Siyonist rejim Afrika'da güvenlikten madenlere uzanan nüfuzunu genişletiyor
Siyonist rejim, Afrika ülkeleriyle askeri ve güvenlik anlaşmalarından tarım teknolojilerine, madencilik yatırımlarından deniz ticaret yollarına kadar uzanan ilişkiler kurarak kıtadaki etkisini artırmaya çalışıyor. Bu stratejide doğal kaynaklara erişim, Kızıldeniz ve Babülmendep çevresindeki güvenlik çıkarları ve uluslararası kuruluşlardaki diplomatik destek arayışı öne çıkıyor.
Siyonist rejimin Afrika'daki varlığı yalnızca ticari ilişkilerle sınırlı değil. Askeri eğitim, savunma sanayisi, siber güvenlik, tarım ve su yönetimi gibi farklı alanlarda kurulan ortaklıklar, kıtada daha geniş bir siyasi ve stratejik etki oluşturma çabasının parçası olarak değerlendiriliyor.
İşgal rejiminin bu yöndeki girişimlerinde, Başbakan Binyamin Netanyahu'nun 2016'da Doğu Afrika'ya gerçekleştirdiği ziyaret önemli bir dönüm noktası oldu. Netanyahu, o dönemde "israil Afrika'ya dönüyor, Afrika da israile dönüyor" sözleriyle kıtayla ilişkileri yeniden güçlendirme hedefini ortaya koydu.
Afrika ülkelerinin önemli bir bölümü, 1970'li yıllarda Arap ülkelerine destek ve Filistin davasına dayanışma amacıyla işgal rejimiyle ilişkilerini kesmişti. Tel Aviv yönetimi, sonraki yıllarda diplomatik ilişkileri yeniden tesis ederek hem ekonomik ortaklıklarını genişletmeye hem de Birleşmiş Milletler gibi uluslararası platformlarda destek sağlamaya yöneldi.
Askeri ve güvenlik iş birliği nüfuzun temel araçlarından
Siyonist rejimin Afrika'daki ilişkilerinde askeri ve güvenlik alanındaki iş birliği önemli bir yer tutuyor. Kıtadaki bazı yönetimlerin silahlı gruplarla mücadele, istihbarat kapasitesini geliştirme ve askeri teknolojilere erişme ihtiyacı, Tel Aviv yönetiminin bu alandaki girişimlerine zemin hazırlıyor.
Uganda'da özel kuvvetlerin eğitimi ve hava kuvvetlerinin modernizasyonuna yönelik çalışmalar yürütülürken Nijerya'da deniz kuvvetlerine bağlı özel birliklerin eğitimi konusunda iş birliği yapıldı. Kenya ile ilişkilerde ise terörle mücadele, savunma sanayisi, siber güvenlik ve askeri araştırma alanları öne çıktı.
Uganda ile 2022'de imzalanan savunma mutabakatı da eğitim, ekipman, teknoloji aktarımı ve hava savunma kapasitesinin geliştirilmesi gibi başlıkları kapsadı.
Bu ilişkiler, yalnızca silah ve askeri ekipman satışından ibaret değil. Bakım, modernizasyon, teknik eğitim ve teknoloji aktarımı gibi alanlar da iş birliğinin devamlılığını sağlayan unsurlar arasında bulunuyor.
Dijital gözetim ve casus yazılım tartışmaları
Siyonist rejimle bağlantılı teknoloji şirketlerinin geliştirdiği gözetim araçları da Afrika'daki ilişkilerin tartışmalı boyutlarından birini oluşturuyor. Özellikle telefonların uzaktan izlenmesine imkân tanıyan casus yazılımlar, bu teknolojilerin muhalifleri ve siyasi isimleri takip etmek amacıyla kullanılıp kullanılmadığı yönündeki tartışmaları gündeme taşıdı.
2021'de yayımlanan Pegasus Projesi araştırmalarında, Ruanda ve Togo'dan bazı telefon numaralarının işgalci NSO Group şirketinin müşterileriyle bağlantılı olduğu belirtilen listelerde yer aldığı açıklandı. Araştırmada Ruandalı muhalif Paul Rusesabagina'nın kızının telefonunun Pegasus yazılımıyla ele geçirildiği de bildirildi.
Bununla birlikte, bir numaranın olası hedef listesinde bulunması tek başına telefonun casus yazılımla ele geçirildiğini kanıtlamıyor. Söz konusu bulgular, dijital gözetim teknolojilerinin kullanımı ve denetimi konusunda Afrika'da da kaygılara yol açtı.
Tarım ve su teknolojileri üzerinden yeni ortaklıklar
Afrika'da su kaynaklarının yönetimi, tarımsal üretimin artırılması ve gıda güvenliğinin sağlanması konusunda yaşanan sorunlar da işgal rejiminin ilişkilerini geliştirmek istediği alanlar arasında yer alıyor.
Bu kapsamda "israil Uluslararası Kalkınma İşbirliği Ajansı MASHAV", tarım, sulama ve su yönetimi konularında eğitim ve teknik bilgi aktarımı yürütüyor. Ajansın 1958'de kurulduğu belirtilirken Ruanda'da bahçecilik alanında eğitim faaliyetleri ve Kenya'da gelişmiş sulama tekniklerine yönelik programlar öne çıkıyor.
Bu tür çalışmalar, Afrika ülkelerinin tarımsal kapasite ve teknoloji ihtiyaçlarına karşılık verirken işgal rejimine de uzun vadeli ekonomik ve diplomatik ilişkiler kurma imkânı sunuyor.
Madenler ve ticaret koridorları stratejik önem taşıyor
Afrika'nın altın, elmas ve kobalt gibi doğal kaynakları, küresel teknoloji ve savunma sanayisi açısından kıtayı önemli bir rekabet alanına dönüştürüyor. Özellikle Kongo Demokratik Cumhuriyeti, dünya kobalt üretiminde başı çeken ülkeler arasında bulunuyor. Kobalt, elektrikli araç bataryaları, elektronik ürünler ve farklı endüstriyel uygulamalar açısından önem taşıyor.
Siyonist rejimle bağlantılı iş çevreleri ve yatırım gruplarının Sierra Leone, Gine ve Güney Sudan gibi ülkelerde altın ve elmas madenciliğiyle bağlantılı faaliyetleri de gündeme geliyor. Ancak bu tür ticari ilişkiler, her durumda doğrudan devletler arası anlaşma veya resmi yatırım politikası anlamına gelmiyor.
Doğal kaynaklara erişimin yanı sıra bu kaynakların uluslararası pazarlara taşınması da stratejik önem taşıyor. Kongo Demokratik Cumhuriyeti ve Zambiya'daki maden bölgelerini Angola'nın Atlantik kıyısındaki Lobito Limanı'na bağlayan Lobito Koridoru, ABD ve Çin arasındaki tedarik zinciri rekabetinde öne çıkan güzergahlardan biri.
Afrika Boynuzu ise coğrafi konumu nedeniyle ayrı bir önem taşıyor. Kızıldeniz ve Babülmendep Boğazı'na yakınlık, bu bölgeyi uluslararası deniz ticareti ve güvenlik hesaplarının merkezine yerleştiriyor. Siyonist rejimin Etiyopya ve Kenya gibi ülkelerle ilişkileri de bu çerçevede değerlendiriliyor. Bölgedeki ortaklıklar, deniz ulaşım yollarını izleme ve Kızıldeniz'in güneyindeki gelişmeler hakkında bilgi edinme açısından stratejik değer taşıyor.
Afrika Birliği ve BM'de diplomatik destek arayışı
Tel Aviv yönetiminin kıtadaki girişimlerinin bir diğer boyutunu diplomatik ilişkiler oluşturuyor. Afrika ülkelerinin Birleşmiş Milletlerdeki toplam oy gücü, uluslararası kararlar ve diplomatik girişimler bakımından önemli bir ağırlığa sahip.
Togo, Malavi ve Liberya gibi ülkelerin bazı oylamalarda işgal rejiminin tutumuyla örtüşen yönde oy kullanması, bu ilişkilerin diplomatik boyutunu ortaya koyuyor. Ruanda ve Kamerun gibi ülkeler ise siyonist rejimle ilgili bazı kararlarda çekimser kaldı. Ülkelerin tutumları kararın içeriğine ve siyasi koşullara göre değişebiliyor.
İşgal rejiminin 2021'de Afrika Birliği'nde gözlemci statüsü kazanması da diplomatik açıdan önemli bir gelişme oldu. Ancak karar, başta Güney Afrika olmak üzere bazı Afrika ülkelerinin tepkisini çekti. Afrika Birliği içindeki görüş ayrılıkları sonraki süreçte de devam etti.
Böylece siyonist rejimin Afrika'daki nüfuz arayışı, güvenlik iş birliği, teknoloji, tarım, doğal kaynaklar ve uluslararası diplomasi gibi birbirini tamamlayan alanlarda şekilleniyor. Ancak kıta ülkelerinin tamamı aynı politikayı izlemiyor, ekonomik ve güvenlik ilişkileri sürerken Filistin meselesi ve Gazze'deki gelişmeler nedeniyle işgal rejimine yönelik diplomatik itirazlar da varlığını koruyor. (İLKHA)
YASAL UYARI: Yayınlanan yazılı haber, fotoğraf ve videonun tüm hakları İlke Haber Ajansı Basın Yayın San. Tic. A.Ş.'ye aittir. Hiçbir surette haber, fotoğraf ve videonun tamamı veya bir kısmı yazılı sözleşme yapılmadan veya abone olmadan kullanılamaz.
İşgal altındaki Batı Şeria'da siyonist işgalcilerin Filistinlilere ve tarım arazilerine yönelik saldırıları arttı. Nablus'un Duma köyünde bir Filistinli başından yaralanırken, El Halil yakınlarında zeytin hasadı yapan çiftçiler de saldırıya uğradı.
Gazze Şeridi'nde 7 Ekim 2023'ten bu yana sürdürülen soykırım saldırılarında şehit olanların sayısı 74 bin 594'e, yaralananların sayısı 175 bin 834'e çıktı. Son 24 saatte hastanelere 6 şehit ve 26 yaralı getirildi.
Gazze'deki soykırıma ve silah sevkiyatlarına tepki amacıyla 22 ülkede 113 limanı kapsayan uluslararası eylem bugün gerçekleştiriliyor. Sendikalar, farklı sürelerde iş bırakma ve protestolar düzenliyor.