"İsraf eden Allah’ın sevgisini kaybeder, savurganlık şeytanların dostluğudur"
Dünya Tasarruf Günü'nde israf ve bilinçli tüketim konusunda önemli uyarılarda bulunan Medrese âlimi ve uzman vaiz Mehmet Fatih Karanfil, İslam'ın harcamalarda orta yolu tavsiye ettiğini belirtti.
Dünyada doğal kaynakların hızla tüketildiği, su ve enerji kaynaklarının korunmasının giderek daha fazla önem kazandığı günümüzde, tasarruf yalnızca ekonomik bir tercih değil, aynı zamanda gelecek nesillere karşı bir sorumluluk olarak öne çıkıyor.
İhtiyaçtan fazlasını tüketmek, gereksiz harcamalarda bulunmak ve ortak nimetleri ölçüsüz kullanmak hem bireysel hem de toplumsal açıdan önemli kayıplara yol açıyor. Dünya Tasarruf Günü, tüketim alışkanlıklarının sorgulanması, israftan kaçınılması ve tasarruf bilincinin yaygınlaştırılması açısından önemli bir hatırlatma niteliği taşıyor.
Medrese alimi ve uzman vaizi Mehmet Fatih Karanfil, Dünya Tasarruf Günü dolayısıyla İslam dininin iktisat, tasarruf ve israf konusundaki ölçülerine dikkat çekti. Kur'an-ı Kerim ve Peygamber Efendimizin sünnetinde ölçülü yaşamanın önemine işaret eden Karanfil, Müslümanların harcamalarında orta yolu tercih etmesi, ortak nimetleri koruması ve ihtiyaçlarını doğru belirlemesi gerektiğini vurguladı.
İsrafın yalnızca malı gereksiz yere harcamakla sınırlı olmadığını belirten medrese alimi ve uzman vaizi Mehmet Fatih Karanfil, insanın yeme, içme ve giyim gibi günlük ihtiyaçlarında da ölçülü olması gerektiğini ifade ederek şöyle konuştu:
“Yüce dinimiz İslam; iktisat, tasarruf ve israf konusunda bizlere çok güzel bilgiler verir. Kur'an-ı Kerim'de Allah-u Celle Celâlühû, müminleri anlatırken ve onlara vasiyette bulunurken şöyle buyuruyor: 'Yiyiniz, içiniz, israf etmeyiniz.' İsraf nedir? Haddi aşmaktır. Allah-u Celle Celâlühû şüphesiz israf edenleri sevmez. İsraf edenleri Allah'ın sevmemesi, onlar için başlı başına yeterli bir uyarıdır. İnsan bundan da kendisine bir ibret çıkarmalıdır. Mesela insan midesini doldururken üçte birini yiyeceğe, üçte birini suya, üçte birini de nefes alabilecek şekilde boş bırakmalıdır. Yine Allah-u Celle Celâlühû şöyle buyuruyor: 'Savurgan olma, çarçur etme. Şüphesiz savurganlar şeytanların dostlarıdır.'”
“Savurgan olan hem kendisine hem topluma zarar verir”
Savurganlığın insanın geleceğini düşünmeden hareket etmesine neden olduğunu belirten Karanfil, israfın kişinin bedenine, ailesine ve topluma zarar verdiğini dile getirerek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Savurgan olan, malını çarçur eden kişi, İslam dininde ve İslam fıkhında sefih, yani akılsız olarak nitelendirilir. Çünkü geleceğini düşünmüyor, tedbir almıyor. Hem bedenine zarar veriyor; yemede, içmede ve giyimde israfa kaçıyor. Hem anne babasına hem de topluma zarar veriyor. İslam dini, sahabeleri de bu konuda övüyor. Onlar harcama yaptıkları zaman haddi aşmıyorlardı. Cimri değillerdi, ellerini sıkı tutmuyorlardı. Orta yolu tercih ediyorlardı. Allah-u Celle Celâlühû şöyle buyuruyor: 'Elini boynuna bağlama.' Yani eli sıkı, cimri olma. Ancak elini tamamen de açıp savurganlık yapma. Neden böyle buyuruyor? Çünkü gün gelir, kınanmış ve pişman olmuş bir halde kalırsın. Hayıflanırsın, pişman olursun ama iş işten geçmiş olur. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor: 'Ye, iç, giy ve sadakanı da ver.' Ancak bunun iki şartı vardır: Haddi aşmamak ve gösterişten, kibirden uzak durmak. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bizlere bunlara dikkat etmemizi emrediyor ve vasiyet ediyor. Bu hususlara çok dikkat etmemiz gerekir.”
“Ben suyun parasını ödüyorum, istediğim kadar harcarım diyemezsin”
Ortak kullanım alanlarında kişisel tüketimin başkalarının haklarını ihlal etmemesi gerektiğini vurgulayan Karanfil, suyun ortak nimetlerden biri olduğuna dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı:
“Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, daha 1400 yıl önce insanların ortak kullanım alanlarına dikkat çekmiştir. İnsanlar üç şeyde ortaktır. Bunlardan biri sudur. Mesela su konusunda ortak kullanım hakkı vardır. 'Ben o suyun parasını ödüyorum, istediğim kadar fazla harcama hakkım var.' diyemezsin. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, bir kişi suyu kullanırken haddi aşarsa, başkalarının hakkını gözetmezse onun kötülük yaptığını, haddi aştığını ve başkalarına zulmettiğini bildiriyor. Hatta hayvanların otladığı yeşil alanlarda bile başkalarının hakkını gözetmek gerekir. Bir kişi hayvanlarını aşırı şekilde otlatıp diğerlerinin hayvanlarına otlayacak yer bırakmamalıdır. Önceki nesiller nasıl ki bu nimetleri bize bıraktıysa biz de sonraki nesillere bırakacağız. Her şeyi tüketip bizden sonrakilere hiçbir şey bırakmayalım. Ortak kullanım alanlarında Müslüman çok dikkatli ve akıllı olmalıdır. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ve sahabe-i kiram bunu bizlere öğretmişlerdir.”
“Sade ve mütevazı bir hayat yaşamalıyız”
Geçmiş nesillerden devralınan nimetlerin gelecek nesillere de aktarılması gerektiğini belirten Karanfil, dünyadaki savaşlara ve gelecekte yaşanabilecek zorluklara dikkat çekerek Müslümanların sade ve tedbirli bir hayat sürmesi gerektiğini söyledi.
Karanfil, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Onlar bizlere, 'Zorluklara kendinizi alıştırın. Sade ve mütevazı bir hayat yaşayın.' anlayışını öğütlemişlerdir. Dünya hayatı böyle devam etmez. Bu nimetler de her zaman devam etmez. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin hayatında ve Hazreti Yusuf'un kıssasında da bu konuda bizlere önemli dersler vardır. Bugün İran savaşta, Yemen savaşta, Suudi Arabistan savaşta, Rusya savaşta, Ukrayna savaşta. Etrafımız adeta bir ateş çemberine dönmüş durumda. Her yerde savaşlar yaşanıyor. Onun için akıllı Müslüman, bugünden yarını düşünmelidir. Nasıl ki yatırım yapıyorsak bu konularda da tedbirli olmalıyız. Çok konforlu bir hayat sürmek her zaman doğru değildir. Sade ve mütevazı bir hayat yaşamalıyız.”
“Önceliğin belli olacak”
İhtiyaçların zaruriyet, hâciyet ve kemâliyet olmak üzere üçe ayrıldığını belirten medrese alimi ve uzman vaizi Mehmet Fatih Karanfil, harcamalarda önceliğin temel ihtiyaçlara verilmesi gerektiğini ifade ederek bu üç kavramı şöyle açıkladı:
“Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin öğrettiği ölçüler doğrultusunda ihtiyaçlarımızı da iyi belirlemeliyiz. İhtiyaçlar üçe ayrılır. Zaruriyet, hâciyet ve kemâliyet. Zaruriyet nedir? Alacağın şey olmazsa yaşayamayacağın, temel ihtiyaç duyduğun şeydir. Hâciyet ise olmadığı zaman hayatın zorlaşacağı, ancak yine de ihtiyaç duyulan şeylerdir. Bunlar da lazımdır. Kemâliyet ise ihtiyaçtan fazla olan, konfor ve rahatlık sağlayan şeylerdir. Bunlar da gereklidir ancak öncelikli değildir. Şimdi biz bu üçünü de artırmışız. Adamın kanepesi var, her yıl kanepe alıyor. Halısı var, her yıl halı alıyor. Boyası yeni olmasına rağmen her yıl yeniden boya yapıyor. Hâlbuki Müslüman akıllı olmalıdır. Zaruri ihtiyaçlar ortadayken hâciyet ve kemâliyete gereğinden fazla para harcayamazsın. Önceliğin belli olacak. Önce zaruri ihtiyaçlarını karşılamalısın. Harcamalarını da bu ihtiyaçlara göre yapmalısın. Bu konuda çok dikkatli olmak gerekir.” (İLKHA)
YASAL UYARI: Yayınlanan yazılı haber, fotoğraf ve videonun tüm hakları İlke Haber Ajansı Basın Yayın San. Tic. A.Ş.'ye aittir. Hiçbir surette haber, fotoğraf ve videonun tamamı veya bir kısmı yazılı sözleşme yapılmadan veya abone olmadan kullanılamaz.
Dil ve konuşma terapisti Serkan Demir, otizmli çocuklarda terapinin ilk hedefinin çocuğu konuşturmak değil, ortak algı, ortak dikkat ve bir ilgi alanı oluşturmak olduğunu söyledi.
Son dönemde hastanelerde yaşanan mahremiyet ihlallerini ve HÜDA PAR’ın "personelinin tamamı kadınlardan oluşan hastaneler kurulsun" teklifini değerlendiren Mukaddes Mekânları Tanıtma ve Kültür Derneği Hanımlar Komisyonu Başkanı Saadet Gelembe, mahremiyet talebinin ideolojik tartışmalardan uzak, temel bir insan ve hasta hakkı olduğunu vurguladı.
HÜDA PAR'ın tamamı kadın personellerden oluşan kadın hastalıkları ve doğum hastanelerinin kurulması teklifine destek veren Gazeteci Özlem Doğan, bu hizmetin mahremiyet nedeniyle erkek doktora muayene olmak istemeyenler için sağlık hizmetine erişmede kolaylık sağlayacağını, bunun bir ayrıcalık değil ihtiyaç olduğunu söyledi.