Kongo’da Ebola salgınında can kaybı 2 bin 325'e yükseldi
Kongo Demokratik Cumhuriyeti'nde Ebola salgınında hayatını kaybedenlerin sayısı 2 bin 325'e ulaştı. Salgın, 2018-2020 dönemindeki salgında kaydedilen can kaybını aşarak ülke tarihindeki en ölümcül Ebola salgını oldu.
KDC Kamu Sağlığı Enstitüsünün verilerine göre, son 24 saatte 101 yeni vaka tespit edilmesiyle kesinleşmiş vaka sayısı 4 bin 945'e çıktı.
Salgın nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı ise 2 bin 325'e yükseldi.
Birleşmiş Milletler, cuma günü yaptığı açıklamada, salgının yaklaşık her 30 dakikada bir kişinin ölümüne neden olduğu uyarısında bulundu. Virüsün ülkede en hızlı yayıldığı dönem olarak kayıtlara geçen salgın, KDC'nin 26 eyaletinden 6'sını etkiledi.
Vakaların 3 bin 400'den fazlası, salgının ilk kez bildirildiği ülkenin kuzeydoğusundaki Ituri eyaletinde tespit edildi.
Salgına neden olan nadir görülen "Bundibugyo" varyantına karşı henüz onaylanmış bir aşı veya tedavi yöntemi bulunmadığı belirtildi. Komşu Uganda'da ise başkent Kampala'da en az 20 vaka tespit edildiği açıklandı.
Dünya Sağlık Örgütü, KDC ve Uganda'daki Ebola salgınını mayıs ayında "uluslararası kamu sağlığı acil durumu" olarak ilan etmişti. (İLKHA)
YASAL UYARI: Yayınlanan yazılı haber, fotoğraf ve videonun tüm hakları İlke Haber Ajansı Basın Yayın San. Tic. A.Ş.'ye aittir. Hiçbir surette haber, fotoğraf ve videonun tamamı veya bir kısmı yazılı sözleşme yapılmadan veya abone olmadan kullanılamaz.
Suriye resmi televizyonu, işgalcilerin yaklaşık 10 askeri araçla Dera'nın batı kırsalındaki Abidin köyüne girdiğini ve baskın sırasında çok sayıda genci alıkoyduğunu bildirdi.
Belgorod Bölgesi'ndeki Koloskovo köyüne düzenlendiği belirtilen füze saldırısında 6 sivil hayatını kaybetti, 4 kişi yaralandı.
İran ile ABD arasında 18 Haziran'da imzalanan İslamabad Mutabakatı kapsamında öngörülen 60 günlük süre bugün sona ererken, Tahran "uzatılması gereken bir ateşkes" bulunmadığını belirtiyor. İran İslam Cumhuriyeti, ABD'nin deniz ablukasını kaldırmaması ve dondurulan İran varlıklarını serbest bırakmaması nedeniyle mutabakatın uygulanmasının Washington tarafından aksatıldığını belirtirken, Hürmüz Boğazı'nı egemenlik ve güvenlik şartları çerçevesinde önemli bir caydırıcılık unsuru olarak elinde tutuyor.