“Çad’da Müslümanların çocukları Fransız kültürüyle yetişiyor”

Abdullah İbn-i Abbas Enstitüsü Genel Sekreteri Ahmet Muhammet Salih İbrahim, Çad’da eğitim veren okullarda öğrencilerin Fransız kültürüyle yetiştiğini vurguladı.

Çad’ın Arapça ve Fransızca olmak üzere devlet tarafından kabul edilen 2 resmi dili var. Devletin daha çok Fransız okullara statü verip ayrıcalık tanıması, öğrenci ve ailelerinin bu okulları tercih etmesine neden oluyor. Konuyu İLKHA’ya değerlendiren Abdullah İbn-i Abbas Enstitüsü Genel Sekreteri Ahmet Muhammet Salih İbrahim, bu durumun, çocukların sömürgeci devletin kültürüyle yetişmesine neden olacağını söyledi.

Çad’da bulunan İslami hareketlerin genel anlamda İhvan, Tasavvuf ve Selefi olmak üzere 3 anlayışa sahip olduğunu anlatan Ahmet Muhammet, İmam Hasan El Benna’nın da bir mutasavvıf olması nedeniyle bu iki hareketi bir kalıpta görmenin mümkün olduğunu belirtti.

“İslami hareketlerin geneli siyasi işlerle çok alakadar olmuyor”      

Ahmet Muhammet, “Çad’da bulunan İslami hareketlerin geneline baktığımızda 3 taifenin yaygınlık kazandığını görürüz. Bunlar; İhvan-ı Müslimin, Tasavvuf ve çok az olmakla birlikte Selefi hareket. Çad’da yürütülen faaliyetlerin geneli Tasavvuf âlimleri tarafından gerçekleştiriliyor. Burada İhvan-ı Müslimin ve Tasavvuf hareketini bir kalıpta görmek mümkün. Çünkü İhvan Hareketi'nin kurucusu İmam Hasan El Benna da bir mutasavvıftı. İslami hareketlerin geneli siyasi işlerle çok alakadar olmuyor. Daha çok insanların bilinçlendirilmesi ve davet çalışmalarına ağırlık veriyorlar. İnsanlar arasında kardeşliği, müsamahayı ve Peygamber aleyhisselamın ahlakıyla ahlaklanmayı yaymaya çalışıyorlar.” şeklinde konuştu.

“ Fransızcaya verilen önem, Fransız okullarına olan rağbeti artırıyor”  

Ahmet Muhammet, “Devlet, Fransız eğitim kurumlarına statü verip orada okuyan öğrencilere de daha fazla önem verdiğinden dolayı, öğrenci ve aileleri bu okulları tercih ediyor.  Arapça ve Fransızca devlet tarafından resmi dil olarak kabul edilmesine karşın devlet, Fransızcaya daha fazla önem veriyor."

 “Âlimlerimizin uluslararası düzeyde düzenlenen toplantılarda yer almasını önemsiyoruz.”

Çad’da en güçlü hareketin Tasavvuf Hareketi olduğuna değinen Ahmet Muhammet, “Çad’da en etkin İslami hareket, Seyyid Ahmet Et-Ticani'in kurduğu Ticani Tarikatı'dır. Çalışma metodu olarak, halka yönelik şer-i dersler ve kültürel etütler benimsenmiştir. Tarikatın ülke genelindeki faaliyetleri bu iki çalışma yöntemi üzerinedir. Çad halkı olarak âlimlerimizin uluslararası düzeyde düzenlenen toplantılarda yer almasını ümmet adına önemsiyoruz. Böylelikle halkımızın âlimlere olan güveni daha da artacaktır.” dedi.

Son olarak İslam ümmetinin ortak paydası olan Kudüs ve Filistin meselesine dikkat çeken Ahmet Muhammet, “Filistin meselesi, sadece bir halkı değil bilakis tüm Müslümanları ve ümmeti ilgilendiren bir meseledir. Filistin meselesi bir halk meselesi değil bir gidişat meselesidir. Çünkü Kudüs üçüncü harem-i şeriftir. Allah Resulünü temsil ediyor.  İsra suresinde  değinildiği üzere etrafı mübarek kılınan bir bölgedir.” şeklinde konuştu. 

Ticani Tarikatı

Ticanî Tarikatı; Seyit Ahmet Ticani tarafından kurulan, Cezayir ve Fas’ta etkinliği bulunan bir tarikattır. Ticani (Tijāniyyah) Kuzey Afrika’dan gelen, ancak şimdi Batı Afrika’da, özellikle Senegal, Gambiya, Moritanya, Mali, Gine, Nijer, Çad, Gana, Sudan, Hindistan’ın Karela eyaletinde Kuzey ve Güney-Batı Nijerya’da yaygın olan bir tasavvuf tarikatıdır.

Ticani Tarikatı'nın kurucusu Seyyit Ahmet Ticanî Hazretleri, 1737’de Cezayir’de doğdu.  Kendisi, Maliki mezhebine mensuptur. Yedi yaşında Kur’an’ı ezberledi. Yirmi yaşına kadar birçok âlimden ders aldı. Sonraları tasavvufu benimseyip, Halvetiye yolunu tuttu. Fas’ın Derdas beldesinde dergâhını kurdu ve burada bu tarikat üzerine ders vermeye başladı. 1815’te Fas’ta vefat etti. Kabri Fas’tadır. Fikir ve görüşleri, başta Ali Harâzim olmak üzere halifelerinin yazdığı kitaplar aracılığıyla günümüze kadar ulaşmıştır.

Tarihçi Abdüsselâm en-Nâsırî, onun çok etkili bir şahsiyet olduğunu, dinî emirlerin yerine getirilmesini ve kişinin zâhiri kadar bâtınını da temizlemesini temel ilke edindiğini belirtir. Bir müridine gönderdiği mektupta insanın üstün mânevî derecelere ulaşsa bile kulluk sınırından dışarı çıkamayacağını söyler ve Allah’ın emirlerine aykırı hareket etmekten kaçınmayı, gece gündüz istiğfarda bulunmayı tavsiye eder. (Zeyd Varol-İLKHA)

İlgili Haberler

Editörün Seçtikleri

Mobil Uygulamamızı İndirin

Öne Çıkan Haberler