Dijital çağın bir getirisi olan bireyselleşmeye karşı aile içi iletişimin yeniden canlandırılmasına ilişkin konuşan Uzman Psikolog Servet Aşan, aile içerisinde birlikte yenen yemeklerin, yapılan küçük aktivitelerin aile bağlarını yeniden canlandırabileceğini söyledi.
Dijitalleşmeyle birlikte aile bireyleri arasındaki iletişim biçimi de değişiyor. Akıllı telefonlar, sosyal medya ve dijital platformlar iletişimi kolaylaştırırken, aynı evde yaşayan bireylerin yüz yüze geçirdiği zamanı ve birbirlerini dinleme alışkanlığını da etkileyebiliyor. Özellikle ebeveynlerin ve çocukların ekran karşısında geçirdiği sürenin artması, aile içinde iletişim kopukluklarına ve kuşaklar arası anlaşmazlıklara zemin hazırlayabiliyor. Uzmanlar, teknolojinin tamamen hayatın dışına itilmesi yerine aile içinde sağlıklı kullanım sınırlarının belirlenmesi ve yüz yüze iletişim için özel zamanlar oluşturulmasının önemine dikkat çekiyor.
Dijitalleşme ile birlikte çağımızın bir hastalığı haline gelen bireyselleşme ve bunun aile ilişkilerine etkisi üzerine İLKHA muhabirine konuşan Uzman Psikolog Servet Aşan, birlikte yapılacak küçük aktivitelerin ilişkileri yeniden canlandıracağını ifade etti.
"Dijitalleşme aile bağlarını koparma noktasına getirdi"
Aşan, "Aile bireyleri maalesef geldiğimiz noktada artık teknolojinin gelişmesi, bireysel hayatın daha fazla ön plana çıkması, modern yaşamın etkileri derken aile içi etkileşimin çok daha az düzeyde, etkileşimin zayıf olduğu bir çağa geldik. Bu çağın içerisinde artık bir arada birlikte olmak anlamına gelmiyor. Pandemi döneminde hatırlarsanız yine bir aradaydık ama bu bir arada olmak birbirimizi tanımak, birbirimizle iletişim kurmak değildi. Pandemi döneminde zorunlu ve uzun süre bir durum yaşandığı için o dönemde insanlar babasını, annesini, kardeşlerinin nasıl karakterler olduğunu tanımaya başlamıştı. Fakat o süreçten sonra dijitalleşmenin bu kadar aktif olduğu bir sürece girdiğimiz için maalesef ki artık bireysel anlamda sohbetlerin azaldığı ve sadece artık dijital ortamda ilişkilerin yürütüldüğü bir sürece geçtik. Geldiğimiz noktada dijitalleşmenin getirisi olarak da iletişimin tamamıyla kopma noktasına geldiği bir çağa geçmiş bulunmaktayız. Buradaki sorun sadece bireysel bir sorun değil, aslında global bir sorundur. Bu sadece geleneklerimize bağlı olarak, aile içi iletişimin sürdürülmesi ya da bir aile içindeki bir kişinin yaşadığı problemi çözme konusu değil, ailenin kendi problemidir. Bu dönemin içerisinde dijitalleşme sadece aile ilişkilerindeki sevgi bağını, güvenlik arayışını ya da farklı anlamdaki bütün nitelikleri maalesef ki artık en zayıf, en düşük profile çekmiş durumdadır." dedi.
"Yoğun çalışma temposu aile içi iletişimi olumsuz etkiliyor"
Aşan, "Yoğun çalışma temposunda insan eve geldiği sadece fiziksel olarak bir yorgunluk değil zihinsel olarak da yorgunluk oluyor. Dışarıda da uyarıcılar çok fazla. Eskisi gibi daha rutin daha basit şeylerle ilgilenmiyoruz. Bu nedenle de uyarıcıların aşırı olmasından kaynaklı kişiler eve geldiklerinde artık dinlenmek istiyorlar. Sadece sessiz oturmaları bile kendilerine hem zihinsel hem fiziksel olarak bir dinlenme, bir rahatlama imkânı sunuyor. Bu tarz durumlarda eğer bundan da mustarip kalırsa bu kişiler, eve geldiklerinde bu defa da iletişim kopukluğuyla uğraştıkları için de maalesef dışarıdaki kaosu evin içerisine taşımış oluyorlar." diye konuştu.
Küçük aktiviteler aile içi iletişimi yeniden canlandırır
Ailede iletişimin güçlendirilmesi adına büyük organizasyonlara gerek kalmadan küçük etkinliklerle de olumlu katkı sunulabileceğini vurgulayan Aşan, "Geleneklere bağlı kalmak birlikte bir şeyler yapmak aslında sadece yemekler usulünde bir arada olmayı değil, birçok konuda bir arada olmaya çalışmak, aile için çok önemli bir dinamiktir Çünkü orada sadece yemek yemiyoruz. Aslında aile üyeleri bir arada bir şeyler yapıyorlar. Bunu bir aktivite olarak görebiliriz. Bunu bir arada sohbet etme için fırsat olarak görebiliriz. Yani orada sadece yemek yenmiyor. Kişinin ne o gün ne yaşadığı, yemeğin nasıl olduğu konuşuluyor. Aslında bir aktivite oluyor. Bu açıkçası birazcık daha etkinlik anlamında görülmeli ve bu gibi şeylerin de sürdürülmesi gereklidir. Her zaman bu konuları düşündüğümüzde çok büyük olaylar bekliyoruz. Çok büyük etkinlik düşüncelerimiz oluyor. Bu yüzden de adım atmıyoruz. Bu tarz durumlar Aslında büyük organizasyonlara ihtiyaç yoktur. Evde oturduğunuzda bir akşam yemeği yediğinizde de bu da bir aktivite sayılıyor. Bunun dışında yirmi dakika telefonsuz televizyonsuz bir sohbet imkânınız olursa bu da bir aktivitedir. Hep birlikte yürüyüş yapmak, hep birlikte bir organizasyon planlamak, bu çok basit organizasyon Olabilir. Bütün bunları devreye aldığınızda bile aslında bahsettiğimiz günümüz modern dünyasında siz aile içi dinamiğinizi korumuş olursunuz. Ancak çok büyük organizasyonlar düşünürseniz maalesef kendiniz için de büyük adımlar olduğu için burada erteleyebilirsiniz, stresli olabilir, aile üyelerini ikna etmek zorlaşabilir. Bu da bu etkinliği, bu organizasyonu iptal etmeniz anlamına gelir. Dediğim gibi illa çok büyük şeyler düşünmeye gerek yok. Bir arada oturmanız bile bu konuda yeterli olacaktır." şeklinde konuştu. (İLKHA)
YASAL UYARI: Yayınlanan yazılı haber, fotoğraf ve videonun tüm hakları İlke Haber Ajansı Basın Yayın San. Tic. A.Ş.'ye aittir. Hiçbir surette haber, fotoğraf ve videonun tamamı veya bir kısmı yazılı sözleşme yapılmadan veya abone olmadan kullanılamaz.
Terörsüz Türkiye sürecinde gelinen aşamayı değerlendiren HÜDA PAR Sözcüsü ve Batman Milletvekili Serkan Ramanlı, çerçeve kanunun yürürlüğe girmesinin ardından düzenlemelerin uygulanabilmesi için örgütün kendini feshettiğinin ve silahlarını teslim ettiğinin teyit edilmesi gerektiğini belirtti.
Milli Eğitim Bakanlığının hazırladığı yeni yönetmelikle sürücü adaylarının direksiyon sınavlarında yeni bir döneme geçilmesi bekleniyor. Sürücü kursu işletmecisi Muhammed Polat, sabit parkur uygulamasının kaldırılarak sınavların akan trafikte gerçekleştirileceğini, sınav sürelerinin uzatılacağını ve adayların daha fazla direksiyon eğitimi almasının öngörüldüğünü söyledi.
Adana'da gündeme gelen hasta mahremiyeti tartışmasına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Avukat Muhammed Ali Özdemir, eğitim ve araştırma hastanelerinde dahi hastanın rızası olmadan üçüncü kişilerin muayenede bulunamayacağını belirterek, kadın hastaların hekim tercihine ve mahremiyet taleplerine saygı gösterilmesi gerektiğini ifade etti.