yeni dil ve strateji ne olmalıdır?

"Her şeyden evvel İslam'ı sahih usullerle anlatmamız lazımdır. Eğer İslam'ı yaşar, doğru bir şekilde tanıtır ve anlatabilirsek İslam düşmanlığının kısmen önlenmesinde başarılı olabiliriz. Ancak bunun için İslam'ın doğru anlatılması gerekir. Mesela Hollanda'da İslam düşmanlığı yapan bir parti lideri, bir süre sonra Kur'an-ı Kerim'i ve siyer kitaplarını okuyarak düşmanlık yaptığı dinin ne olduğunu araştırmaya başlıyor. Kur'an-ı Kerim'de buldukları ve siyer okuyarak Resulullah'ı tanıması sonucunda İslam'ı öğreniyor ve Müslüman oluyor. Böylece İslam düşmanlığı sona eriyor. Aynı şekilde bugün özellikle Gazze Savaşı'ndan sonra Avrupa'da İslam düşmanlığının yanında İslam hayranlığı da ortaya çıktı. Gazze Savaşı'ndan bu yana, son 3 yılda Avrupa'da yaklaşık 50 bin insanın Müslüman olduğunu biliyoruz. Özellikle Fransa'da büyük bir İslamileşme hareketinin yaşandığı görülmektedir. Demek ki İslam'ı iyi ve doğru anlatırsak, Gazzelilerin sabrı, tevekkülü, direnişi, anlayışı, ahlaki yapısı ve İslam'a bağlılıklarını ortaya koymalarıyla Avrupa'da büyük bir etki oluşturabiliriz. Bunun sonucunda insanlar İslam'a yönelmeye başladı. Dolayısıyla İslam'ı iyi temsil edersek Allah'ın izniyle İslam düşmanlığını kırabiliriz."
Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı?
"Bütün gençlerimize tavsiyem, lütfen kitap okuyun. İnternete, küçük elektronik aletlere, telefon ve televizyonlara çok fazla iltifat etmeyin. Asıl ilmi öğrenmeniz gereken yer kitaplardır." (İLKHA)
YASAL UYARI: Yayınlanan yazılı haber, fotoğraf ve videonun tüm hakları İlke Haber Ajansı Basın Yayın San. Tic. A.Ş.'ye aittir. Hiçbir surette haber, fotoğraf ve videonun tamamı veya bir kısmı yazılı sözleşme yapılmadan veya abone olmadan kullanılamaz.
Çocukların kitap okuma alışkanlığı kazanmasında ailelerin rolüne dikkat çeken eğitimci-yazar Asuman Sarıtaç, "Buradaki en büyük rol model, her konuda olduğu gibi ailedir, ebeveynlerdir." dedi.
Bilgiye erişimi kolaylaştıran dijital dünyanın kontrolsüz kullanımı, çocuk ve gençlerde ekran bağımlılığını artırırken sosyal ilişkileri, aile bağlarını ve düşünerek üretme becerisini de olumsuz etkiliyor. Peki, çocukları dijital dünyanın zararlarından korumak için neler yapılması gerekiyor?
Mekke İttifakı'nın bir savaş başlatma değil, üye ülkelerin güvenliğini korumaya yönelik bir savunma mekanizması olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirten Doğru Medya Ankara Temsilcisi Mehmet Sait Özcan, ittifakın güçlenmesi halinde İslam coğrafyasında yeni bir güvenlik dengesi oluşturabileceğini kaydetti.