2013 yılından bu yana Mısır'ın Burc el-Arab zindanında tutulan Müslüman Kardeşler Teşkilatı Şura Konseyi üyesi Muhammed el-Asar'ın tıbbi ihmaller sonucu şehid olması, dava arkadaşlarını derin hüzne boğdu.

Mısır'daki askeri darbenin ardından 2013 yılının Kasım ayından bu yana Burc el-Arab zindanında tutulan Müslüman Kardeşler Teşkilatı Şura Konseyi üyesi Muhammed el-Assar'ın tıbbi ihmal sonucu vefatı, Müslüman Kardeşler Cemaati'ne mensup Müslümanları derin hüzne boğdu. İslam iktisadı alanında eğitim görevini yürüten Dr. Eşref Dawaba hocasını ve dava arkadaşını İLKHA'ya anlattı.

"Tüm hayatı Allah yolunda davetle geçen Mühendis Muhammed El Assar, gösterişten uzak ve önde görülme derdi olmayan, adeta isimsiz bir kahramandı." diyen Dr. Dawaba, İhvan-ı Müslimin Cemaati'nin çok kıymetli bir şahsiyetini kaybettiğini, adı zikredildiğinde ise akla ilk gelen şeyin fikir, davet ve hareket olduğunu dile getirdi.

"Dava vaktinizden arta kalanlarla ayaküstünde kalmaz, vaktinizin esasına davayı koymanız gerek"

Dawaba, "İhvan-ı Müslimin Cemaati, çok kıymetli bir şahsiyet olan Mühendis Muhammed el-Assar'ı kaybetti. Mühendis Muhammed el-Assar hakkında konuştuğumuzda fikirden bahsederiz, hareketten bahsederiz, davetten bahsederiz, anlayıştaki derinlikten bahsederiz. Kendisi, Burc el Arap zindanında kalp krizi sonucu şehit oldu. Allah kendisine rahmet etsin. Davet çalışmalarında büyük bir alana sahipti. Özellikle gençler üzerinde çok ciddi çalışmaları olmuştur. Genel olarak Mısır'da özelde el-Buhayra kentinde birçok genç, İhvan-ı Müslimin Cemaatinin saflarına onun sayesinde katılmıştır. Gerçekten bu alanda çok açık bir bakış açısı vardı ve zamanının hepsini gençlerle ilgilenmeye adardı. Kalbi ziyadesiyle yumuşaktı. İnsanlarla muamelesi çok güzeldi. Fikirsel anlamda derin ufka sahipti. Öyle ki dinleyiciye, bilgiyi vakıadan örnekler getirerek kolay bir üslupla aktarma kabiliyetine sahipti. Hayatının tamamını davete adamıştı. Her zaman şunu derdi, 'Dava, vaktinizden arta kalanlarla ayaküstünde kalmaz, vaktinizin esasına davayı koymanız gerek. Hayatını idame ettireceğin bir işin olsun bununla beraber dava, kalbinde yer edinerek bir kalıp haline gelmelidir.' İşte onu farklı kılan bu düşüncesiydi." şeklinde konuştu.

"Kim 15 yıl yaşayacak ki?"

Darbeci sisi hâkimi tarafından, hakkında verilen esaret kararı okunurken tarihe altın harflerle yazılması gereken, 'Kim 15 yıl yaşayacak ki?' sözünü aktaran Dawaba, "Tutuklandığı zaman bazı avukatların onun evinde olduğunu ve kendisine defalarca evde kalmamasını, çünkü bazı kesimlerin kendisini tutuklama niyetinde olduklarını söylediklerini aktarırlar. Onlara cevabı, açık ve net bir şekilde şöyle olmuştu; 'Zindanda olan kardeşlerin bana, dışarıda olanlardan daha fazla ihtiyacı var.' Böylece tutuklanana kadar evde kaldı ve sonunda da zindanda şahadete ulaştı. Onun hakkında anlatılan en şaşırtıcı şeylerden bir tanesi de, zindanda tutulanlar mahkemelere götürüldükleri vakit Mühendis Muhammed el-Assar onlara, 'Umutla çıkın, rızayla dönün.' derdi. Bu söz, onlara güç verirdi. Zindandaki arkadaşlarını hep teselli ederek, sabra yönelterek onların güçlü görünmesini sağlardı. Ayet ve hadislerden çok güzel dersler çıkarırdı. Bu konuda Allah ona çok güzel bir kabiliyet vermişti. Onun sözleri yeryüzünde yürüyen hareketlerden ibaretti. Darbeci askerlerin darbeci savcıları tarafından kendisine 15 yıllık ceza kararı verilirken o, 'Kim 15 yıl yaşayacak ki?' diye cevap vermişti. Sanki bu süreç içerisinde çok yaşamayacağı kalbine ilham edilmişti. Biz ondan öğrendiğimiz esaslar üzerine yaşamaya devam edeceğiz. Allah Mühendis Muhammed el-Assar'a rahmet etsin." ifadelerini kullandı.

"Darbeci sisi zindanlarında 800'den fazla kardeşimiz şehit oldu"

İnsan hakları kuruluşlarının sesinin çok zayıf kaldığına dikkat çeken Dawaba, "Eskiye nazaran atılan adımlar ve yapılanlar yine daha iyi. Ama dikkat çekmek istediğim nokta şu ki, dünya şu an ikiyüzlülüğe hizmet ediyor maalesef. Büyük devletler, kendi maslahatlarına ve siyonist akımın korunmasına önem veriyor. Bizim gerçek anlamda harekete geçmemiz şart. Şu ana darbeci sisi zindanlarında 800'den fazla kardeşimiz şehit oldu. Ayrıca kadınlar ve genç kızlar zindanlarda tutuluyor. Onlara her ne kadar gösterişten ibaret olan bir af çıkarılsa da, bu af 6 bin tutuklu için hiçbir şey ifade etmiyor. Bu yüzden Müslümanların biran önce, zindanlarda sebepsiz yere tutularak ölüme terk edilen kardeşlerimiz için, güçlü bir sesle harekete geçmesi gerekiyor. Darbe yapıldığı zaman asker, silah gücünü kullandı. Buna karşılık olarak İhvan-ı Müslimin Hareketi, bu darbeye karşı barışçıl gösterilerle mücadele yoluna gitti ve 'Barışçıllığımız silahtan daha güçlüdür.' dedi. Cemaatin Genel Mürşidi Muhammed Bedii, o merhalede sonucun nasıl olacağını az-çok görüyordu. Ama maalesef asker, öldürücü aletleri bu şekilde kullanmaya başlayınca işler farklı bir mecraya gitti.  Hatta Mühendis Muhammed el-Assar bu süreçte insanları tekfirden, şiddetten ve benzeri meselelerden uzak tutmaya çalışıyordu. 'Sen gücün ve takatin nispetinde, sana sunulan imkânlar dâhilinde bir tavır ortaya koymakla yükümlüsün.' diyordu. Ama gerçekten darbeci sisi yönetimine karşı yeni ve daha güçlü bir mücadele yöntemi bulunmalı. Bu suskunluk ve durgunluk olmamalı." dedi.

"Mısır zindanları, vehmi davalarla içeri atılmış mazlumlarla dolu"

Zindanlardaki duruma ve mahkeme süreçlerine değinen Dawaba, "Zindanlarda işkence var. Tek kişilik hücreye atılmış birini düşünün. Geceden ve gündüzden haberi yok. Kışın soğuğunu, yazın sıcağını iliklerine kadar yaşıyor. Bu bile tek başına büyük bir işkencedir. Bu zalim rejimden başka ne beklenirdi ki? Adalet mi? Maalesef Mısır zindanları vehmi davalarla içeri atılmış mazlumlarla dolu. Zindanlarda şu an 6 binden fazla esir var. Bu kadar insan gerçekte hangi koşullarda yaşıyor? Sonuçta bu insanlar bir devlet yönetiyordu. Boşluktan gelmediler. Mursi, bizzat halk tarafından göreve getirilen bir hükümeti yönetiyordu. Bir defada ve bir anda teröristlere mi döndüler? Onlar silah taşımadığı gibi güzel sözden başka hiçbir şey de yapmadılar. İnsanlar bizi eleştiriyorlar. 'Tüm bunlara nasıl sabrediyorsunuz.' diye soruyorlar. Ben onlara -bu konuda darbecilere bir koz vermemek adına- 'Bu darbeye karşı barışçıllığımız meselesine tamamıyla güveniyorum.' diyorum. Gerçekte de İslam anlayışı bu mesele üzere inşa edilmiştir. Yani yaşanılan vakıanın gözlemlenerek hareket edilmesi üzerine kurulmuş. Bilindiği üzere İhvan-ı Müslimin Cemaati barışçıl bir harekettir." ifadelerini kullandı.

"Kendilerine itaat eden simsarları getirip bölgemizde onların maslahatına göre at koşturuyorlar"

Demokrasi havarisi kesilen Batı'nın, İslam beldeleri söz konusu olduğunda ikiyüzlü tavırlarına vurgu yapan Dawaba, "Onlar, kendileri için demokrasi isterler. Bizim için herhangi bir demokrasiyi istemezler. Ülkelerimizde demokrasinin olması demek; hürriyet, kalkınma ve bizi bu halde görmek istemeyenler için birer tehdit olmamız demektir. İslam ülkelerinin bu hal üzere kalmasını ve kendisine ibadet eden konumda kalmasını istiyorlar. O yüzden kendilerine itaat eden simsarları getirip bölgemizde onların maslahatına göre at koşturuyorlar. Hepimiz bu konuda Türkiye'nin net duruşunu görüyoruz. Ama maalesef bu durum Arap ülkelerinde daha çok oluyor. Özellikle Mısır'da bunu görüyoruz. Bizzat onlar, sisiyi siyonistlerin güvenliğini sağlamak için o göreve getirdiler. Daha birkaç gün önce hepimiz, israilde çıkan bir yangını söndürmek için 2 Mısır Helikopterinin gönderildiğini gördük. Aramızda köklü bir kan davası olan, evlatlarımızı öldüren ve Mescid-i Aksa'yı işgal eden siyonistlerin ateşini söndürmek için yardımına gitmek, kimlerin hesabına çalıştıklarının açık bir göstergesidir. Bir yandan Sina'da Mısır halkını öldürürken, öte yandan iyi bir hayatları olsun diye israilde çıkan bir yangını söndürmek için helikopter göndermek çok trajikomik bir durum." şeklinde konuştu. (Zeyd Varol, Nizamettin Aşkın-İLKHA)

İlgili Haberler

Editörün Seçtikleri

Mobil Uygulamamızı İndirin

Öne Çıkan Haberler