4 darbe ve bir e-muhtıraya şahitlik eden ve 12 Eylül 1980 darbesinde ağır işkencelere maruz kalan Nazım Eprem, darbelerin bir erozyon gibi önüne kattığı her şeyi götürdüğünü söyledi.

Birçok askeri darbeye şahit olan, 12 Eylül 1980 darbesinde ise ağır işkencelere maruz kalan Nazım Eprem, darbeler ve sonrası hakkında İLKHA'ya değerlendirmelerde bulundu.

Hangi düşünce ve fikirden olsun herkesin darbeye karşı olması gerektiğini dile getiren Eprem, "Darbe bir erozyondur önüne aldığını götürüyor" dedi.

Darbelerin her düşünceden insanı mağdur ettiğini söyleyen Eprem, darbelerin dış güçlerin etkisiyle ülkenin fakirliğe, açlığa, sefalete, kana, gözyaşına ve terör ortamına çevrilmek için yapılan hamleler olduğuna dikkat çekti.

4 darbe ve bir e-muhtıraya şahitlik ettiğini dile getiren Eprem, ilk tanık olduğu 1960 darbesinde henüz 11 yaşında olduğunu söyledi.

1960 darbesinde askerlerin köylerinde yaptığı zulümleri hatırladığında tüylerinin ürperdiğini anlatan Eprem, "Köyümüze askerler geldiği zaman erkekler, genç kızlar ve gelinler köyü terk edip ormanda saklanırlardı. Köyde sadece yaşlı kadınlar ile küçük çocuklar kalırdı. Yaşlı kadınları köyde bırakmalarının sebebi askerlerin köyü yakmaması içindi. Çünkü köye gelen askerlerin hiçbir acıması yoktu. Halkın namusuna el uzatırlardı. Onun için köyün genç kızları da ormanlık alanda saklanırdı. Köye gelen askerlerin yaşlı ninelerimizi dipçiklerle dövdüklerine şahit oldum. Yaşlılarımızı yere yatırarak sırtlarına dipçikle vuruyorlardı. Dipçiklerle yerde feryat eden yaşlılarımız askerlere ‘Evladım siz bizim askerimizsiniz, bizim ekmeğimizi yiyorsunuz, bizim evlatlarımız da askerde. İnancımız gereği erkek evladımızı askere gönderiyoruz; namusumuzu, dinimizi, devletimizi, vatanımızı dış düşmanların şerrinden, saldırısından korusun diye. Siz de bizim gibi bir anne babanın evladısınız benim de oğlum askerde eğer benim oğlum da sizin anne babanıza böyle yapıyorsa ona sütümü helal etmiyorum ve inanıyoruz ki sizin anneniz bu yaptıklarınızı bilse size sütünüzü helal etmez. Yapmayın biz bu vatanın insanlarıyız.' diyordu. Ama acımasız askerler ninelerimizle dalga geçerek, ‘Sizin itleriniz nerede. Bu kırışık yüzlüleri burada bırakmışlar. Nerede o kızlarınız ve gelinleriniz? Onları getirin size karışmayalım' diyorlardı. Ben bu tablo karşısında henüz çocuk yaşımdayken ölmeyi istedim. Bu ahlaksızlığı yapanların nasıl bizim askerimiz olduğunu düşünüyordum. İşte ilk tanıklık ettiğim darbeden bu yaşanan olay aklımdan hiç çıkmıyor." dedi.

1971 Muhtırası'nın da tanıklığını yaptığını aktaran Eprem, o dönemdeki karaborsacılığını unutmadığını söyledi.

Eprem, "O dönemin ekmek kuyruklarını ve kuyruklarda bile ekmek bulamadığımızı unutmadık. O ortamları düşünüyorum o zamanlarda yaşamak kolay değildi. İnsanlar aç, sefil, perişan bir haleydi. Para bulamayanlar zaten açlıktan ölüyordu, para bulanlar da uzun kuyruklarda sıraya giriyordu. Karaborsayla ekmek alabiliyorduk. Ekmek 25 kuruş ise kara borsada 25 liraya çıkıyordu. Ekmek bulamadığımız zamanlar oluyordu. Onun için kimse darbeden medet ummasın, gençlerimiz darbelerden sakınsın." şeklinde konuştu.

1980 darbesi sonrası çalıştığı işyerinden eve giderken askerler tarafından gözaltına alındığını ifade eden Eprem, gözaltında çeşitli işkencelere maruz kaldığını söyledi.

"Cam ve tuz parçalarını karıştırıp bizi üzerinde yürütüyorlardı"

Gözaltında yemek ve su verilmediğini dile getiren Eprem, yaşadığı işkenceleri şöyle anlattı:

Bize çok fazla işkence ediyorlardı. Elektrik, askıya asma ve hayaları sıkma vardı. Aynı zamanda kaba dayak da vardı. Ayaklarımızın dibini döverek yara içinde bıraktıktan sonra cam ve tuz parçalarını karıştırıp bizi üzerinde yürütüyorlardı. Ayaklarımızın altı yanardı. Günlerce aç ve susuz kalıyorduk. Susuzluktan dilim kurumuştu, dilimden kan geliyordu. İşkence yaptıklarında bana sürekli ‘Gavur' derdiler. Bana suçumu ve düşüncemi söylememi istiyorlardı. Ben de hiçbir suçumun olmadığımı söyleyerek, ‘Bir fikrim yok, Rabbim Allah'tır, peygamberim Muhammed'tir. Hak din İslam'dır. Ben ahirete inanıyorum' dedim. Bunun üzerine askerler işkencenin şiddetini artırarak ‘Hangi ahiret, hangi Allah? Nerede getir, bana göster' diyorlardı. Gözaltında bazılarına kendi dışkılarını yedirmiştiler. Dışkılarını yememeleri durumda öldürmekle tehdit ediyorlardı. Gözaltında öldürmeler de çok oluyordu. Birçok kişiyi cezaevine girdikten sonra görmedim. Hatırladığım kadarıyla 2 üniversite öğrencisi vardı. Bu öğrenciler gözaltında çok ağlıyorlardı. Annelerinin kendilerini bulamayacağını söylüyorlardı. O öğrencileri gözaltından sonra bir daha görmedim. Muhtemelen askerler onları öldürmüşlerdi.

Gözaltı merkezinden bir başka gözaltı yerine götürüldüğünü söyleyen Eprem, babasının kendi durumunu sormasından dolayı merkez komutanlığı önünde askerler tarafından darp edildiğini belirtti.

"Ailem benden haftalarca haber almadı"

Eprem babasının darp edilme olayını şöyle anlattı:

Bir astsubay akrabam vardı. Babama benim yerimi söylemişti. Bunun üzerine durumumu soran babam askerler tarafından dövülmüştü. Askerler babamı dipçiklerle vurarak ‘Senin oğlun burada değil' diyorlardı. Babam da ‘ben oğlumun burada olduğunu biliyorum. Beni öldürseniz de gitmem. Oğluma bir şey olursa ben sizi mahkemeye veririm. Oğlumu sağ salim bana teslim edin' diyordu. Ben babamın o masumiyetini hiç unutmadım. O olaydan sonra ailem benden haber almadı. Bir başka gözaltı merkezine götürülmüştüm.

"Kimse kimseyle işkencenin verdiği acılardan dolayı konuşamazdı"

Gözaltında öldürülmek istendiğini anlatan Eprem, "Yeni getirildiğim gözaltı merkezinden kimse sağ çıkmıyordu. Bu gözaltı merkezinde yüzlerce kişi vardı. Burada yapılan işkencelerin dozu daha fazlaydı. Kimse kimseyle işkencenin verdiği acılardan dolayı konuşamazdı. Çünkü o kadar işkence görmüşlerdi ki, ancak kendi dertlerine düşüyorlardı. Bir gün bir asker geldi bize hitaben ‘Gece donlar asılacak' dedi. Ben de ne anlama geldiğini bilmediğimden bir şey anlamadım. Bu esnada çalıştığım işyerinde müşterim olan 2 astsubay vardı beni gördüler. Benim nasıl biri olduğumu biliyorlardı. Benim suçsuz olduğumu bilen bu astsubaylar beni oradan çıkartmak için çabalamıştı ki beni gece o gözaltı merkezinden aldılar. Gece yarısında birkaç sivil geldi. Askerler bu sivillere ‘Komutanım' diye hitap ediyordu. Bu sivil giyimli kişiler beni oradan aldılar. Bu esnada gözaltı merkezindeki askerler kendi aralarında ‘Niçin bunu bizden alıyorlar, biz bunu öldürelim' diyorlardı. Ardından mahkemeye çıkarıldım. Mahkemeye gelen dosyamda benim kısa bir süre gözaltında kaldığımı yazmışlardı. Halbuki aylarca gözaltında kaldım. Ardından tutuklanarak cezaevine konuldum." diye konuştu.

Cezaevinde yer kalmadığı için 900 kişi ile İstihkam Taburunda bir koğuşta kaldıklarını aktaran Eprem, cezaevinde de çeşitli baskılara maruz kaldığını belirtti.

"Koğuştakilere ‘Namaz kılan geberecek' diyorlardı"

Cezaevinde namaz kılınmasına engel olunduğunu aktaran Eprem, "900 kişinin içerisinde hatırladığım kadarıyla 35 kişi namaz kılıyordu. 3 gün sonra sadece namaz kılan ben kaldım. Diğer namaz kılanları korkutarak namazlarını kıldırtmadılar. Koğuştakilere ‘Namaz kılan geberecek' diyorlardı. Ben de bu duruma tepki göstererek ‘ben gebermeyeceğim şehit olacağım' diyerek bana zarar veremeyeceklerini söylüyordum. Allaha hamd olsun namazımdan taviz vermedim." dedi.

"1980'den beri yarım bir insan olarak kaldım"

Gördüğü işkenceler nedeniyle beyninde 2 damarın tıkandığını dile getiren Eprem, "Cezaevinden çıktıktan sonra gördüğüm işkencelerden dolayı sürekli hastanelik oldum. Doktor bana 2 defa beyin travması geçirdiğimi söyledi. Meğerse gördüğüm işkenceler nedeniyle bunlar olmuş. 1980'den beri yarım bir insan olarak kaldım." şeklinde konuştu.

"Darbe bir erozyondur önüne aldığını götürüyor"

15 Temmuz ABD destekli darbe girişimini değerlendiren Eprem şöyle konuştu:

"Sözde ülkemizi kötü insanlardan kurtarmak isteyen darbeciler bunun adını ne koyalım acaba bunları fikri, düşüncesi nedir, memlekete getirecekleri yarar nedir siz söyleyin? Darbelerin hiçbir faydası yoktur. Gençlere şunu söylemek istiyorum; düşünceniz ne olursa olsun, din karşıtı da olsanız, inanın ki darbelerin bir amacı, vicdanı, acıması yoktur. Darbeler tamamen dış düşmanların memleketimizi fakirliğe, açlığa, sefalete, kana, gözyaşına ve terör ortamına çevirmek için yaptıkları hamlelerdir. Darbe bir depremdir, erozyondur önüne aldığını götürüyor. Karanlığa bir kurşun sıkılır ve o karanlıkta kimseyi seçmez, darbenin durumu böyledir. Bugüne kadar olan bütün darbeler dış güçlerin etkisiyle olmuştur. Çünkü darbe demek ülkenin batması demektir. Darbe tamamen milletimizin halkımızın bir düşmanlığıdır. Gençleri terörizm etmektir." (M. Hüseyin Temel, Emrah Deniz, Mehmet Bozdaş – İLKHA)

İlgili Haberler

Editörün Seçtikleri

Mobil Uygulamamızı İndirin

Öne Çıkan Haberler