ABD baskısı büyüyor: UCM üyeleri peş peşe çekiliyor
Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM), kuruluşundan bu yana en zorlu dönemlerinden birini yaşıyor. 2002'de Roma Statüsü ile kurulan ve savaş suçları, soykırım ile insanlığa karşı suçların faillerini yargılamak amacıyla oluşturulan mahkeme, son dönemde artan siyasi baskılar, iç krizler ve üye ülkelerin peş peşe gelen çekilme kararlarıyla karşı karşıya kaldı.
Mahkemenin yaşadığı kriz, yönetim kademesindeki belirsizliklerin yanı sıra ABD'nin yürüttüğü yoğun diplomatik baskıyla daha da derinleşti.
Washington, özellikle müttefiklerinin UCM tarafından soruşturulmasını engellemek amacıyla mahkemeye yönelik yaptırım ve baskı politikasını genişletirken, bu süreç bazı ülkelerin Roma Statüsü'nden çekilme kararlarını da beraberinde getirdi.
Çad'ın kararı yeni dalgayı başlattı
Son çekilme kararını alan Çad, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres'e Roma Statüsü'nden ayrılma talebini resmen iletti. Böylece Çad, son dönemde Venezuela, Burkina Faso, Mali ve Nijer'in ardından aynı yönde adım atan beşinci ülke oldu.
Çad yönetimi, UCM'yi "coğrafi seçicilik" yapmakla suçlayarak soruşturmaların büyük bölümünün Afrika ülkelerine yöneldiğini savundu.
Hükümet, mahkemenin bugüne kadar açtığı 13 soruşturmanın 9'unun Afrika'da yürütüldüğünü, diğer bölgelerde açılan dosyalarda ise somut ilerleme sağlanamadığını belirterek UCM'yi "yeni sömürgeciliğin aracı" olarak nitelendirdi.
Çad Dışişleri Bakanlığının yayımladığı açıklamaya göre, çekilme kararında ABD'nin çağrısı da etkili oldu.
Açıklamada, ABD yönetiminin mahkemenin faaliyetlerine ilişkin endişelerini dile getirerek Çad'dan üyeliğini yeniden değerlendirmesini istediği ifade edildi.
Roma Statüsü'nün 127'nci maddesine göre bir ülkenin çekilme kararı, resmi bildirimin ardından bir yıl sonra yürürlüğe giriyor.
ABD ile UCM arasındaki uzun gerilim
ABD hiçbir zaman UCM'ye taraf olmadı. Başkan Bill Clinton döneminde Roma Statüsü müzakerelerine katılmasına rağmen Washington, Amerikan askerleri ve yetkililerinin siyasi saiklerle yargılanabileceği endişesiyle statüyü onaylamadı.
Başkan George W. Bush ise 2002 yılında ABD'nin imzasını geri çekti.
Aynı yıl kabul edilen "Amerikan Hizmet Mensuplarını Koruma Yasası", UCM'ye Amerikan vatandaşlarını teslim eden ülkelere yaptırım uygulanmasının önünü açarken, ABD yönetimine mahkeme tarafından gözaltına alınan Amerikan vatandaşlarının kurtarılması için geniş yetkiler tanıdı.
Washington ayrıca birçok ülkeyle ikili anlaşmalar yaparak Amerikan vatandaşlarının UCM'ye teslim edilmesini engellemeye çalıştı.
Buna karşın Bush ve Barack Obama dönemlerinde bazı dosyalarda mahkemeyle sınırlı iş birliği yapıldı.
ABD, 2005'te Darfur dosyasının, 2011'de ise Libya dosyasının UCM'ye sevk edilmesine engel olmadı.
Trump döneminde sertleşen politika
Donald Trump'ın ilk başkanlık döneminde ilişkiler yeniden gerildi.
UCM'nin Afganistan'da ABD askerleri ve CIA personeli hakkında olası savaş suçlarını soruşturması ile Filistin topraklarında işlenen suçlara ilişkin inceleme başlatması, Washington'un tepkisini çekti.
2018'de dönemin Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton, ABD'nin mahkemeyle hiçbir şekilde iş birliği yapmayacağını açıkladı.
Ardından dönemin Dışişleri Bakanı Mike Pompeo'nun tehditlerinin ardından dönemin Başsavcısı Fatou Bensouda'nın ABD vizesi iptal edildi.
Trump yönetimi 2020 yılında da UCM yetkililerine yaptırım uyguladı.
Joe Biden yönetimi göreve geldikten sonra bu yaptırımları kaldırsa da UCM'nin 2024 yılında siyonist rejim Başbakanı Binyamin Netanyahu hakkında tutuklama kararı talep etmesi Washington ile mahkeme arasındaki gerilimi yeniden artırdı.
İkinci Trump döneminde baskı genişledi
Donald Trump'ın yeniden başkan seçilmesinin ardından ABD yönetimi, Şubat 2025'te UCM'ye yönelik yaptırımları yeniden yürürlüğe koydu.
Washington, mahkemenin ABD ve siyonist rejime yönelik girişimlerini "hukuki dayanağı olmayan işlemler" olarak nitelendirdi.
Temmuz 2026'da ABD Dışişleri Bakanlığı, UCM'yi sistematik biçimde etkisiz hale getirmeyi amaçlayan kapsamlı bir hükümet stratejisinin yürütüldüğünü duyurdu.
Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise mahkemeyi ABD'nin egemenliğine yönelik kabul edilemez bir tehdit olarak tanımlayarak yeni yaptırımlar uygulanabileceği uyarısında bulundu.
Mahkemenin geleceği belirsiz
ABD'nin uyguladığı baskının, yalnızca siyasi düzeyde kalmadığı değerlendiriliyor.
Uzmanlara göre yaptırım tehdidi, UCM'nin yeni başsavcısını belirleme sürecini de olumsuz etkiliyor.
Mahkemenin başına geçecek ismin otomatik olarak ABD yaptırımlarıyla karşı karşıya kalabileceği endişesi, aday sayısını azaltabilecek önemli bir unsur olarak görülüyor.
Beyaz Saray'ın açıklamalarına göre yaptırımlar; mal varlıklarının dondurulması, finansal işlemlerin engellenmesi, UCM yetkilileri ile aile üyelerine ABD'ye giriş yasağı uygulanması gibi tedbirleri kapsayabiliyor.
Art arda gelen çekilme kararları, Washington'un artan baskısı ve mahkemenin yönetim krizinin birleşmesi, UCM'nin uluslararası meşruiyeti ve etkinliği açısından kuruluşundan bu yana karşılaştığı en ciddi sınamalardan biri olarak değerlendiriliyor. (İLKHA)
YASAL UYARI: Yayınlanan yazılı haber, fotoğraf ve videonun tüm hakları İlke Haber Ajansı Basın Yayın San. Tic. A.Ş.'ye aittir. Hiçbir surette haber, fotoğraf ve videonun tamamı veya bir kısmı yazılı sözleşme yapılmadan veya abone olmadan kullanılamaz.
Birleşmiş Milletler, kuruluşunun 81. yılında savaşlar, güç rekabeti ve uluslararası hukukun seçici uygulanması tartışmaları arasında tarihinin en kritik dönemlerinden birini yaşıyor. BM'nin geleceği, yalnızca Güvenlik Konseyi'nin reformuna değil, büyük güçlerin uluslararası kurallara uyup uymayacağına da bağlı.
Gazze Şeridi'nde yaklaşık 700 bin öğrenci, savaşın ağır yıkımına rağmen 2026-2027 eğitim öğretim yılına başladı. Ancak öğrencilerin dönüşü, sağlam ve güvenli okul binalarına değil, çadırlara, geçici öğrenme alanlarına ve uzaktan eğitime dayanıyor. Yaklaşık üç yıllık kesintinin oluşturduğu eğitim kaybı ise çocukların önündeki en büyük sorunlardan biri olarak öne çıkıyor.
Foreign Affairs’a göre modern savaşlarda üstünlüğü artık yalnızca gelişmiş silahlar değil; mühimmatın ne kadar hızlı yenilenebildiği, üretimin ne kadar sürdürülebildiği ve askeri başarının siyasi sonuca dönüştürülüp dönüştürülemediği belirliyor.
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, İran savaşı sırasında Pentagon'un resmi brifingleri yerine Orta Doğu, Avrupa ve Asya'daki ABD'li komutanlardan doğrudan gizli değerlendirmeler aldı. Komutanlar, Patriot ve uzun menzilli füze stoklarının kritik seviyeye indiğini, İran'ın beklenenden daha dirençli olduğunu ve savaşın Trump yönetiminin kamuoyuna açıkladığından çok daha ağır bir tablo ortaya koyduğunu bildirdi.