Antalya Bilim Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. H. Tarık Oğuzlu, Türkiye’nin dış politika stratejisini ve bölgedeki ülkelerle yaşanan gelişmeleri İlke Haber Ajansı’na (İLKHA) değerlendirdi.

Prof. Dr. H. Tarık Oğuzlu, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra yumuşak güç ve Avrupalılaşmanın biraz geri itilip, askeri güç unsurlarının kullanıldığı daha realist ve güvenlik endişelerini merkeze koyan bir dış politika izlenmekte olduğunu ifade etti.

“2011-2016 arası dönemde Türkiye’nin dış politikada kas gücünden ziyade arzuları doğrultusunda hareket ettiğini söyleyebiliriz”

AK Parti’nin izlediği dış politikayı 2002–2011 arası, 2011-2016 arası ve 2016 ve sonrası olmak üzere 3 döneme ayıran Oğuzlu, “2002-2011 arası son derece Batıcı, AB yanlısı, AB’nin değer ve normlarını merkeze koyan bir politikası var. Komşularla sıfır sorun politikası bu dönemin önemli argümanlarından birisi. Bu dönemde Türkiye izlediği dış politika sebebiyle bölge ülkeleri için ABD ve AB tarafından rol model olarak gösterilmekteydi. Türkiye İslam ve demokrasi değerlerinin bir arada olabileceğinin modeli olarak lanse edilmekteydi. 2011-2016 arası dönem Arap Baharı ile birlikte dış politikanın değişmeye başladığı bir dönem. 2011’de önemli iki olay yaşandı. İlki AK Parti üçüncü seçim zaferini büyük bir farkla kazandı. Diğer ise Arap Baharı. Bu iki olay Türkiye’nin dış politikada aşırı bir özgüven ile hareket etmesine sebep oldu. Bu dönemde bölge yeniden şekillendirilirken burada Ahmet Davutoğlu ile özdeşleştirilen bölgenin dizaynında Türkiye dizayn edici bir ülke konumunda görülmekteydi. Bu dönemde hâkim olan ana düşünce Türkiye bölge dizaynında ana unsur olmalı şeklindeydi. Tabi bu düşünceler doğrultusunda Türkiye’nin aktif olarak bölgedeki gelişmeleri dâhil gördük. Örneğin, İhvan Hareketi’nin iktidara gelmesinde alttan alta destek verildi. Yine aynı şekilde Suriye’deki olaylara müdahil olundu. Ancak tüm girişimlere baktığımızda sonucun olumlu veya istenilen yönde olduğunu söylemek mümkün değil. Çünkü bu dönemde Türkiye’nin arzuları ve kas gücü arasındaki makası arzuları yönünde kurgulayan ama kas gücünün buna yetmeyeceğinin de pek farkında olmayan bir dış politika izlediğini söyleyebiliriz.” dedi.

“Şu an beka söylemi üzerinden gerçekleştirilen bir dış politika var”

Oğuzlu konuşmasının devamında, “2015’ten sonra özellikle Rusya’nın Suriye’deki askeri gücünü hissettirmesiyle birlikte Türkiye daha realist bir dış politika izlemeye başladı. Özellikle Suriye ve diğer Ortadoğu ülkelerindeki çıkarlarını Rusya ve İran ile kontak halinde olarak gerçekleştirmeye çalıştı. 2016’dan sonra ise Türkiye’nin dış politikası daha ayağı yere basan ve arzularından ziyade kas gücüne göre hareket eden bir strateji izlemeye başladı. Bunun iki sebebi var. Birincisi Rusya’nın askeri gücünü hissettirmiş olması ve ikincisi 15 Temmuz darbe girişimi. Bu gelişmeler Türkiye’nin dış politikada ve iç politikada beka meselesini merkeze alması şeklinde ortaya çıktı. Bu da Türkiye’nin dış politikada daha gerçekçi hareket etmesini beraberinde getirdi. 15 Temmuz darbe girişiminden sonra dış politikada askeri unsurların daha fazla kullanıldığına şahit olduk. Mesela 2002-2011 arasında böyle bir şey söz konusu değil. 2002-2011 arası yumuşak güç, diplomasi, uluslararası ticaret ve karşılıklı bağımlılık var ama asla askeri unsurların kullanılması yok. Tamamen liberal bir dış politika izlenmekteydi. Ancak 2016 sonrasında askeri müdahaleler ile sonuç almaya çalıştık. Özellikle Irak’ta ve Suriye’de yapılan operasyonlar ile bu net bir şekilde gösterildi. Bu da gösteriyor ki yumuşak güç ve Avrupalılaşma biraz geri itilip, askeri güç unsurlarının kullanıldığı daha realist ve güvenlik endişelerini merkeze koyan bir dış politika var. Beka söylemini ben çok önemsiyorum. Çünkü bu söylem üzerinden gerçekleştirilen bir dış politika var şu an.” şeklinde konuştu.

“Türkiye şu an dış politika da aktif bir savunma yapıyor”

“2002’den bu yana Türkiye’nin olası düşmanları olarak tanımlayabileceğimiz ülkeler de boş durmadı." diyen Oğuzlu, şöyle devam etti: "Her şeyi dış güçlere bağlayan bir insan değilim ama şunu da görmemiz lazım örneğin şu an Doğu Akdeniz’de bir kutuplaşma var ve bu Türkiye ve diğerleri şeklinde gerçekleşiyor. Bu tabi bizim açımızdan iyi bir şey değil. Türkiye dış politika da böyle bir durumda olmaktan kaçınmalı ancak bu da çok mümkün görünmüyor. Çünkü bu bölgedeki ülkelerin neredeyse Katar hariç hepsi ile bir şekilde sorunlu veya kavgalıyız. Örneğin, Suriye’de Esad’dan dolayı kanlı bıçaklıyız, Mısır’daki yönetimi kabul etmiyoruz, BAE’yi 15 Temmuz darbe girişimin arkasındaki ülke olarak görüyoruz ve Libya ve başka birçok alanda da karşı karşıyayız. Yine Aynı şekilde AB Yunanistan’dan dolayı bizim karşımızda konuşlanmış durumda, ABD ile başta S400’ler olmak üzere birçok konuda karşı karşıyayız. Dolayısıyla şu an Türkiye Doğu Akdeniz’de yalnız kalmış durumda. Tabi buna rağmen Türkiye şu an savunma pozisyonunda görünmek istiyor. Çünkü sürekli savunma pozisyonunda kalmak zayıflık imajını ortaya çıkarır. Dolayısıyla Türkiye bundan dolayı aktif savunma ya da ileride bir hücum hattı kurarak bir savunma gerçekleştiriyor diyebiliriz.” 

“Doğu Akdeniz’deki enerji pastasından pay almak Türkiye’nin en doğal hakkı”

Türkiye’den bakıldığında Türkiye’nin ulusal çıkarlarını korumak adına yaptığı hamlelerin ülkeyi birçok ülke ile karşı karşıya getirdiğini belirten Oğuzlu, “Örneğin Doğu Akdeniz’deki enerji pastasından pay almak Türkiye’nin en doğal hakkı. Çünkü Akdeniz’e en uzun sınırı olan ülkelerden bir tanesi Türkiye. Aslında bizim en doğal hakkımız olan ve bize göre çok normal olan hamleler başka ülkeler tarafından Türkiye’nin emperyal arzuları şeklinde algılanmaktadır. Çünkü tarihi boyunca bu tarz konularda ülke dışına asker yollamamış bir Türkiye şu ana da Libya’da ve Doğu Akdeniz’de askeri argümanları çok aktif bir şekilde kullanmakta. Türkiye’nin hamlelerini anlamakta zorlanıyorlar. AK Parti’nin dış politika söylemi çok iddialı bir söylem. Tabi şu da var; AK Parti dış politikada yaşanan gelişmeleri iç siyaset malzemesi yapan da bir parti. Yani bence Cumhuriyet tarihi boyunca AK Parti kadar dış politikayı araçsallaştıran bir parti yok. Çünkü dışarıda elde edilen başarılar iç siyasete doğrudan etki ediyor. AK Parti de bunu çok iyi kullanıyor.” ifadelerini kullandı.

“Yunanistan’ın Türkiye’nin canını acıtma ihtimali sıfır”

Konuşmasının sonunda Oğuzlu, şunları söyledi: “Türkiye ve Yunanistan arasında yaşanan gelişmelere baktığımızda şunu rahatlıkla söyleyebiliriz, Yunanistan’ın Türkiye’nin canını acıtma ihtimali sıfır. Çünkü iki ülke arasında Türkiye lehine akla ziyan bir denge var. Ancak çok ilginç bir şekilde Yunanistan’da acayip bir Türkiye takıntısı var. Örneğin, Türkiye’de Yunanistan ile ilgili çıkan haber kat sayısı bir ise, Yunanistan’da çıkan Türkiye haberleri sayısı 10 kat fazladır. Kafayı Türkiye ile bozmuş durumdalar. Ancak Yunanistan ile olan ilişkide özgüvenli olması gereken taraf biziz. Çünkü Yunanistan’dan çekineceğimiz hiç bir şey yok. Yunanistan’ı Türkiye’ye karşı AB ülkeleri içerisinde en çok kullanan ülke Fransa. Çünkü Fransa emperyal bir ülke ve AB’yi kendi emperyal çıkarları için kullanmaya çalışıyor. Fransa Yunanistan’ı kullanarak Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de bir egemenlik kurmasını veya burada ki pastadan pay almasını istemiyor."(İLKHA)

YASAL UYARI: Yayınlanan yazılı haber, fotoğraf ve videonun tüm hakları İlke Haber Ajansı Basın Yayın San. Tic. A.Ş.'ye aittir. Hiçbir surette haber, fotoğraf ve videonun tamamı veya bir kısmı yazılı sözleşme yapılmadan veya abone olmadan kullanılamaz.

İlgili Haberler

Bizi Takip Edin

Editörün Seçtikleri

Mobil Uygulamamızı İndirin

Öne Çıkan Haberler