Avrupa göç politikasında sert viraj: Sınır dışı merkezleri ve toplu geri gönderme planı
Avrupa Birliği, göç politikalarında kapsamlı bir değişikliğe giderek düzensiz göçmenlerin daha hızlı sınır dışı edilmesini ve birlik dışındaki ülkelerde geri gönderme merkezleri kurulmasını öngören yeni düzenlemeler üzerinde uzlaştı. İnsan hakları kuruluşları ise Avrupa'nın, Donald Trump döneminde ABD'de uygulanan tartışmalı göç politikalarına benzer bir yola sürüklendiği uyarısında bulunuyor.
Avrupa Birliği, son yılların en tartışmalı başlıklarından biri olan göç konusunda yeni ve daha sert bir dönemin kapısını araladı.
Avrupa Komisyonu, Avrupa Birliği Konseyi ve Avrupa Parlamentosu arasında varılan anlaşma, iltica başvurusu reddedilen veya ülkede kalma hakkı bulunmayan göçmenlerin daha hızlı şekilde sınır dışı edilmesini hedefliyor.
Yeni düzenleme kapsamında AB üyesi ülkeler, birlik sınırları dışında "geri dönüş merkezleri" kurmak için üçüncü ülkelerle ikili anlaşmalar yapabilecek.
Bu merkezlerde tutulacak göçmenlerin daha sonra geldikleri ülkelere gönderilmesi planlanıyor.
Avrupa sınırlarını dışarıdan korumaya hazırlanıyor
Avrupa basınında yer alan bilgilere göre Almanya, Avusturya, Hollanda, Danimarka ve Yunanistan başta olmak üzere birçok ülke, geri gönderme merkezlerine ev sahipliği yapabilecek ülkelerle görüşmeler yürütüyor.
Bu ülkelerin büyük bölümünün Afrika kıtasında bulunduğu belirtiliyor.
İtalya'nın Arnavutluk ile yaptığı ve düzensiz göçmenlerin Arnavutluk'taki merkezlerde tutulmasını öngören anlaşma ise yeni modelin öncüsü olarak gösteriliyor.
Brüksel yönetimi, yeni düzenlemelerin sınır dışı süreçlerini hızlandıracağını ve reddedilen iltica başvurularının ardından yaşanan hukuki ve idari tıkanıklıkları azaltacağını savunuyor.
Trump dönemine benzetildi
Ancak insan hakları örgütleri ve göç alanında çalışan kuruluşlar, Avrupa'nın giderek daha sert ve güvenlik odaklı bir göç anlayışına yöneldiğini belirtiyor.
Hak savunucuları, düzensiz göçmenlerin Avrupa dışındaki merkezlerde tutulmasının, Donald Trump döneminde ABD'nin uyguladığı tartışmalı göç politikalarını hatırlattığını ifade ediyor.
Eleştirilerde, göçmenlerin hukuki destekten mahrum kalabileceği, uzun süreli idari gözaltı uygulamalarının yaygınlaşabileceği ve sığınma hakkının fiilen zayıflatılabileceği uyarıları öne çıkıyor.
Sağ siyasetin yükselişi etkili oldu
Uzmanlara göre Avrupa'da göç politikalarının sertleşmesinde son yıllarda yükselen sağ ve aşırı sağ partilerin etkisi büyük.
Özellikle 2024 Avrupa Parlamentosu seçimlerinde göç karşıtı söylemleriyle öne çıkan partilerin güç kazanması, hükümetler üzerindeki baskıyı artırdı.
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen de yeni düzenlemeleri savunurken, 2015 yılında yaklaşık bir milyon göçmen ve sığınmacının Avrupa'ya ulaştığı göç krizinin tekrar yaşanmaması gerektiğini dile getirmişti.
İnsan hakları kuruluşlarından uyarı
İnsan hakları örgütleri ise yeni sistemin, Avrupa Birliği Temel Haklar Şartı'nda güvence altına alınan koruma mekanizmalarını zayıflatabileceğini belirtiyor.
Kuruluşlar, özellikle savaş, işkence veya siyasi baskı riski bulunan ülkelere yapılacak geri göndermelerin ciddi insani sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulunurken, Avrupa'nın sınır güvenliği ile insan hakları arasındaki dengeyi koruması gerektiğini vurguluyor.
Yeni göç paketi, Avrupa'nın düzensiz göçle mücadelede daha sert araçlara yöneldiğini ortaya koyarken, kıtanın önümüzdeki yıllarda göç ve insan hakları ekseninde daha yoğun tartışmalara sahne olacağının işaretlerini veriyor.
Göçün ardındaki zorunluluk göz ardı ediliyor
Uzmanlar, Avrupa'ya ulaşmaya çalışan insanların büyük bölümünün ülkelerini keyfi nedenlerle değil, savaş, iç karışıklık, siyasi istikrarsızlık, yoksulluk ve güvenlik sorunları nedeniyle terk etmek zorunda kaldığına dikkat çekiyor.
Afrika, Ortadoğu ve Asya'nın çeşitli bölgelerinden yola çıkan milyonlarca kişi, yaşadıkları ülkelerde hayatlarını sürdürebilecek temel şartları bulamadıkları için tehlikeli göç rotalarına yöneliyor.
Avrupa'da hayat çoğu zaman sanıldığı kadar kolay değil
Göçmenler Avrupa'ya ulaştıktan sonra da ciddi sorunlarla karşı karşıya kalıyor.
Birçok ülkede geçici kamplarda veya kalabalık merkezlerde yaşamak zorunda kalan göçmenler, iş bulma, barınma, sağlık hizmetlerine erişim ve toplumsal uyum gibi alanlarda önemli güçlükler yaşıyor.
Ayrımcılık ve yabancı düşmanlığı da göçmenlerin karşılaştığı temel sorunlar arasında yer alıyor.
Küresel krizlerin sorumluluğu tartışılıyor
Göç hareketlerinin nedenleri üzerine yapılan değerlendirmelerde, birçok ülkenin bugün karşı karşıya bulunduğu siyasi ve ekonomik sorunların tarihsel arka planına da dikkat çekiliyor.
Uzun yıllar süren sömürgecilik politikaları, dış müdahaleler, vekâlet savaşları, kaynakların kontrolü için yürütülen mücadeleler ve adaletsiz küresel ekonomik düzenin, birçok bölgede istikrarsızlığı derinleştirdiği belirtiliyor.
Bu nedenle bazı uzmanlar, göçü yalnızca bir güvenlik meselesi olarak değil, küresel adalet ve sorumluluk çerçevesinde değerlendirmek gerektiğini savunuyor.
Dayanışma çağrısı
İnsan hakları kuruluşları ise göç tartışmalarında güvenlik kaygılarının yanı sıra insani boyutun da göz önünde bulundurulması gerektiğini vurguluyor.
Kuruluşlar, savaşlardan, açlıktan ve yoksulluktan kaçan insanların her şeyden önce temel haklara sahip bireyler olduğuna dikkat çekerek, devletlerin sınır güvenliğini sağlarken insan onurunu koruyan politikalar geliştirmesi gerektiğini ifade ediyor.
Uzmanlara göre göç meselesinin kalıcı çözümü, yalnızca sınırları daha sıkı korumaktan değil, insanların kendi ülkelerinde güvenli ve insanca yaşayabilecekleri şartların oluşturulmasından geçiyor. (İLKHA)
ئاگاداری: مافی له به رگرتنه وه ی بابه ته كانی ئیلكھه، پارێزراون ھه واڵی نوسراو، وێنه، ڤیدیۆ، به ھه مو جۆرێكیان، بۆ به ده ست ھێنان پێویسته نوسراو له نێوانمان ھه بێت یان به ڕه زامه ندی ئێمه بێت، پێچه وانه كه ی به ر پرسیاره تی یاسای تیایه