Bingöl’ün Genç ilçesinde düzenlenen “Aile, Bağımlılık ve Değerler Eğitimi” Çalıştayı’nda konuşan Prof. Dr. Cihad Yaşaroğlu, ailenin toplumun temel yapısı olduğuna dikkat çekerek, çocukların ve ailelerin korunması için anne-babanın yanı sıra eğitimciler, sivil toplum kuruluşları ve devletin de sorumluluk üstlenmesi gerektiğini söyledi.
Bingöl’ün Genç ilçesinde Genç İstişare Meclisi tarafından “Aile, Bağımlılık ve Değerler Eğitimi” Çalıştayı düzenlendi.
Aile kurumunun güçlendirilmesi, bağımlılıklarla mücadele, gençlerin karşı karşıya kaldığı sorunlar ve toplumsal değerlere ilişkin çözüm önerilerinin ele alındığı çalıştayda aile konusu, Prof. Dr. Cihad Yaşaroğlu tarafından ele alındı.
Konuşmasına Bingöl’ün kendisi açısından önemli bir yere sahip olduğunu belirterek başlayan Yaşaroğlu, daha önce de Genç ilçesinde öğrenci ve eğitimcilerle bir araya geldiğini ifade etti.
Yaşaroğlu, programda bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek daveti gerçekleştiren İbrahim Dağılma’ya teşekkür etti.
Bugünkü konunun çok önemli olduğunu vurgulayan Yaşaroğlu, aile meselesinin yalnızca kısa bir konuşmayla sınırlandırılabilecek bir konu olmadığını belirtti.
Ailenin bugün ülkenin temel meselelerinden biri olduğunu ifade eden Yaşaroğlu, 2025 yılının Aile Yılı ilan edilmesine ve önümüzdeki dönemde aileyle ilgili çalışmaların yoğunlaştırılacağının açıklanmasına dikkat çekti.
“Aile bir toplumun temel yapısıdır”
Ailenin toplumun temel yapısı olduğunu belirten Yaşaroğlu, toplumun bozulmasının aileden başladığını ifade ederek, “Siz bir toplumu bozmak istiyorsanız, dejenere etmek istiyorsanız öncelikli olarak aileden başlamanız en makulüdür. Aile çökertildiği zaman da maalesef toplum zayi olacaktır. Toplum çeşitli dezenformasyonlarla yüz yüze kalacaktır.” dedi.
Çalıştayda farklı sivil toplum kuruluşlarının temsilcilerinin bulunmasının önemli olduğunu belirten Yaşaroğlu, çözüm noktasında farklı kesimlerin bir araya gelmesinin kıymetli olduğunu söyledi.
Bir Afrika atasözünde, “Bir çocuğu yetiştirmek için bir köy lazım.” denildiğini aktaran Yaşaroğlu, çocuk yetiştirmenin yalnızca anne ve babanın veya öğretmenin sorumluluğunda olmadığını vurguladı.
Yaşaroğlu, “Tek başına anne babanın gayreti, tek başına bir öğretmenin gayreti kesinlikle yetmez. Bir tohumu yetiştirmek istediğinizde sadece bir kişinin değil, birçok kişinin, yani birçok paydaşın katkısını da almak gerekiyor. Çocuk yetiştirmek istiyorsak, aileyi ayakta tutmak istiyorsak sadece birey değil, toplumun da ama aynı zamanda kamunun da, devletin de bu konuda yetki alarak, inisiyatif alarak çözümler sunması gerekiyor.” ifadelerini kullandı.
“Aileyi bir havuz olarak düşünelim”
Konuşmasında aile ve çocukların yetiştirilmesini bir havuz örneği üzerinden anlatan Yaşaroğlu, bu örneği daha önce ulusal bir basın kuruluşuyla yaptığı röportajda da kullandığını, ancak röportajda yer olmadığı gerekçesiyle bu bölümün çıkarıldığını söyledi.
Yaşaroğlu, aileyi veya eğitilmek istenen çocuğu bir havuza benzeterek, bu havuzun çeşitli musluklardan doldurulmaya çalışıldığını ifade etti.
Havuza ahlak, iman ve sağlam karakter kazandırılmak istendiğini belirten Yaşaroğlu, anne, baba, öğretmen, toplum ve diğer paydaşların bu amaçla kendi “musluklarını” açtığını dile getirdi.
Ancak bir yandan havuz doldurulmaya çalışılırken diğer taraftan büyük musluklarla havuzun boşaltıldığını söyleyen Yaşaroğlu, öncelikle bu muslukların fark edilmesi gerektiğini vurguladı.
Yaşaroğlu, “Bugün aileyi konuşuyoruz, ahlakı konuşuyoruz, gençliği konuşuyoruz, çocuklarımızı konuşuyoruz. Ama diğer yandan şöyle başımızı kaldırıp bir baktığımızda medya, televizyonu, interneti, sosyal medyası her şeyiyle havuzun altını olduğu gibi boşaltmaya çalışıyor.” dedi.
“Ben ahlaki bir şey söylemeye çalıştığımda ‘Sen ahlak bekçisi misin?’ diyorlar”
Ailelerin çocuklarına değer kazandırma çabasının bazı söylemlerle engellendiğini belirten Yaşaroğlu, bu duruma tepki gösterdi.
Yaşaroğlu, “Ben ahlaki olan bir şeyler söylemeye çalıştığımda, yani kendi musluğumu açmaya çalıştığımda bana diyorlar ki: ‘Sen ahlak bekçisi misin? Bunlar sana mı düştü? Bırakın çocuk kendi kararını kendisi versin. Bırakın değerini kendisi seçsin.’ Ama özür diliyorum, bu sinsice ifadeden sonra benim musluklarım kapatılırken alttaki musluklara da kuvvet veriliyor.” ifadelerini kullandı.
İnternet ve televizyon içeriklerinin aile ve çocuklar üzerindeki etkisine dikkat çeken Yaşaroğlu, özellikle YouTube ve bazı televizyon programlarının incelenmesi halinde ne demek istediğinin daha iyi anlaşılacağını söyledi.
Toplumda herkesin iyi olduğunu düşündüğünü ancak buna rağmen çok sayıda sosyal problemin ortaya çıktığını belirten Yaşaroğlu, bu noktada toplumun kendi durumunu sorgulaması gerektiğini ifade etti.
“En büyük tehlike altında olan unsur ailedir”
Ailenin bugün en büyük tehdit altında bulunan unsurlardan biri olduğunu belirten Yaşaroğlu, ailenin küresel ölçekte uzun yıllardır hedefte olduğunu söyledi.
Yaşaroğlu, “Küresel ölçekte ben komplo teorisyeni değilim. Bir eğitimciyim, akademisyenim. Ama şunu biliyorum ki yüz yıllardır küresel ölçekte en büyük hedef tahtasında olan unsurlardan birisi aile. Neden aile? Başta ifade etmeye çalıştım. Aile çöktüğü anda toplumu da rahatlıkla çökertirsiniz.” diye konuştu.
Ailenin toplumun dinamiği olduğunu belirten Yaşaroğlu, değerlerin en iyi nerede öğrenildiğinin sorgulanması gerektiğini söyledi.
Okullarda çocuklara saygı, sevgi ve diğer değerlerin öğretilmeye çalışıldığını ifade eden Yaşaroğlu, Bingöl’de yaptığı bir araştırma sırasında bir öğretmenin kendisine anlattığı örneği aktardı.
“Okulun bahçesinde ekmekle top oynayan bir çocuğa ben hangi değeri verebilirim?”
Bir çocuğun aile içerisinde ekmeğe saygıyı öğrenememesi durumunda okulda değer eğitiminin tek başına yeterli olmayacağını belirten Yaşaroğlu, öğretmenin kendisine aktardığı örneği şöyle anlattı:
“Hocam diyor, ailede ekmeğe, bakın ekmek, ekmeğe saygıyı öğrenememiş. Okulun bahçesinde ekmekle top oynayan bir çocuğa ben hangi değeri verebilirim?”
Bunu birbirini suçlamak amacıyla söylemediğini belirten Yaşaroğlu, herkesin üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmesi gerektiğini vurguladı.
Kendisinin de bir eğitimci ve akademisyen olarak üzerine düşeni yapması gerektiğini ifade eden Yaşaroğlu, eve gittiğinde bir baba olarak, sınıfa girdiğinde ise öğretmen olarak sorumluluklarını yerine getirmesi gerektiğini söyledi.
“Alıştırmak istediğiniz şeye erişimi kolaylaştırın”
Ancak ailelerin ve eğitimcilerin karşı karşıya kaldığı, bireysel çabaları aşan büyük ölçekli problemlerin de bulunduğuna dikkat çeken Yaşaroğlu, alışkanlık kazandırma konusunda iki temel kural bulunduğunu; bunların "iyi davranışların yaygınlaştırılması için bunlara erişimin kolaylaştırılması, zararlı davranışların ise uzak tutulması" olduğunu söyledi.
Kitap okuma alışkanlığı üzerinden örnek veren Yaşaroğlu, “Örneğin kitap okunmasını istiyorsak her köşede kitaplar olsun. Çocuk kitabı görsün. Anne baba kitabı görsün. Kitap okunurken görsün.” dedi.
İyi ve güzel olan şeylerin bu şekilde yaygınlaştırılabileceğini belirten Yaşaroğlu, zararlı içeriklerin ise ailelerden uzak tutulması gerektiğini ifade etti.
Televizyonun dahi çocukların yaşam alanlarının baş köşesine yerleştiğini belirten Yaşaroğlu, günümüzde telefon ve diğer teknolojik cihazların ailelerin çocuklarını koruması açısından daha büyük bir sorun oluşturabildiğine dikkat çekti.
“Çocuğum evde kapıyı kilitliyor; ardında neler yapıyor haberim var mı?
Çocukların neredeyse tamamının telefon kullandığını ifade eden Yaşaroğlu, anne ve babaların çocuklarının telefon üzerinden ne yaptığını bilip bilmediğini sorguladı.
Yaşaroğlu, “Ben çelik kapılarla ailemi korumaya çalışırken, hırsıza karşı, arsıza karşı, affedersiniz, namussuza karşı kapıları kilitlerken benim çocuğum evde kapıyı kilitliyor; ardında neler yapıyor haberim var mı?” diye sordu.
Anne ve babaların çocuklarının dijital dünyadaki faaliyetlerinden haberdar olması gerektiğini vurgulayan Yaşaroğlu, ebeveynlerin kendi sorumluluklarının bulunduğunu ancak bazı problemlerin bireysel tedbirleri aştığını söyledi.
“Devlet de tedbir almalı”
Ailelerin ve çocukların korunması noktasında devletin de sorumluluk üstlenmesi gerektiğini ifade eden Yaşaroğlu, bazı yasal düzenlemelerin önemine dikkat çekti.
Yaşaroğlu, “Ben bir şeyleri kazandırmaya çalışırken öbür taraftan havuzun içini boşaltmaya çalışan unsurlar var.” dedi.
Son dönemde çocuklar ve gençler arasında kısa sürede popüler hale gelen bazı müzik gruplarına da değinen Yaşaroğlu, bir baba olarak bazı içerikleri engellemenin her zaman mümkün olmadığını, bu noktada devletin aldığı tedbirlerin önemli olduğunu söyledi.
Devletin aldığı bazı tedbirler sonucunda söz konusu grubun müzikten çekildiğini belirten Yaşaroğlu, “Müzik camiası çok mu kaybetti? Bence değil. Ama aile çok şey kazandı.” ifadelerini kullandı.
Bir çocuğun yetiştirilmesi ve bir ailenin ihya edilmesi için anne, baba, eğitimci, akademisyen ve STK'ların çabalarının tek başına yeterli olmadığını yineleyen Yaşaroğlu, devletin de sürece dahil olması gerektiğini belirtti.
“Zararlı olan bir neşriyat, benim evimin içine neden girsin?” diye soran Yaşaroğlu, devletin bu konuda gerekli tedbirleri alması gerektiğini söyledi.
“Önce havuzu boşaltan muslukların farkında olmalıyız”
Ailenin karşı karşıya bulunduğu tehditlere karşı ne yapılması gerektiğine de değinen Yaşaroğlu, çözüm için ilk adımın farkındalık olduğunu söyledi.
Yaşaroğlu, “Benim havuzumu boşaltan musluklar nelerdir? Ben çocuğumu ahlaklı yetiştirmeye çalışırken, karakterli yetiştirmeye çalışırken, iyi insan olarak yetiştirmeye çalışırken hangi musluklar bunu boşaltmaya gayret gösteriyor? Bunların farkında olman.” dedi.
Bu farkındalığın nasıl kazanılacağı noktasında ilim meclislerinin önemine dikkat çeken Yaşaroğlu, ikinci önemli adımın ise okuma seferberliği olduğunu ifade etti.
“Bizim okuma seferberliği başlatmamız lazım”
Teknolojinin insanları okumaktan uzaklaştırdığını belirten Yaşaroğlu, ailelerin ve gençlerin yeniden kitaba, kâğıda ve kaleme yönlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Eğitimde dijitalleşme konusunda akademisyen ve eğitimci olarak deneyimlerine değinen Yaşaroğlu, teknolojiye büyük yatırımlar yapılmasına rağmen dünyanın önde gelen eğitim sistemlerinde yeniden kitap ve kâğıda dönüş yönünde çalışmalar yapıldığını ifade etti.
“Back to paper, back to books” kampanyalarına dikkat çeken Yaşaroğlu, bunun “kâğıda, kaleme, kitaba geri dönüş” anlamına geldiğini söyledi.
Teknolojinin tamamen reddedilmemesi gerektiğini belirten Yaşaroğlu, teknolojinin insan hayatını kolaylaştıran önemli bir araç olduğunu ifade etti.
Yapay zekâ ve teknoloji konusunda da değerlendirmelerde bulunan Yaşaroğlu, teknolojinin yok sayılamayacağını belirtti.
Yaşaroğlu, “Yapay zekâyı yok sayan toplum, 10 yıl sonrasının geride kalmış toplumudur. Kusura bakılmasın. Teknolojiyi yok sayan toplum, 10 yıl sonrasının, 5 yıl sonrasının geri kalmış toplumudur.” dedi.
Amerika'nın yapay zekâya yaptığı yatırımların büyüklüğüne dikkat çeken Yaşaroğlu, bu alandaki yatırımların toplumların ve insanların yönlendirilmesi açısından da önemli olduğunu ifade etti.
Ancak yapay zekânın insanın özgün düşüncesinin yerini almaması gerektiğini vurgulayan Yaşaroğlu, insanların bir kitap, makale veya konferans hazırlarken doğrudan yapay zekânın sunduğu bilgileri kullanmasının özgün düşünceyi zayıflatabileceğine dikkat çekti.
Yaşaroğlu, “Yapay zekâ İbrahim Hocam'a aynı cevabı veriyor. Bana aynı cevabı veriyor, muhterem büyüğüme aynı cevabı veriyor, Bayram Hocam'a aynı cevap veriyor. Nerede kaldı o orijinal görüş? Benim fikrim nerede kaldı?” diye sordu.
Bir konferansa davet edilen kişinin yapay zekâdan birkaç kelime alıp slayta yansıtmasının mümkün olduğunu ancak bunun kişinin kendi düşüncesinin yerini almaması gerektiğini söyledi.
“Estetik bağımlılığı diye bir şey başladı”
Konuşmasında babasıyla ilgili bir anısını da paylaşan Yaşaroğlu, babasının pazardan eğri ve biçimsiz sebze-meyveleri tercih ettiğini anlattı.
Babasının kendisine, “Bak, daha düzgünü orada duruyor.” dediğinde ise “Oğlum, onlar hormonlu.” şeklinde cevap verdiğini aktaran Yaşaroğlu, günümüzde insanların giderek tek tipleştiğini söyledi.
“Estetik bağımlılığı diye bir şey başladı. Tüm insanlar tek tipleşmeye doğru gidiyor. Bilgide tek tipleşmeye doğru.” diyen Yaşaroğlu, insanların kendi özgün düşüncelerini koruması gerektiğini ifade etti.
“Okuma seferberliği bunun bir yoludur”
Okumanın özgün düşüncenin korunması açısından önemli olduğunu belirten Yaşaroğlu, küresel ölçekte bilginin dijitalleşmesiyle ilgili bazı iddialara da değindi.
Amazon isimli büyük şirketin dünya üzerindeki kitapları toplatıp dijitalleştirerek bu kitapları imha ettiği yönünde iddialar bulunduğunu belirten Yaşaroğlu, bu ifadenin bir iddia olduğunu özellikle vurguladı.
Yaşaroğlu, “Bu ne demek? Bu şu demek: 3-5 yıl sonra nasıl ki bu masadakilerin hepsi aynı düşünce sistemindeyse, küresel ölçekte de benim önüme sunulan bilgi neyse akademisyen olarak ben onu papağan gibi tekrar edeceğim. Ailelere önereceğim.” dedi.
Güçlü ve yatırım yapan yapıların gelecekte aileleri bilgi yönünden de yönlendirebileceği uyarısında bulunan Yaşaroğlu, bu nedenle ailelerin ve gençlerin bilinçlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Aileyi ve gençleri ayakta tutmak isteyen toplumun öncelikle şuurlanmayı başlatması gerektiğini belirten Yaşaroğlu, bunun önemli adımlarından birinin istişare ve tezekkür meclisleri, diğerinin ise okumak olduğunu ifade etti.
“Gençlerimizi ve ailelerimizi okuma seferberliğiyle kâğıda ve kaleme yönlendirmeliyiz”
Konuşmasının sonunda ailelerin ve gençlerin yeniden okumaya yönlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Yaşaroğlu, “Benim kanaatimce şuurlanmanın birkaç tane büyük adımı varsa bunlardan birisi bu meclisler, bu tezekkürlerse ikincisi de okumadır. Tüm gençlerimizi, ailelerimizi bir okuma seferberliğiyle kâğıt kaleme yönlendirmenin çözümlerini aramak durumundayız.” dedi.
Yaşaroğlu, konuşmasında ele alınan konuların hayata geçirilmesi temennisinde bulunarak, programın düzenlenmesinde emeği geçenlere teşekkür etti. (İLKHA)
YASAL UYARI: Yayınlanan yazılı haber, fotoğraf ve videonun tüm hakları İlke Haber Ajansı Basın Yayın San. Tic. A.Ş.'ye aittir. Hiçbir surette haber, fotoğraf ve videonun tamamı veya bir kısmı yazılı sözleşme yapılmadan veya abone olmadan kullanılamaz.
Mardin Aşiretler İstişare Meclisi Çalıştayı'nda konuşan Prof. Dr. Abdullah Atlı, "Bağımlılıkta ne kadar erken yaşta başlarsa o kadar ciddi bağımlılığı oluyor. O kadar bırakması zor oluyor. Bir maddeye ne kadar ulaşmak kolaysa o kadar bağımlılık riski artıyor." dedi.
Yazar ve siyasetçi Abdülbaki Erdoğmuş, Bingöl'ün Genç ilçesinde düzenlenen “Aile, Bağımlılık ve Değerler Eğitimi” Çalıştayı’nda aile kurumunun korunmasının önemine dikkat çekerek, siyasi tercihlerin aileleri, komşulukları ve dostlukları parçalamaması gerektiğini söyledi.
Bingöl'ün Genç ilçesinde "Aile, Bağımlılık ve Değerler Eğitimi" Çalıştayı başladı. Genç İstişare Meclisi tarafından düzenlenen çalıştayda aile kurumunun güçlendirilmesi, uyuşturucu ve sanal kumar başta olmak üzere bağımlılıklarla mücadele, gençlerin karşı karşıya kaldığı sorunlar ve toplumsal değerlere ilişkin çözüm önerileri ele alınıyor.